Makale

OSMANLI MEDRESELERİ VE EĞİTİM METODLARI

OSMANLI MEDRESELERİ VE EĞİTİM METODLARI

İhsan EZHERLİ

Osmanlı İmparatorluğu’nun, dînin yükseltilmesi, ilmin, irfânın korunması yolunda gösterdiği çabalar İstanbul ve İstanbul dışındaki medreseler ve diğer irfan yuvalan ile sabittir.

Osmanlı medreselerinden öyle âlimler yetişmiştir ki, bunlar din ala­nında ve diğer bütün ilim dallarında liyakatlerini, verdikleri eserleri ile is- bat ettiler. Osmanlı imparatorlarının her husustaki müşavirleri, hürmete şayan hocaları bu medreselerden yetişmiş, ilim, din ve devlet adamları idi.

Osmanlı İmparatorluğu üç esaslı temel üzerine kurulmuştu. Bu esas­lar şunlar idi:

1 — Ahlâkî fazilet.

2 — Fikri kuvvet.

3 — Maddî kuvvet.

Bu üç temeli tesbit eden ve Osman Gâzi’ye telkin eden, o devrin bü­yük hocası, din adamı Şeyh Edebâlî idi.

Fatih asrına gelince, bu devir ilmin bereketi ve zaferlerin çokluğu ile tanınır. Fatih’in büyük hocalan ise, Molla Hüsrev, Molla Gürânî gibi fa­ziletli âlimlerdi.

Yavuz Sultan Selim, Müfti’s-Sakaleyn unvânı ile tanınan İbn-i Ke­mal’i hazarda ve seferde yanından ayırmazdı. Ebussuud Efendi ise Ka­nunî devrinin şeriat, akıl, mantık alanında yenilmez bir âlimi idi.

İşte Osmanlı imparatorları kuvvet ve adaletlerini, yetişen bu mukte­dir âlimler sayesinde sağladılar.

İstanbul’da teşkilâtlanmış, metodlu medrese tahsili Fatih devrinde başlar. Vakıa Fatih Medresesinden yetişmemiş Şeyh Edebâlî, Kara Halil, Molla Hüsrev, Molla Gürânî, Hızır Bey gibi azametli bâzı âlimlere tesadüf edilir. Bunlar fikrî kudretleri ve kabiliyetleri sayesinde kendilerini yetiş­tirmiş âlimlerdir.

Fatih, yaptırmış olduğu muazzam medresesinin resmî açılışında, Şeyhülislâmı ve Sadrıa’zamı ile birlikte bizzat bulunmuştur. Fatih kurdu­ğu bu medreselerin tedrisatım, programlarını Türkistan’dan davet edip getirttiği Ali Kuşçu ile Molla Hüsrev gibi iki dâhinin yardımları ve o za­manlar mevcut olan birçok âlimlerin de fikrini alarak bizzat kendisi tes­bit etmiştir. Bu medreselerde ders veren âlimlere tarif edilmeyecek dere­cede hürmet ederdi.

İlim öğrenmeye azmetmiş olan bir kimse önce bu medresede ders ve­ren âlimlerden bir zatın tedrisatına devam ederdi. Hariç dersleri adı ve­rilen dersleri ondan okurdu. Bu dersler giriş mahiyetinde olan derslerdi. Bundan sonra dâhil denen dersleri okumak için diğer birtakım müderris­lere talebelik ederdi. Bunlar daha sonra Sahn kısmında okurlardı. Me- dâris-i Sahn adı verilen kısım Fatih Camiinin iki tarafında kârgir kurşun­lu sekiz adet medresedir, ki bunlar Sahn-ı Semân adım alırlar. Bu yerler­de ders veren müderrislerin buralara intisapları da çok zor idi. Sahn-ı Semanda oda sahibi olan talebelerin ilim bakımından hiç eksiklikleri ol­mayıp hattâ bunlardan bazıları ilmî eserler vermiş şahıslardır. Bu hüc­relerin kıdemlilerine de Muid ismi verilirdi. Muid ismi verilen bu şahıs­lar, Sahn-ı Semân medreselerinin arkasında bulunup, idâdî hükmünde olan Tetimme medresesinde okuyan talebeye de ders verirlerdi. İşte bu yollardan tahsil eden kimselerin isimleri Cerîde-i Devlet’te kaydolunca usûlen kadı olurlardı.

Fatih bu medreseleri açmakla, saltanat merkezi olan İstanbul’u dün­yaca meşhur bir ilim merkezi hâline getirmiştir.

Bu tahsil mertebelerini zamanımızla kıyas edecek olursak: Sahn-ı Seman medresesi fakülte, Tetimme medreseleri ki birer idadî yâni lise, İptidâ-i Dâhil medreseleri ortaokul, İptidâ-i Hariç medreseleri ilkokul hükmünde idi. Sahn-ı Semân medreselerinin çeşitli şubeleri vardır. Muh­telif ilimler bu medreselerde okutulur, hâkimler, tabibler, mü­hendisler hep bu medreselerde yetişirdi. Fazıl Ahmet Paşa, Müderris Os­man Paşa gibi şahıslar da Müderrislikten nezarete yükselmiş olup ilim ve liyakat bakımından ehliyetlerini nezâretlerinde de isbat etmişlerdir.

Bulundukları medreselerde arkadaşları arasında üstünlük göstermiş olanlar nâil-i Rüûs olurlardı. Bunlar aşağı derecede olan medreselerde mü­derris olurlar ve derece derece yükselip İstanbul ve Edirne gibi şehirlere kadı olabilirlerdi. Büyük küçük, bu âlimlere herkes son derece hürmet ederdi. Bu âlimler bu makamlarında 15-20 sene kalırlar ve makamların­da kaldıkları müddetçe adaletten hiç ayrılmazlardı. Hizmetlerini tamamla­yanlar da muayyen bir zaman sonra yüksek maaşla tekaüt olurlardı, işte Fatih zamânında medreselerin durumu bu idi.

Kanunî devrinde ise, ordu îlâ-yı Kelimetu’llâh için merkez-i hükümet­ten doğuya ve batıya doğru sık sık sefere çıkardı. Bu muazzam, ordunun, tabib, mühendis, cerrah gibi meslek erbâbına ihtiyâcı vardı. Bunun için Süleymâniye câmi-i şerifi civânnda tıp ve riyâziye tahsiline mahsus ol­mak üzere birtakım medreseler inşâ edildi.

Ezcümle bir tıp medresesi inşâ edilip onun yanında da bir dârüşşifâ inşâ edildi.

Kanunî, dünya şâheserleri içinde sayabileceğimiz eserinin yâni Süleymaniye câmiinin yanında dört büyük medrese yaptırdı. Bu medreseler­de çeşitli ilimler okutulduğu gibi bilhassa riyaziyeye önem verilmişti. Yi­ne bu câmiin yanında bir Dâr-ül-Hadîs inşâ olundu. Kanunî zamânında medreselerde bu şekilde ayrı ilim dallarında tedrisat yapıldığından, tah­sil akademik bir şekil aldı.

Dâr-ül-Hadîs’in müderrisi kıdem bakımından diğer müderrislerin fev­kinde idi. Süleymaniye medresesinde bulunan birtakım medreseler, bu medresenin idâdîsi durumunda idi, bunlara Mûsıle-i Süleymâniye adı veri­lirdi.

îptidâ-yı Dâhil, İptidâ-yı Hâriç medreselerinde okuyan bir öğrenci biyoloji, matematik, tıb gibi müsbet ilimler dalında tahsil edecekse Musıle-i Süleymâniye (Süleymâniye Tetimmeleri)’ne, Arap edebiyatı ve fı­kıh, kelâm gibi şeriat ilimlerini tahsil edecekse Fâtih Tetimmelerine gi­rerdi.

Kanunî devrinde Osmanlı sınırları son derece genişlediğinden, salta­natın kemâli bakımından devletin yükselişindeki sonucu ve zaferlerin ver­miş olduğu coşkunluklardan dolayı hoşa gitmeyen bazı hallerle birlikte Osmanlı İmparatorluğunun cihanşümul şaşaası, o gelişmelerden sonra çökme devrinin başlangıcı da sayılmaktadır. Medreseler de yavaş yavaş bu çöküntüden müteessir olmuşlardır.

Fâtih medresesinin Semâniye kısmında Şerh-ül Mevâkıf ve bunun gibi değerli birçok İlmî eserler okutulurdu. Fâtih’in meşhur Fâtih Vakıf­namesinde bu ve bunun gibi eserlerin okutulması tavsiye ediliyordu. Ka­nunî devrinde ise bu eserler felsefiyyattır, denilmiş, tedrisattan çıkarıl­mıştır.

987 Hicrî târihinde Takıyyüddîn-i Mısrî Tophane civarında bir tepe­nin üzerinde rasathâne vücûde getirdi. Fakat o zamanın zihniyyeti bu ilim müessesesini hazmedemedi ve o irfan yuvası ihmal edildi.

Süleymâniye medreseleri yapıldıktan sonra medreseler oniki katego­riye (kısma) ayrılmıştır:

1 — İptidâ-i Hâriç.

2 — Hareket-i Hâriç.

3 — İptidâ-i Dâhil.

4 — Hareket-i Dâhil.

5 — Musıle-i Sahn.

6 — İbtidâ-i Altmışlı

7 — Hareket-i Altmışlı

8 — Sahn-ı Semân.

9 — Musıle-i Süleymâniyye.

10 — Havâmis-i Süleymâniyye.

11 — Süleymâniyye.

12 — Dâr-ül-Hadîs.

Musıle-i Süleymâniyye ve onun üstündeki medreselerde ders okutan müderrislere Kibâr-ı Müderrisin ismi verilir. Musılle-i Süleymâniyyenin alt kısmmdakiler iki kısma ayrılır:

1 — Sahn-ı Semân ve onun üst tarafı.

2 — Musıle-i Sahn ve onun alt tarafı.

Perşembe günü bu müderrisler topluca Şeyh-ül İslâmı ziyaret eder­lerdi. Bu güne (Mülâzemet) günü denirdi. Bu ziyarette Dâr-ül-Hadîs mü­derrisi heyete başkanlık ederdi.

Son zamanlarda nizâmı bozulan bu medreselerin ıslahı için ıslah nizâmnameleri çıkarılmıştır. Bu nizâmnâmelerde talebe, İdarî şekil ve mü­derrisler husûsu ele alınmış, bâzı değişiklikler yapılmıştır.

Örnek

İstanbul medreselerinin yüksek kısmında tedris olunacak ilimler, cetvelidir:

Tefsîr-i Şerîf. .

Hadîs-i Şerîf (Usûl-ü Hadîs ile berâber).

İlm-i Fıkh (Târih-i îlm-i Fıkh ile berâber).

Hilâfiyyât.

İlm-i Kelâm.

Felsefe.

Arap Edebiyyâtı.

Hukuk ve Kanunlar.

Diğer kısımlarında tedris olunacak dersler:

Kur’.ân-ı Kerîm (Tecvîd ile berâber).

Felsefe.

Siyer-i Nebî.

Peygamberler Târihi.

İslâm Dîni Târihi.

Umûmî Osmanlı Târihi.

Tefsîr-i Şerîf.

Hadîs-i Şerîf. İlm-i Fıkıh.

Usûl-ü Fıkıh, İlm-i Kelâm.

Sarf ve Lügat.

Nahiv.

Mantık.

Belâgat-ı Arabiyye.

Va’z.

Mükâleme ve Tatbîkat-ı Kitâbet-i Arabiyye.

Türkçe (Okuma-Yazma).

Fârisî.

Osmanlı Ülkeleri Coğrafyası.

Matematik.

Geometri.

Cebir.

Astronomi.

Kimyâ.

Fizik.

Sosyoloji.

Hıfzıssıhha.

İçtimâî Terbiye,

İlm-i İktisat.

Maliye.

Va’z Usûlü.

Hatt.

Beden Terbiyyesi.

İşbu nizâmnâmenin mevki-i mer’iyete vaz’ını, nizâmât-ı devlete ilâvesini irâde eyledim.[1]

Mehmet Reşat



[1] İlmiyye Salnâmesi. Dâr-ül-Hilâfe-i Aliyye. Birinci Def’a 1334.