Makale

Türkiye ye Düşen Tarihi Görev

BAŞYAZI
TÜRKİYE’YE DÜŞEN TARİHİ GÖREV

Prof. Dr. M. Said YAZICIOĞLU
Diyanet İşleri Başkanı


DİNLERİN, özellikle de semavî dinlerin Medeniyetleri etkilediği biiinen bir gerçektir. Do/ayısı ile Batı medeniyetinin temelinde Hristiyanlığm, islâm medeniyetinin temelinde Müslümanlığın bulunduğunu söylemek, bilinen bir şeyin hatırlatılması demek olur.
HRİSTİYAN ülkelerin kendi aralarında sadece millet/halk bazında değil, devlet/idare seviyesinde de belli-belirsiz dayanışmaları bilinmektedir. Türkiye’nin Avrupa Topluluğu’na (A.T.) girmesi sözkonusu olunca Avrupalı bazı yetkililerin "Biz Hristiyanız, siz ise Müslümansınız" şeklindeki yaklaşım ve tepkileri herkesçe bilinmektedir. Avrupa Ekonomik Topluluğu (A.E.T.) adıyla kurulup, sonra da (A.T.ya dönüşen bu işbirliği, başlangıçta sadece ekonomik temele oturduğu halde, (bugün de ekonomik ağırlıklı olduğu söylenebilir), nasıl dinî ve kültürel bir görüntü kazandığı üzerinde uzmanlarınca düşünmeye değer. Dinin ve din temelli kültürün, insan topluluklarını nasıl etkilediği düşünülünce, bu sonuca şaşmamak gerekir.
İslâm ülkelerine ve kendimize bu açıdan bakınca, en azından milletler (İslâm milletleri) bazında aynı gönül yakınlığını ve özlemi bulmamak, görmemek mümkün müdür? Gerçekten, İslâm ülkelerine seyahat edenler bilirler ki, Kuzey Afrika (Cezayir-Fas-Tunus)dan Ürdün, Suriye ve İrak’a, hatta Uzakdoğu (Pakistan-Malezya-Endonezya)ya kadar hemen bütün müslüman milletler/insanlar birbirine yakınlıklarını, hatta hasret ve özlemlerini ifade ederler. Devletler/idareler seviyesinde ise, islâm ülkelerinin dağınıklığı ortadadır. Bu görüntünün sebepleri nelerdir; nasıl bu noktaya gelinmiştir? Bu konunun çok ciddî ve ilmî bir şekilde incelenmesinde bir hayli geç kalınmıştır.
DİYANET-Aylık Dergi, bu 3’üncü sayısında -devlet politikalarına girmeden-müslüman milletlerin kendi aralarında ve içlerindeki bu tabiî bütünlüğe dikkatleri çekiyor. Olur ki, İslâm milletlerinin bu dinî ve kültürel bütünlükleri, devletlerarası sosyal, kültürel ve ekonomik yakınlaşmalara zemin oluşturur. Zira yeni bir dünya doğuyor ve bu yeni dünyada tepeden inme ve baskıcı sun’î bloklar, yerini kültürel yakınlık ve bütünlüklere bırakıyor.
İSLÂM ülkeleri arasında ve Doğu Bloku’nun yıkılmasıyla kültürel bağımsızlıklarını kazanmaya başladıklarını gördüğümüz Türk dünyasında, ülkemizin bir odak/mihver ülke olduğu görüntüsünü kazanmaya başladığı inkâr edilemez bir gerçektir. Demokratik geleneği, tarihî derinliği, sağlam sosyo-kültürel yapısı, ekonomik ve teknolojik seviyesi, dinî hayat ve din eğitimi ile ortaya çıkan bu farklılık, hiç şüphesiz bölge ve dünya ülkelerince de bilinmektedir. Bu farklılık, Türkiye’ye bir imtiyaz değil, tarihî bir rol ve görev vermektedir. Bu rol ve görev, önder ve rehber olma görevidir. Ayrı devletler realitesine asla ilişmeden, kardeş İslâm ülkelerini, hatta bölge ülkelerini tarihî ve kültürel birikiminden faydalandırmak, bu potansiyeli beynel-lslâm ve bölgesel işbirliğine dönüştürmek..
DÜNYANIN kazanmakta olduğu yeni oluşumda, Türkiye’yi böylesine büyük, önemli, aynı zamanda tarihi görevler beklemektedir.