Makale

Surre Alayları

Doç. Dr. Münir ATALAR

Anadolu’dan Peygamber Topraklarına uzanan muhabbet köprüsü

SURRE ALAYLARI

Osmanlıların, hacca, hacılara, hac farizasının uygulandığı Haremeyn (Mekke ve Medine)’e ve bu bölgenin halkına çok değer verdikleri ve bu hususta hizmet ve hürmet yarışına girdikleri bilinen bir gerçektir. Hicaz Topraklan, seçkin vilâyetler (Vilâyât-ı Mümtaze)’den sayıldığı i-çin, bu seçkin bölgenin halkı her türlü vergiden muaf tutulduktan gibi, fakirlerine, yetim ve öksüzlerine, her çeşit sosyal gereksinimlerine ve kutsal beldenin imanna Osmanlı Devleti’nce bol bol ihsan ve yardımda bulunulmuştur. Emperyalist batılı ülkeler, ne acıdır ki bu himmet sahibi atalarımızı, Arap kardeşlerimize sömürgeci olarak takdim etmişler ve bu haksız yanlış fikirlerine kimilerini inandırmışlardır.
Türk-Arap ilişkilerinin şimdiye kadar, istenilen şekilde gelişememesinin ana sebebi, yanlış bir kültür anlayışından ve temelsiz bir tarih bilgisinden kaynaklanmaktadır. Ne zaman Türk-Arap ilişkileri gündeme gelse, birçoğumuz ve özellikle yetkililerimiz, hemen tarihî bağlardan söz etmektedirler. Bunun anlamı; Arapların yüzyıllar boyu Osmanlı hâkimiyetinde yaşamalarıdır. Birçok Arap aydın ve milliyetçisinin, bu tarihî bağlan artık hatırlamak istemediğini unutmamalıyız. İlişkilerimizde, manevî ve kültürel bağlar unsuru, herhalde tarihî bağlardan çok daha yakınlaşana olabilir. Türk-Arap yakınlığının köklerini, ortak kültürde, benzer aile yapısında ve ortak paylaştığımız birçok sosyal değerlerde bulmak mümkündür. Bizler ortak değerleri olan bir medeniyeti oluşturmaktayız. Bu medeniyet, İslâm Medeniyeti’dir ve Türklerle Araplar arasında en kuvvetli bağdır. Biz bu yazımızda, hac mevsi-mini de dikkate alarak ecdadımızın bir güzel uygulamasından; "Surre Alayları’ndan söz edeceğiz.
Surre kelimesi, Arapça bir isim olup, çoğulu "sürerdir. Kelimenin sözlük anlamı para kesesi, akçe çıkını ve yardım için toplanan para (iane) demektir. Terim olarak Surre-, Eskiden Padişahların, hac mevsiminden önce, genellikle Receb ayında, İstanbul’dan Mekke ve Medîne (Haremeyn)’ye, oranın en ileri gelenlerinden en yoksullarına vanncaya kadar dağıtılmak üzere özel bir törenle ve alayla gönderdikleri para, altın ve armağanlardır, paranın dışında-, kürk, inci ve elmaslarla süslü giyecekler (kaftan, hil’at), halılar, soflar ve kadifeler v.s. gibi armağanlarla birlikte yiyecek maddelerinin de (zehâyir ve galâl) gönderildiği olmuştur.

SURRE’NİN TARİHİ

Haremeyn’e Surre gönderilmesi, Abbasîler (750-1258) zamanında başlamış, Fatimîler (909-1171), Eyyûbîler (1174-1250) ve Memlûkler (1250-I5i7)’le devam etmiştir.
Tespitlerimize göre, Osmanlılarda, Haremeyn’e ilk kez Surre gönderen, Yıldınm Bayezid (1389-1402) olup, bu Surre, Edirne’den 80.000 altın olarak gönderilmiştir.
II. Murad, Fatih, il. Bayezid, Yavuz Selim ve Kanunî gibi Padişahların dönemlerinde de artarak gönderilmeye devam edilen Surre-nin, il. Mahmud (1808-1839) devrindeki zahire miktan 17.000 ir-deb, paranın yekûnu da il. Abdul-hamid (1876-1909) zamanında 3.513.615 kuruştu.
Sünenin (yani para ve hediyelerin), hangi yılda, nereden-nereye ve ne miktar gönderildiğini; gönderildiği bölgede, Surreden kimlerin veya hangi toplulukların ne miktar pay alacaklarını gösteren bir tür dağıtım (tevziat) defterleri diyebileceğimiz Sune Defterleri, arşivlerimizde mevcuttur. Bugüne kadar tespit edebildiğimiz Surre Defterleri’nin sayısı 150 civarındadır. Normal olarak bu sayının, 500 dolayında olması gerekmektedir. Bunun nedenini, arşivlerimizdeki tasnif çalışmalarının, henüz tamamlanmamış olmasında aramak gerekir.
Hac için Mekke’ye giden kafilenin başkanına, Emîru’l Hacc denmektedir. Bu görev Osmanlılarda, Surre Eminliği’ne dönüştürülmüştür. Surre Emini: Doğruluk ve dindarlıkla tanınmış, yüksek rütbeli sivil, asker veya ilmiyye sınıfından birisi olurdu. Bu görevli, resmî "Hacc Kervanı" demek olan "Surre Alayı" ile İstanbul’dan yola çıkar, hac kervanını güven içinde götürüp getirir, Mekke ve Medine’de para ve hediye emânetlerini ilgililere Surre Defteri gereğince dağıtır, yol ve hac süresince güvenliğini sağlar ve hacc farizasını da yerine getirdikten sonra İstanbul’a dönerdi. Surre Emini’nin emrine, yol güvenliğini sağlamak için, muhafızlar tahsis olunurdu. Kendisine bu seyahat sırasında resmî kişilerden oluşan bir heyet eşlik ederdi. Haremeyn’e ulaştırılması istenen bu emânetler içerisinde: Mekke Emiri’ne hitaben Padişah tarafından yazılmış mektup "Nâme-i Hümâyûn", Hicaz valisi, Medine muhafızı ve Şeyhu’l-harem’e gönderilen Kuran-ı Kerîm’ler, altun paralar, kıymetli halılar, şamdanlar, levhalar gibi hediyelerle ihtiyaç sahiplerine verilmek üzere içinde altunlar bulunan Surre kese-leri ve top top çeşitli kumaşlar bulunurdu. Bu hediyelerin Padişah tarafından gönderilenine, ’Mahmil’i-Hümâyûn" denirdi. Yine halk da kutsal bölge fakirlerine ve Kabe görevlilerine verilmek üzere para ve çeşitli hediyelerini, bu Surre Alayı ile gönderirdi.
Surre Alayı’nın yolu, zaman zaman değişmiştir. Tanzimat’a ve hatta ondan bir süre sonraya, 1281-1864 yılına kadar karadan katır ve develerle (Recep ayında) gönderilirken; o tarihten itibaren 1908’e kadar (Şaban ayında) denizden vapurla; 1908’den sonra da Hicaz Demiryolu’nun yapılması ü-zerine trenle gönderilmiştir. 1306 Mâli yılında deniz yolu ile Istan-bul-Beyrut-Mekke arasındaki mesafe, 2,5 aylık bir zamanda alınabilmiştir.

SURRE TÖRENLERİ

Surrenin gönderilmesindeki en önemli husus Surre Alayı yani Hacc seferi törenleridir. Padişah, Sadrazam ve diğer devlet ricalinin katıldığı bu törenlerin ilk ve en görkemli olanı Sarayda yapılanıdır. Zamanına göre Topkapı, Dolma-bahçe veya Yıldız Sarayı’nda yapıl-maktaydı. Surre Alayı’nı oluşturanlara ve diğer erkâna, Padişah’ın huzuruyla birlikte yemek ziyafeti verilir, emanetler teslim olunur, kurbanlar kesilir, aşr-ı şerifler ve na’tlar okunur; Tekbir ve dualarla alay, Eminönü’ne kadar teşyi olunur ve oradan da kayıklarla Üsküdar’a geçilirdi. Bu resmî hacc kafilesi (Surre Alayı) Üsküdar’da büyük bir coşku ile karşılanır, müteakiben halkın katılımı ile Üsküdar-Doğancılar yoluyla, Paşakapısı denen mahalle ulaşılınca bir tören daha yapılırdı. Buradan, adını bu tarihî olaydan alan ve bugün dahi aynı ismi taşıyan, Kadıköy Bağdad Caddesi İbrahim Aga’daki "Aynlık çeşmesi "nde, kervana (alaya), Hacca gidecek halkın da katılmasından sonra, vedalaşmalar, helâlleşmeler, kesilen kurbanlar ve göz yaşama tablolarla bu kutsal yolculuk başlardı. Yol boyu alayın geçtiği her yerde katılmalarla büyüyen Surre Alayı ve refakatindeki Hacc kafilesi Bağdad, Medine ve Mekke’de resmî tören ve halkın samimi gösterileri ile karşılanırdı. Emânetlerin tesliminden sonra, Medine ve Mekke halkı evlerini, eşya ve giyeceği ile Hacılara (hüc-caca) terk edip, Hacc mevsimi sonuna kadar çadırlarda kalırlar ve karşılığında Cenab-ı Hakkın (cc.) ve Resûlu’nün (s.a.s.) misafiri olarak kabullendikleri hacılardan, hiçbir dünyevî istekte bulunmazlardı.
Hacc kafilesinin, dönüş sırasında da konakladığı ve geldiği yerler, İstanbul’a bir haberci (müjdeci, ulak) ile bildirilirdi. Her konakta ne zaman hareket edileceği ve ne zaman başka bir konağa gelineceği bilindiği için ona göre önlem alınırdı. Haberi getirene de ihsanlarda bulunulurdu. Hacc kafilesi ve beraberindekiler, dönüşlerinde tekbirlerle ve kurbanlar kesilerek karşılanır ve ülke âdeti bir bayram havası yaşardı. Hacc’dan dönenlerden beklenilen en kıymetli hediyeler: Zemzem, hurma ve Mekke-Medine toprağı idi.
Padişahlar, memleketin bir kan-şıklıga maruz kalmaması için güvenlik düşüncesiyle hacc görevini yerine getirmede teehhür gösterdiklerinden (geciktiklerinden) Surre eminini hacca, bedel olarak gönderirlerdi.

NİÇİN SURRE?

Niçin Surre gönderilmiştir? Haremeyn’e Surre göndermenin çok çeşitli amaçları vardır. Bunlar; kutsal bölgeye olan saygıyı kanıtlamak ve sevap kazanmak; otoriteye sahip olunduğunu göstermek; âdeta bölge hâkimiyetinin ve siyasî gücünün simgesiydi. Yol güven-liğini sağlamak. Saltanat değişikliğini bölgeye duyurmak, (çünkü zamanın Padişahı’nın tuğrası Surre Defterleri’nin başında yer almaktadır. Aynca, Kabe kuşağının ucuna da yine padişahın ismi işlenmektedir) en önemli olarak da, Araplara yardım etmektir.
Surre, Haremeyn Evkâfı’ndan ve Mısır Hazinesi’nden gönderilirdi. Bunlardan başka sultanlar, kadılar, paşalar, vezirler, zengin kişiler de kalırdı. Surre, "Enderun" dediğimiz "iç hazine"den alınırdı. 1587’de Surrelerin, Evkaf nezaretinden tahsili cihetine gidilmiştir. Sultan ve diğer kişilerin vakıftan, Surrenin temelini oluşturur. Haremeyn Vakıflarını oluşturan birçok vakıftan bir tanesi de, Surre Vakıflarıdır. Yani Surre Vakıflan, genel bir terim olan Haremeyn Evkafı bünyesinde olup, onun bir cüzünü ve çeşidini teşkil eder. Bu yönüyle de özel bir anlam kazanır. Aslında her iki vakfın amacı da Mekke ve Medine’yi gözetmektir. Haremeyn’e mülhak birçok vakıfların, huruf-ı hecâ tertibiyle tutulmuş fihristlerine, defterlerine arşivlerimizde rastlamak mümkündür.
Osmanlının Haremeyn’e yardımı, sadece ekonomik yönden değildir. Bu bölgede, ilmî faaliyetlerin gelişmesini sağlamak amacıyla da büyük çabalar harcandığı görülür. II. Mahmud, Medine’de kurduğu kütüphaneye 4569 cilt yazma eser bağışlamıştır. Sultan Abdülaziz, Hz. Peygamberin türbesine 143 parça değerli Uşak halısı göndermiştir. Sultan II. Mahmud ve Abdülmecid, Medine’de hem kitaplık hem medrese kurmuşlardır. Abdülmecid kendi adıyla anılan kütüphaneye 1659 kitap göndermiştir. Şeyhülislâm Arif Hikmet Efendi’nin, Medine’ye gönderdiği yazma eser sayısı ise, 5404 dür. Gönderilen bu eserler Arapça, farsça ve Türkçe eserlerdir.
Mekke ve Medine’nin onarımı ve bakımı, sultan bağışlarıyla yaşayan çeşitli Arap göçebelerinin iaşeleri, İstanbul’dan Mekke’ye ulaşan hacc yolunun bakımı, onarımı ve güvenliği, Şam’dan Medine ve Mekke’ ye kadar su yollarının, su ve yiyecek depolarının temini, Surre Emini tarafından her yıl götürülen büyük paralar ve hediyeler, Mısır ve Suriye’den sağlanması gerekli hububat, Cidde ve civarının kamu gelirlerinin kullanımı, bir muhafız birliği eşliğinde, Arap çöllerinde hacıları götürmek için görevli Şam Paşası’nın yürüyüşü, vakıf medreseler, gönderilen yazma eserler, bütün bunlar devlet hazinesine her yıl çok büyük masraf-lara yol açmıştır. İstanbul’dan Surre törenleri için harcamalar da bunlara eklendiğinde, masraflar daha da artmaktadır.
Milletimiz bütün bunları büyük bir sevgi ile gönülden koparak yapmış, Peygamber toprağına hasretin ve hürmetin bir göstergesi saymıştır.