Makale

ZAFERLERİMİZ VE BİZ

ZAFERLERİMİZ VE BİZ

Hasan YILDIRIM

Zamanlar vardır milletlerin tarihleri açısından hayati öneme haiz. Zamanlar vardır insan ömrü içinde dönüm noktası kabul edilir. Bu bakımdan bir insanın hayatı, diğerininkine göre farklı olabildiği gibi milletlerin de hayatı diğerlerininkine göre farklı olabilmektedir.
Milletlerin tarihlerinde önemli zaman dilimleri vardır. Milletimizin tarihinde de böyle önemli zaman dilimleri pek çoktur.
İnsanoğlu yaratılışından bu yana hep varlığının mücadelesi içerisinde olmuştur. Yeryüzü, zaman içerisinde hep bu varlık ve yokluk savaşma sahne, ve tarih de, bu mücadelelerde insanlığın nice ızdırabma şahit olmuştur.
Cenab-ı Allah aslında yeryüzünü bir fitne ve savaş alanı değil, yaşanası nimetler hâzinesi olarak yaratmıştır. Fakat birtakım insanlar bu nimetlerin paylaşımında, kıskançlık, haset, hırs gibi iflah olmaz duygularını ön plana çıkartarak yeryüzünü cehenneme çevirmişlerdir.
Milletleri millet yapan kendilerine özgü inanç ve değer yargılan vardır. Din, bu değerlerin başında gelir. Zira bilim adamları, tarih boyunca medeniyetsiz milletlere rastlanabileceği ancak dinsiz bir millete rastlanamayacağı gerçeğinin altını çizmektedirler.
Yine tarih bilimciler insanlık tarihi boyunca savaşların; menfaat çatışması, temel insan hakları ihlalleri neticesinde çıktığını bildirmektedirler. Yeryüzünde hemen her savaşlara sahne olmuştur.
Medeniyetler beşiği kabul edilen Anadolu; bu savaşlara çokça şahit olmuş güzide bir yeryüzü parçasıdır. Bu topraklar; coğrafî ve stratejik konumu bakımından yeryüzünün en gözde yerlerinden biridir. Bu yüzden Anadolu asırlar boyu aksiyoner bir macera yaşamış, medeniyetler arenası olmuş ve dünyanın bütün şimşekleri üstünde çakmıştır.
Anadolu, Türklerin Orta Asya’dan batıya göçlerini sürdürdüğü dönemlerde Bizanslıların hakimiyetindeydi. Bu topraklarda Bizans’a tabi küçük topluluklar yaşamaktaydı.
Bölgede yaşayan Anadolu halkı Bizanslıların tehdidi altında; hak, adalet, özgürlük ve diğer İnsanî değerlerden yoksun bir hayat sürdürüyorlardı.
îslâmın yüksek insani değerleri ile mücehhez Türk toplumunun, önündeki bu karmaşaya ve haksızlıklara kayıtsız kalması düşünülemezdi.
Bu inanç ve amaçla Anadolu içlerine gaza akınları tertip etmeye başladılar. Akınlar sırasında Anadolu’nun yerleşmeye müsait zenginliklere sahip olduğunu tesbit ettiler. Anadolu ahalisine adaletle muamele etmeleri, zalimleri ortadan kaldırmaları, can, mal ve ırz emniyetini sağlamaları ile halkın güvenini kazandılar.
Tarihte entrikalarıyla meşhur Bizanslılar’ın yaptığı terör ve tahribattan Anadolu halkı da kurtulmak istiyordu. Bütün bu sebepler, bölge halkının Selçuklu idaresini gönüllü kabullenmelerine yol açtı.
Türklerle ilgili bu gelişmeleri dikkatle takip eden Bizans hükümdarı Romen Diojen; telaşlanmaya başlamıştı Bu noktada Türkleri durdurma karan aldı ve Ani ile Kars’ı zaptetti. Ani’nin askeri mevkilerini aşındıran Selçuklulara karşı sıkı bir sefere hazırlandı.
Bizans hükümdarı: “Doğu hududlarımızı büyük bir İslam tehlikesi sarmıştır. Bu tehlikeyi ortadan kaldırmalıyız” diyerek; Rusların da desteğini alarak, yalnız Anadolu’yu elinde bulundurmak ve Türkleri yok etmek değil, bütün İslam ülkelerini zapt etmeyi hedefleyen büyük bir hazırlık yaptı.
Bizans ordusunun doğuya hareketini haber alan Selçuklu Sultanı Alparslan, o sırada bulunduğu Mısır seferinden vazgeçti. Suriye’den dönüşte doğuya yönelerek savaş hazırlıkları yaptı.


Malazgirt Meydan Muharebesi
Sultan Alparslan, muharebe öncesi halifeden dua talep etti. Muharebe gecesi Alparslan; ayırdığı bir kuvvetle, atılan oklar ve naralarla bütün gece BizanslIları taciz ederek yorgun düşürdü.
Selçuklular, bir yandan da, Bizanslılar safında bulunan Türk asıllı birliklerle temas kurdular ve onların Selçuklu ordusuna katılmalarını sağladılar.
26 Ağustos 1071 Cuma günü askerlerini toplayan Sultan Alparslan, atından inip secdeye vardı, ünlü duasını ve hitabetini yaptı.
O gün Malazgirtte iki ordu karşı karşıya geldi. Cuma namazım müteakip başlayan bozkır çevirme harekâtıyla Selçuklu Ordusu hilâl şeklinde yayıldı. Savaş esnasında Peçenek ve Uz Türklerinin de Selçuklu ordusuna katılması BizanslIlarda manevî bozguna yol açtı. Türkler; çetin bir mücadele sonunda Bizans imparatoru Diojen’i yaralı bir halde, maiyetiyle birlikte esir aldılar.
Malazgirt Zaferi, Türk tarihinin hatta dünya tarihinin önemli bir dönüm noktası olmuştur. Zafer sonucu Anadolu’nun kapıları Türklere açılmış, Anadolu Türk vatanı haline gelmiştir.
Malazgirt Zaferinden sonra Batılılar, Türklerin Anadolu’ya yerleşmesini bir türlü hazmedememiş- lerdir. Türklerle Batılılar arasındaki siyasal ve diğer ilişkiler bu tarihî, Türk zaferinin uzantısı olarak gelişmiştir.
Anadolu’da Büyük Selçuklulardan sonra bir müddet de Anadolu Selçuklu beylikleri hüküm sürmüştür. Çeşitli tarihi olaylardan sonra Osmanlı Devleti kurulmuştur.
Osmanlılar zamanında Türkler, Allah’ın adını yeryüzüne yaymak ülküsüyle Batıya doğru akınlarına devam ettiler. Gittikleri yerlere ilim, medeniyet, sanatı beraberlerinde götürdüler. Fethettikleri yerlere sahip oldukları insani ve evrensel değerleri de götürerek, gönülleri de fethettiler.
Bu tarihi süreçle birlikte Batı medeniyeti ile Doğu medeniyetinin birbirleri ile etkileşimi yoğunlaştı. Bu süreç içerisinde; Batılılar, "Şark Meselesi (Oryantalizm)" denen bir politika ortaya çıkardılar. Görünüşte gayeleri doğu milletlerinin tarihlerini, dillerini, dinlerini, kültürlerini araştırmak ve onlara yaklaşarak birlikte hareket etmekti. Aslında Oryantalistlerin gerçek gayesi bu maskeyle; Türkleri önce Avrupa’dan sonra Anadolu’dan geldikleri yere atmak, hatta İslam’ı yeryüzünden kaldırmaktı. Doğu medeniyetlerini inceleyerek, tarihlerini, dillerini, inançlarını kültürlerini araştırırken onların zayıf noktalarını, kültürler arası farklılıkları tesbit etmek ve bu farklılıkları ön plana çıkartmak ve İslâm birliğini fesada uğratmaktı. Islâm birliği içerisinde küçük farkılılıkları kullanarak ayrılık yaratmak suretiyle birbirleriyle çatışma noktasına getirmekti. Onları bu yolla zayıflatıp kendilerine muhtaç hale getirip, sömürmekti.
Batılı devletler Rusyayı da yanlarına alarak; Osmanlı Devletini yıkmak, parçalamak ve bölmek projeleri üzerinde yoğunlaştılar. Bu planlarını ilk olarak 1815 yılında Viyana Kongresinde açığa vurdular. Önceleri sınırlarını koruma endişesi ile hareket ettiklerini savunan batılılar Viyana kongresinden sonra faaliyetlerini haçlı birlikteliğine dönüştürdüler. Oryantalistler faaliyetlerinin neticesinde. OsmanlI’nın iyice zayıfladığı, Türkleri Anadolu’dan atma zamanının geldiği düşüncesiyle hareket etmeye başladılar. Bu hareket, XIX. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı Devleti’nin Avrupa’daki topraklarının paylaşılması olarak daha da belirgin bir hale geldi.
Batılı bir tarihçi olan Arnold Toynbee’nin itirafına göre: "Batı kendi sınırları içinde demokrasinin bütün kurallarını işletmesine rağmen sınırları dışında kendi çıkarlarını ön planda tutmakta ve sömürgeci ruhu taşımaktaydı.
Gelişmeler sömürgeci ruhunun yerleşmiş olduğunu gösteriyordu. Sömürgecilerin İnsanî idaellerle hareket etmesi düşünülemezdi. Bunun neticesinde Balkan savaşları çıktı. Bu uzun savaşlar sonunda Osmanlı iyice zayıfladı.
Daha sonra I. Dünya Savaşı çıktı. Devletin başındaki acemi politikacılar yüzünden Osmanlı Devleti bir ’oldu bitti’ karşısında kalarak savaşa girdi. Osmanlı Devletinin bu savaşın içine çekilmesi, parçalamanın belki de bir parçasıydı. Savaş bir bakıma batılı devletlerin Malazgirt’in rövanşını almaları için yapılıyordu.
Savaş süratle birçok cepheye yayıldı. Savaşa katılan Rusya. Almanların karşısında dayanamadı. İtilaf devletlerinin yardımına ihtiyaç duydu, itilaf devletleri yardım için harekete geçti. Boğazdan Karadeniz’e geçmeleri gerekiyordu. Balkan savaşlarında yenilen Osmanlının güçsüz kaldığını düşünerek, buradan rahatça geçebileceklerini sanıyorlardı. Boğaza girince umulmadık bir direnişle karşılaşan düşman, ilerleyemedi ve geri çekildi.
Boğaz Harbi (Çanakkale Zaferi)
Düşman, Gelibolu Yarımadasına çıkarma yaparak kara savaşma yöneldi. O zaman genç bir komutan olan Mustafa Kemal ilk kez bu savaşta kendini gösterdi. Başta Mustafa Kemal, bütün Türk ordusu sadece Gelibolu Yarımadasını değil, bütün yurdu korumak için direndiklerinin şuurunda idiler. Emperyalist güçler vatanımızın her köşesinde kendi araların da paylaşma planlan yapıyorlardı.
Bu milletin esaret altına alınamayacak; asil bir millet olduğunu, Türk tarihinin özelliğini ve bu milletin sosyal psikolojisini oryantalist gayretlere rağmen öğrenememişlerdi. Düşmanlar; büyük Türk tarihçisi Prof. Fuat Köprülü’nün dediği gibi; ’Türk Devleti tarihten silinirken başka coğrafyalarda birkaç Türk devleti birden doğduğunu, Türk milletine hayat veren şeyin inançları olduğunu, gerektiği zaman bütün perişanlığına rağmen dirilmesini başarabilen bir millet olduğu’ gerçeğini hesaba katmıyorlardı.
Türk milleti, tarih sahnesinden silinmek istendiği bu savaşta imanından ve asaletinden aldığı güçle yedi düveli şaşırtan bir bağımsızlık mücadelesi verdi. Mehmet Akif’in ifadesiyle: "Eski dünya yeni dünya bütün akvam-ı beşer"in üzerine çullandığı bu savaşta, Türk milleti, birbirine kenetlenerek Gazi Mustafa Kemal’in önderliğinde kıyama kalkmış; yediden yetmişe, eli silah tutan bütün halk cepheye koşmuş ve "Ya istiklal ya ölüm" parsıyla 1918’de başlattığı ölüm-kalım mücadelesini tarihte eşine az rastlanır şanlı bir zafer kazandı.
Başlıbaşına bir inceleme konusu olan Çanakkale Zaferi, bütün dünyaya ve hürriyet mücadelesi veren bütün milletlere örnek bir direniş olmuş tu.
Osmanlı devletinin de içinde bulun duğu İttifak devletleri bir çok cephede devam eden 1. Dünya Savaşından mağlup ayrılınca; Osmanlı Devleti de Çanakkale Zaferine rağmen çok ağır şartlar taşıyan Mondros Ateşkes Antlaşmasını imzalamak zorunda kaldı. Bu antlaşmanın aka- binden ülke baştan başa işgal edildi.
Başkomutanlık Meydan
Muharebesi
Bu sefer Anodolu’da topyekün bir direniş gerekiyordu. Bu mücadelede milletiyle bütünleşen kahraman Mehmetçik, ay yıldızlı bayrağını ve canından aziz bildiği vatan topraklarını müdaafaya koyuldu. Başkomutanlık Meydan Muharebesi; tarihten silinmek istenen bir milletin cansiperane yekvücut esarete direnişinin destanı olarak tarihe geçti.
Hürriyete aşık Türk milletinin Anadolu’daki varlık mücadelesi çok çetin olmuştur.
Kahraman ordumuz "Ya Şahit ol, ya gazi" ve "Vatan sevgisi imandandır" düsturları ile mücadele ediyordu. Bu iman ordusu şahadete koşa koşa gidiyor, Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle, âdeta ölümsüzleşiyordu.
Türk yurdunun düşman tarafından pay edildiği, ordularının dağıtıldığı, tersanelerine girildiği, bir dönemde 30 Ağustos 1922’de kazanılan zaferle Anadolu’nun Türk yurdu olması yeniden sağlandı. Asırlar sonra hortlayan (Bizans) haçlı ruhu bu zaferle bir kez daha tarihin derinliklerine gömüldü.
Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi Türkler tarihlerinde hep hürriyet, hak, hukuk ve adalet mücadelesi vermişler, bu İnsanî değerleri taşımış, yaşamış ve yaşatmışlardır.
İşte böyle nice zaferlerle süslü Türk tarihi, milletimiz için bir övünç kaynağıdır.
Fonksiyonları bakımından birbirine benzeyen bu savaşlar ve zaferler daha çok Ağustos ayında vuku bulmuştur. Bu yüzden Milletimizin tarihinde Ağustos ayının ayrı bir önemi vardır. İşte Ağustos ayını önemli kılan tarihi olaylar: 26 Ağustos 1071 Malazgirt Zaferi, 23 Ağustos 1514 Çaldıran Zaferi, 24 Ağustos 1516 Merc-i Dabık Zaferi, 29 Ağustos 1521 Belgrad Kalesinin Fethi, 29 Ağustos 1526 Mohaç Zaferi, 22
Ağustos 1534 Tunus’un Fethi, 29 Ağustos 1541 Budin’in işgali ve Macaristan’ın ilhakı, 10 Ağustos 1543 Ester- gon’un Fethi, 23 Ağustos 1547 San’a ’nın Fethi, 25 Ağustos 1548 Van Kalesinin Teslim Alınması, 15 Ağustos 1551 Trablusgarb’ın Fethi, 9 Ağustos 1578 Özdemi- roğlu Osman Bey’in Çıldır Zaferi, 5 Ağustos 1596 Belgrad’ın Fethi, 29 Ağustos 1715 Mora’nm Fethi, 6 Ağustos 1854, Bükreş’in Alınması, 6-7 Ağustos 1916 Mustafa Kemal’in Bitlis ve Muş’u Ruslar- dan kurtarması, 30 Ağustos 1922 Başkomutanlık Meydan Muharebesinin Kazanılması.
Bilinmelidir ki, bu zaferler, milletimizdeki kahramanlık ruhu sayesinde kazanılmıştır. Zaferler kahramanların nesillerine hediyesidir, mirasıdır. Sabır, ceraset, metanet ve imanla yoğrulmuş milletimizin kimliğini oluşturan yüce değerlere; din, iman ve vatan sevgisine sahip olduğu müddetçe her zaman zafere ereceği kesindir. Yalnız bir bilmemiz gereken bir şey daha var ki o da kazandığımız zaferler kadar önemli..! Maziden güç alarak geleceği, yakalayabilmek ve gelişmiş ülkeler seviyesine ulaşmak. Dileriz ki, artık hiçbir insan inancından, renginden, düşüncesinden dolayı mahkum edilmesin. Hiç bir millet hak ve hürriyetlerini savunmak için savaşmak zorunda kalmasın.
Dünya, Türk tarihinden epey ders almış olmalıdır. Haçlı ruhu milletimizce tarihin derinliklerine gömülmüştür.
Zamanında Milletimizin başka dinlere ve kültürlere gösterdiği müsamahayı sözde medeni milletler henüz başkalarına göstermemektedirler. Dileriz sözde medeni milletler, kinlerinden vazgeçer ortak insani değerlerde birleşirler.
Tarihimizden alacağımız ibretler ve dersler vardır. Bir kere tarihimizle barışmalı milli değerlerimizde buluşmalıyız. Bizle- re bu aziz vatanı kanlarıyla sulayarak bırakan aziz şehitlerimizi, kahraman mehmet- çikleriınizi yad etmeliyiz, ülkülerine sahip çıkmalıyız. Geçmişimizle övündüğümüz kadar övündüklerimize layık olmalıyız.
Bundan böyle çağımızın gerektirdiği fikir, ilim, kültür, sanat, tıbbî ve teknolojik alanlarda zaferler kazanmalıyız. Özbenliği- mize sarılarak, çağdaş toplumlann yarışlarını kazanarak, sporda, teknolojide, bilimde, sanatta zaferler kazanmalıyız.
Biz millet olarak başarı ve zaferi özümsemiş bir milletiz. Amacımız, Atatürk’ün dediği gibi; ’Zaferleri İktisadî zaferlerle taçlandırmak ve gelişmiş medeniyetlerin üstüne çıkmak olmalıdır.