Makale

İZMİRİN İŞGALİ VE KAHRAMAN DİN ALİMLERİ

İZMİRİN İŞGALİ VE KAHRAMAN
DİN ALİMLERİ

D. Ali CENGİZLİ

Yıllarca süren Balkan Harbi, Rus Harbi. Yemen ve Hicaz daki darbeler halkı perişan etmişti. Bu perişanlığın, yorgunluğun ve bezginliğin yanı sıra yoksulluklar ve salgın hastalıkların da baş göstermesi halkı tam bir karamsarlığa. bir umutsuzluğa sürüklemişti. Kara bulutların kol gezdiği bu günlerin birinde; 15 Mayıs 1919’da bütün Anadolu’ya kara bir haber yayılıyordu:
‘İzmir, Yunanlılar tarafından işgal edildi.’
İzmir’i işgal eden Yunanlılar, Zito Venizelos’ dedirtemedikleri bir çok müslümanı şehit etmişti.
Anadolu insanını ve Padişahı Anadolu’da bir kurtuluş savaşı başlatma kararına ulaştıran en büyük âmil. İzmir’in Yunanlılar tarafından işgali olmuştur.
Daha 26 Şubat’ta Boghos Nubar Paşa müttefiklere başvurarak İzmir’i istemişti.
30 Mart’ta ise İngilizler, Anadolu’nun bir bölümünün Yunanistan’a verilmesi konusunda Yunanistan’a garanti verdi. 14 Mayıs sabahı İzmir halkı, Rumların “Zito=Yaşasın” çığlıklarıyla uyandı. Dışarı çıkan halk, körfezde İngiliz ve Yunan gemilerini gördü. 15 Mayıs’ta ise İzmir işgal edildi.
İzmir’in işgal edileceğinin duyulması üzerine, İzmir halkı Hoca Efendilerin etrafında birleşerek silahlı mukavemet kararı aldılar. İzmir Müftüsü Rahmetullah Efendi, Burhaniye Müftüsü Mehmet Muhip Bey,
Müftüsü Hafız Cemal Efendi, Tire Müftüsü Sunullah Efendi, Manisa Müftüsü Alim Efendi, Kırkağaç Müftüsü Hacı Rıfat Efendi, Turgutlu Müftüsü Haşan Basri Efendi, Havran Müftüsü Hakkı Efendi, Müderris Gözlüklü Hafız Ali Efendi, Müderris Hoca Şükrü Efendi, Müftü Abdulhamit Efendi, Müderris Hilmi Efendi, Müderris Hoca Osman Efendi ve Müderris Ali Efendi gibi müftü ve hocalar, talebelerini ve halkı işgale karşı koymaya çağıran konuşma ve faaliyetlere başladılar.
Bu kara haberler her gün Anadolu’nun bir ucundan diğer ucuna yayılıyordu. İzmir semâlarındaki kara bulutlar, çevredeki illeri de karartıyordu.
Herkesin ne yapacağını bilemediği bu buhranlı ve karanlık günde (15 Mayıs) Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi Efendi vakur ve sakin adımlarla telgrafhaneye gidiyor, Bab-ı Ali’ye ve Dahiliye Nezaretine şu telgrafı çekiyordu: “Düşman bu sabah İzmir’i işgal etmiştir. Biz, şerefimizi ve namusumuzu müdafaa edeceğiz. Düşmanı topraklarımızdan atmaya azimliyiz. Bize silah ve yardımda bulununuz.”
Ve böylece Ahmet Hulusi Efendi de Anadolu’nun her köşesinde kıyam hareketi başlatan alimlerin saflarına katılmış oluyordu.
Aynı gün Dellal Deli Mahmud’un gür sesi Denizli semalarında dalga dalga yayıldı:
“Allah’ını, dinini, vatanını sevenler müftülük dairesi önünde toplansın.”
Dellal’ı, Müftü Ahmet Hulusi Efendi görevlendirmişti.
Dellal’ın bu çağrısı üzerine halk, müftülük binası önüne gidiyordu.
Ahmet Hulusi Efendi, i I k kafilenin önüne geçti. Ve Sancak-ı Şerifi Ulu Cami’den çıkardı ve meydana dikti.
Sancak-ı Şerifin meydanda dalgalanmasından sonra, halk ağır ve vakur adımlarla belediye meydanına doğru yürüyordu. Belediye meydanını dolduran halk, heyacanla beklemeye başlamadı.
Ahmet Hulusi Efendi, halka doğru yüyerek bütün gücüyle şunları haykıryordu:
“Ey ahali! Muhterem hemşehrilerim! Bu sabah İzmir’i Yunan askeri işgal etmiştir. Bu işgale muhalefet ve düşmanın taarruzuna mukabele etmek lazımdır. İşgal edilen memleket halkının silaha sarılması ve savaşması farz-ı ayn; uzak memleketler için farz-ı kifayedir. Fetva veriyorum: Silah ve cephane azlığı ve çokluğu hiçbir zaman mücadeleye mani teşkil etmez. Elinizde hiç bir silah olmasa dahi, üçer taş alarak düşmanın üzerine atmak suretiyle mutlaka fiili mukabelede bulununuz. Biz, birçok ülkelere hükmetmiş fatihlerin torunlarıyız.”
Müftü Ahmet Hulusi Efendinin bu konuşması üzerine halk üstündeki ümitsizliği atmış, fatihlerin torunları, son peygamberin ümmeti olduğunu hatırlamış; silahın yok. Karnının aç olmasını unutmuştur. Ahmet Hulusi Efendi halkı hemen örgütlemiş, ve kurtuluş savaşının ön saflarında diğer alim kardeşlerine selamlar göndermiştir.
Bununla da yetinmeyen Ahmet Hulusi Efendi, bir çok cemiyet ve teşkilat kurmuş, milis kuvvetler oluşturmuş, şehrin sınırlarını taşarak ta Anteplere kadar. Bolulara kadar imdat kuvvetleri dahi yetiştirmiştir. Kurtuluş Savaşımızın temel dinamiği olan alimlerin bir çoğu gibi. Ahmet Hulusi Efendi’nin de, yaptığı bu kadar haşan ve hizmete rağmen adı unutturulmuştur.
Bu büyük kahramanın adı. değil bir caddeye; bir sokağa dahi verilmemiştir.
Denizli kabristanında müte- vazi bir mezar taşı vardır ve üstünde şu cümleler yazılıdır:
“Milli mücadele alemdarı Müftü Ahmet Hulusi Efendi burada yatmaktadır."
Allah Rahmet etsin. Mekânı Cennet olsun.