Makale

Çağdaş Hurafeler

Çağdaş Hurafeler

Halit Güler
Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı

Hurafeler, dini gerçeklere uymayan, aslı esası olmayan söz ve rivayetlerdir.
Hurafeler; aslında dinde olmayan, sonradan kurnazca dine karışmış veya karıştırılmış boş inançlarla, faydasız işlerle, neticesiz uğraşlarla zihinleri karıştırma ve dini inançları Bulandırma gayretidir.
Hurafeler; özellikle devrimizde ve bazı çevrelerde geçmişten farklı olarak sosyal ahmaklığın modernize edilmiş, dini vecibelerin ve ahlakî değerlerin yerine uydurmalarının geçirilmeye çalışılması şeklinde de ortaya çıkmaktadır.
Hurafeler; Müslümanlığı çok iyi bilmeyen veya bildikleri halde dünyevi çıkar sağlamak için insanları boş ve faydasız şeylerle uğraşmaya riyakarca sevkeden kimselerin dini hayata kabaca yaptıkları ruhsuz katkılardır.
Demek ki hurafeler, güzel dinimizin aslında olmayan, yakınında bile bulunması gerekmeyen, Müslümanlığın evrenselliğine de hiç yakışmayan sonradan uydurulmuş ve maalesef cehaletin desteğiyle yaygın hale de getirilmiş uhrevi olmaktan çok dünyevi, akli olmaktan çok ferdi, yapıcı olmaktan çok yıkıcı, mü’minlerin genelinin tasvibine de mazhar olmamış marazi gelişmelerdir.
Diğer müslüman toplumlarda bizdeki hurafelerin aynısının bulunup bulunmadığını bilmiyoruz ama cemiyetimizde yaşayan ve daha da yaşama istidadı gösteren, dine ilgi ve dini öğrenme gayreti böyle devam ettiği sürece artma şansı da yüksek görülen hurafelere, şöyle bir baktığımız zaman durumun bu yazı çerçevesinde belirtmeye çalıştıklarımızdan daha da vahim olduğunu göreceğiz.
Ağaç dallarına dini yapıların pencere demirlerine rengârenk ça- put bağlamak, kemik ve benzeri şeyler asmak, kabirlere mum yakmak, cenazeye çelenk göndermek, tabutun üzerine çiçek ve önüne ölen kimsenin resmini koymak, bir takım hastalıkların, özellikle kırık çıkık ve dinmeyen ağrıların çaresini dede ve tekkelerde aramak, yine bazı hastalıkların tedavisi için hastaya muska yazdırmak veya hoca geçinen aslında ilmi olmayan ve gönül dünyası da kapalı bulunan kimselere okutmak, iki bayram arası nikah kıydırmamak ve düğün yapmamak, salı günü yola çıkmamak, cincilik ve büyücülük yapmak, falcılık yapmak, fincan falına bakarak gayıptan haber vermek, ruh çağırmak, kabirlere kurban kesmek, yıldızlara bakarak kehanette bulunmak, burçlarla insan karakterini okumaya ve yönlendirmeye çalışmak, bazı kuşların ötmesini ve köpek havlamalarını uğursuzluk saymak... gibi.
Bu örnekleri daha da çoğaltmak mümkün. Hepsi de yukarıda işaret Diğer müslüman toplumlarda etmeye çalıştığım özelliklere ne bizdeki hurafelerin aynısının bulu- kadar uyuyor. Hatta bir kısmı insanın imanını bile tehlikeye sokar.
Onun için insan ister istemez soruyor:
Hurafeler inançsızlıktan mı, yoksa daha çok inanma ihtiyacından mı ortaya çıkıyor?
Herhalde bu hurafelerin ortaya çıkış sebepleri ne inançsızlık, ne de daha çok inanma ihtiyacıdır! O olsa olsa cehalettir. İnançsız insan bunlarla niye uğraşsın. Çünki onun inanan insanların çevrelerinde müsbet veya menfi anlamda olanlarla bir ilgisi yok. İnançlı insanda ilmin aydınlığında gönül dünyasını Kur’an-ı Kerim in nuruyla aydınlatır, daha çok manevi feyz alma ihtiyacını Resulullah’ın sünnetiyle giderir
İşin kötüsü hurafelerin dinden olduğunu zannetmek, hatta ve hatta bu hurafelerin bir kısmını yaşadığı çevrede yayarak dindar bir kimse olduğu havasına kapılmak veya maddi menfaat sağlamak...
Halbuki, Peygamber Efendimiz, her türlü hurafeyi şiddetle ve nefretle yasaklamıştır. Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.S.), kabirlere karşı namaz kılmayı, kabirler üzerine kurban kesmeyi men etmiştir.
Bazı kimselerin cenazelerinde görülen kadın manzaraları hiçte iç açıcı değil. Cenaze nezaket ve adabına da uymamaktadır. Bizim dini geleneklerimize göre cenazeye yakışan sessizlik, cenazenin bizden beklediği de bağırıp çağırmak, saçımızı başımızı yolmak değil, rahmete vesile olacak bir fatihadır.
Zamanımız bilgisayarın revaçta olduğu, kompütürlerin her işte yararlı hale geldiği bir devir. İlk bakışta güzel bir gelişme gibi görünüyor ama, işin temeline indiğimiz zaman hiçte öyle olmadığı anlaşılıyor. Kompütürler iyiliğe hizmet ettiği kadar kötülüğe de hizmet ediyor. Tıpkı televizyon olayında olduğu gibi.
Bilgisayar medyaya, okullarımıza, iş hayatımıza, kültür ve ilim dünyamıza girdiği gibi, kumarhanelere, meyhanelere, canlı hedeflerin yok edilmesine, müstehcen yayınların daha da pratik hale gelmesine varıncaya kadar her şeye girdi. Hurafeler de bilgisayarlar sayesinde çağdaşlaştı. Medyumlar, ruh çağıranlar, yıldızların hareketinden anlam çıkaranlar, fal bakanlar ve gayıptan haber verenler modern ofislerinde bilgisayarla çalışıyorlar.
Şimdi bir de çağdaş hurafelerle karşı karşıyayız. Bütün hurafelerin dinle hiçbir ilgisinin olmadığı daha ilk bakışta anlaşılır olduğu halde, ilgi görmesi acaba neyin eseridir? Herhalde bilgisayarın değil. Bilgisayar çıkmadan önce de hurafeler vardı. Yalnız inkar etmemek gerekir ki modern hurafelerin yayılmasında medyanın da rolü olmuştur. Hem ihlasla dinini yaşayan insanları yobazlıkla, gericilikle suçlarlar, hem de esas yobazlara ve gericilere sahip çıkarlar. Ruh çağıran kadınlar, medyumlar, fal bakanlar, burçlardan medet umanlar televizyonların gözde müşterileri. Ekrana çıkan entellektüel bir kimseye spikerin ilk sorusu şu oluyor: Hangi burçta doğdunuz. İnsanları doğdukları burçtaki uydurma bilgilere göre sevindirmeye veya üzmeye ne hakkımız var? İnsan burcundan edindiği bilgiye göre şartlanıyor ve üzerine felâket yağacağını | veya kısmet kuşunun konacağını zannediyor. Modern hurafelerin adedi insanların boş vakitleri çoğaldıkça artıyor.
Hurafelerin dini inançlar kadar eski olduğu, ama tutarlı ve yapıcı olmadığı bir gerçektir. Aradan bunca zaman geçmiş olmasına rağmen, aynı anlayış ve şeklin günümüz müslüman toplumlarında da mevcut olduğu maalesef görülmektedir. Hem de medyadan da faydalanma şansına sahip olarak.
Dinin asli hükümlerini bile hurafe kabul etme gafletini gösteren Batı hayranı pekçok kimsenin dahi, neticede çağdaş hurafelerden kendilerini alamadıklarını ve bu tezadın toplumun kanayan bir yarası halinde devam ettiğini üzülerek görüyoruz.
Hemen hemen bütün gazete ve aktüel dergilerin fal köşelerinin olması, okuyucularını burçlardan başlarına gelecekleri öğrenmeye sevketmeleri, medyumları ve sihirbazları magazin sayfalarından eksik etmemeleri neyin eseridir?
Dinin mi, yoksa dinden uzaklaşmanın mı?
Hizmetin mi, yoksa menfaatin mi?
İlmin mi, yoksa cehaletin mi?
Hulasa; hurafelerin kaynaklarını, çeşitlerini, boyutlarını, sebep ve çarelerini bu özel sayımızın sayfalarında değerli uzmanların kalemlerinden okuyacaksınız.
Şimdilik, Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.S.)’in aşağıdaki mübarek sözlerini hatırlatmakla yetinelim ve bu hurafeler kadar yaygın ve karmaşık konuyu da bu mübarek tenbihle bağlayalım.
"Size iki şey bırakıyorum: Bunlara sıkı sarıldığınız sürece, yolunuzu şaşırmaz (hurafe ve yanlışa kapılmazdınız. Bunlar da Allah (C.C.)’ın kitabı Kur’an ve Re- sulüllah’ın sünnetidir."
Eğer bizler, Kur’an ve sünnetten ayrılmazsak her türlü hurafeden, bilgisayarlı ve ekran destekli de olsa kurtuluruz.