Makale

ÇEŞMELER

Yusuf YANÇ / Ders Aletleri Yapım Merkezi Müdürü

ÇEŞMELER

Etrafı hala istila edilmemiş, bahçelik yerde bir çeşme. Yaklaşan tik tak adım sesleri.

Pırrr...

Telaşlı kanat çırpısı ile, çeşmeden uzaklaşan bir kuş. Adımların sahibi kuşun arkasından baktı, sonra kaybetti. Üzüldü, ürküttüm diye. Elini yüzünü yıkadı. Bir iki yudum su içti. Fe- rahlamıştı. Gözü kitabeye takıldı. Fakültede bir şeyler öğrenmişti. Eh nede olsa çiçeği burnunda, bilgileri taze, heyecanlı bir edebiyat öğretmeni idi. Kitabedeki harflerin çoğu gitmişti. Daha irice olanları duruyordu. Ağır ağır okumaya başladı. Kulağı ise, bahçeden gelen kuş sesinde idi. Neyse, harfleri sökmeyi becerdi ve okudu. Kendinden emin olmak için, biraz da gülümseyerek okudu.

“Şeyda Bülbül Çeşmesi”
“Sadakanın en faziletlisi su teminidir.” Hadis-i şeriften aldığı işaretle; hayr hasenadın devamlılığının sağlanması niyeti ile, mimarimize değişik tarzlarda giren, hazneli, haznesiz, yalaklı, yalaksız, kaynak veya taşınan su yolu ile beslenen meydanlarımızın, sesli, sessiz bekçileri ata mirası çeşmelerimiz.
İnsan ve diğer canlı varlıkların, hayatiyetinin devamı için elzem olan suyun, en kibar şekilde insanlara, canlılara takdim yeri. Yer yer, mimarinin en güzel uygulama alanı olarak karşımıza çıkan bazen köy mimarisi mütevaziliği ile gönüllerimizi, sesi ve tadı ile ferahlatan çeşmelerimiz.
Çok tanınmışları vardır. III. Ahmet Çeşmesi, Alman Çeşmesi, Valide Sultan Çeşmesi, bir çok yerde aynı isimle anılan Vali Çeşmesi gibi. Mahalinde mahalli isimle anılan; Kadı Gas- teli, Kökez Çeşmesi. Şiirlere konu olan, belirli menzil aralıka- rı ile yapılan, kırları mekan tutan Çoban Çeşmesi veya çeşmeleri. Su gibi aziz olmak isteyenlerin yaptırdığı, yaptırılmasına vesile olduğu, banisinin aziz olmasını sağlayan, inancımızın, kültürümüzün, sosyal hayatımızın, sokak, şehir ve köy meydanlarındaki sembolü çeşmelerimiz.
Çoğunluğu imece usulü ile yapılan Köy Çeşmeleri. Çeşme başında yapılan hararetli sohbetler. Yıkanan kilimler, halılar. Kilim ve halıdaki desenlerin su ile buluşması. Desendeki sırların, mesajların çözümü için vurulan nafile tokaç darbeleri. Yanık ve neşeli türküler. Genç kızların mani atışmaları. Cıvıl cıvıl, ışıl ışıl, çeşme başı. At kişnemesi, çalınan ıslık ile, atın uç yalaktaki suya kavuşması. Onlarca, değişik tonlarda mee sesi, suya koşuşan koyunlar, kuzular, keçiler. Bas bir möö sesi ve ağır hareketli sığırlar. Köy hayatının günlük, en hareketli saati. Akşam ezanı, sakinleşen çeşme başı. Gün ışıncaya kadar sürecek yalnızlık. Bu yalnızlığı ara sıra bozan, bir iki köpek ve ürkek kedi, seyrek de olsa, vahşi tabiattan bir kaç misafir.
Şehirlerde karsımıza daha Çelebice çıkan çeşmeler. Artık üzerleri kitabeli, taş yeri, testi yeri ayrı. Küçük bir yalak. Bronz veya taştan değişik şekillerde yapılmış çeşme lüleleri. Okuma yazma bilmeyen insanların, afal afal, gazeteye göz gezdirmesi gibi, kitabesine meraklı bakışlar. Bir iç burukluğu ile çaresizlik. Mutlak hayırlı işler yazılmıştır diye teselli olma. Yaptırana, gönülden rahmet dileme.
Küçük şehirlerde hala bir çoğu rağbet görmekte. Suyun bardak bardak, şişe şişe, parayla satıldığı büyük şehirlerde bir çoğu yok olmuş. Yok olmayanları ise, eski günlerini yad ederek, gelip geçeni seyretmekte. Bir is makinası, eli kazınalı insanları görünce, tarifi mümkün olmayan bir korku sarmakta her tarafını. Anlı sanlı Padişahların, Hanım Sultanların, Vezirlerin yaptırdığı çeşmeler bile terk edilmiş ihya edilmeyi bırak, yıkmasalar bari, diye bir dilek, bir iç geçiriş.