Makale

USLAM’DA İBADET KAVRAMI ÜZERİNE BAZI DÜŞÜNCELER

USLAM’DA İBADET KAVRAMI ÜZERİNE BAZI DÜŞÜNCELER

Halil KARLIK
MEB. Din Öğretimi Genel Müdür Yardımcısı

Anlam bakımından "Allah’ın iradesine teslimiyet" demek olan İslam (1), belirli zaman, mekân ve insanlar için değil, bütün zamanların, mekânların ve insanların dinidir. Çünkü bu din, zaman, mekân, kavim, millet, zenginlik, fakirlik gibi hususlarda hiçbir ayırım yapmaksızın bütün insanları, önce tek Allah (tevhîd) inancına davet eder. Yaratılışın sim ile yaşamanın güzelliğini ve anlamını ilim öğrenme, anlama ve idrak esasına dayalı davranışlarda bütünleştirir. Bunun için de, "kıssadan hisse" kabilinden, belirli zaman ve mekânlarda meydana gelen olaylardan misaller vermek suretiyle; ibret alınacak, ders çıkarılacak biçimde düşünmenin gerektiğine işaret eder. Nitekim, Kur’an’ı Kerim’de bir çok ’ ayetin sonu; "... ibret almaz mısınız?" (2), "... akletmez misiniz?", (3), "... anlamazlar mı?" (4), "... doğrusu bunda düşünen kimseler için bir çok dersler vardır" (5), "... görmüyor musunuz?" (6), "... düşünmezler mi?" (7), v b. şekilde bitmiş olması da, bunun açık bir delilidir.
Tarihte geçmiş önemli olaylar ile, zaman zaman müşahede edilen hadiselerden ibret almak veya ders çıkarmak; hareket, davranış ve fiillerimizin disipline edilmesi yönünden büyük öneme haizdir. Çünkü ibret, kimi zaman basit bir olay, kimi zaman da bizde derin izler bırakan olaylar zinciri olarak tezahür eder. Bunları, bazen basit görür geçeriz. Bazen de bizi, iyiden iyiye düşündürür. Hatta meselelerimize karşı olan ilgi, sevgi ve dikkatimizi daima diri, zinde ve güçlü tutar. Bunun neticesinde, düşüncelerimiz, hareketlerimiz, onun etkisiyle daha düzenli, sağlıklı ve dengeli olur. Her şeyde tedbirli olmaya ve ölçülü hareket etmeye çalışırız.
İnsanın kendisi de dahil olmak üzere, canlı ve cansız her varlık, ibret alınacak bir nitelikte yaratılmıştır. Bunun için de, çevremize dikkatlice göz atılarak her varlık üzerinde düşünmek yeterlidir.
Güneşin bütün canlılar için hayat kaynağı olduğunu biliyoruz. Şu halde güneş olmasaydı belki de hayat olmayacaktı. Güneşin, dünyaya olan mesafesinde bir mil azalma ve çoğalma olsaydı, dünyanın dengesi bozularak, bütün canlılar yanar veya donardı. Hiçbir canlının da yaşama imkânı olmazdı. Dünyanın kendi ekseni etrafında dönerek gece ile gündüzü; güneşin etrafında dönerek "Yıl" denilen zaman mefhumunu meydana getirirken herhangi bir aksaklığa sebebiyet vermemesi de, bizi derinden derine düşündüren olaylar sisteminin diğer bir halkasıdır. Bütün bunlar, akıl, idrak, düşünce ve basiret sahibi kimseler için ders çıkarılacak birer ibret levhasıdır.
Kuru toprağa sonbahar veya ilkbaharda ekilen bir tohumun zamanı gelince yeşererek büyümesi ve meyve vermesi de üzerinde düşünüp ibret almaya değer ayn bir olaydır. Çeşitli yönlerin-’ den yararlandığımız, diğer canlı varlıklar da, ayn ayn nitelikte ve özelliktedir. Hepsi de, yaratılışına uygun olarak tabii kanun çerçevesinde fonksiyonlarını icra ederek hayatlarını devam ettirmektedir. Bütün bunlar, insanların istifade edeceği birer nimet olarak yaratılmıştır. Bunların sebep ve hikmetlerini de düşünerek anlamak ve bu sayısız nimetleri yaratan Yüce Allah’a devamlı şükretmek gerekir. Bu, insan olmanın, üstün ve şerefli bir varlık olmanın tabii bir neticesidir.
Demek oluyor ki Yüce Allah (c.c.), çeşitli olaylar yoluyla insanları görmeye, işitmeye, düşünmeye ve ibret almaya davet etmektedir. Konumuz ile ilgili âyetlerden birkaçı şöyledir:
- "Allah geceyi gündüze, gündüzü geceye kalbeder. Doğrusu, görebilenler için bunda ibretler vardır." (8)
- "Size geceyi dinlenesiniz diye karanlık ve gündüzü çalışasınız diye aydınlık olarak yarattığımızı görmediler mi? Doğrusu, bunda, inanan millet için dersler vardır"
(9).
- "Yeryüzünde, hepsi de aynı su ile sulanan, birbirine ve çok köklü üzüm bağlan, ekinler, hurma ağaçlan vardır. Fakat onları, lezzetçe birbirinden farklı kıllmışızdır. Düşünen kimseler için bunda ibretler vardır." (10)
- "Allah gökten su indirir ve ölümünden sonra yeryüzünü diriltir. Kulak veren kimseler için bunda ibret vardır." (11)
- "Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerinden şerbet, şıra ve güzel rızık elde edersiniz. Düşünen millet için bunda ibret vardır." 12)
- "Rabbin bal arısına ’Dağlarda, ağaçlarda ve hazırlanmış kovanlarda yuva edin; sonra her çeşit üründen ye; sonra da Rabbinin işlemen için gösterdiği yollardan yürü’ diye öğretti. Karınlarından insanlara şifa olan çeşitli bal çıkar. Düşünen bir millet için bunda ibret vardır." (13)
- "Biz bu Kur’an’da insanlar ibret alsınlar diye her şeyden misal gösterdik." (14)
Misâl, hatırlatma, öğüt, ibret, konuyu geliştirme, isteneni akla yakınlaştırma maksadıyla konulan gözle görülür, elle tutulur şeklinde tasvir etmekle olur. Bu, konunun iyi anlaşılmasına ilişkin önemli bir metod’dur. Böyle bir metod, anlatılanı zihinde tesbit eder ve anlaşılmasını daha kolay kılar; insanın vicdanına daha çok ve çabuk etki eder. İnsanlar bununla daha çok ibret alma imkânını bulur.
Kur’an-ı Kerim, birçok olayları beliğ ve icâzla anlatmaktadır. Bunlardan biri de Nuh Tufanı’dır. "Onlardan önce Nuh kavmi, hakkı yalanladılar, kulumuzu yalancı saydılar, ona deli dediler, onu sürüp attılar. Nuh, Rabbi’ne yalvardı: Mağlubum, bana yardım et. Biz de gökyüzünün kapılarını açtık, sular akıttık, yerden pınarlar fışkırttık. Sular mukadder bir işi yapmak için birleşti. Onu- komşu toprak parçalan tek- tahtadan yapılmış, mıhlarla çekilmiş bir gemiye bindirdik" (15). "Sonra, ey arz, sularını yut, ey sema sen de yağmurunu tut, denildi, sular kesildi. Olacak oldu, İş bitti. Gemi Cudi Dağı üzerine oturdu ve zalimlere, uzak olsunlar denildi." (16)
Kur’an’da, daha nice nice konularda insanlar, görmeye, işitmeye, İnanmaya, düşünmeye ve ibret almaya davet edilmektedir. Bütün bunlar, İslâm’da düşünmenin, tefekkürün, özellikle bir çok olaylardan ders çıkarmak ve İbret almak suretiyle hayatı en güzel biçimde değerlendirmenin gerektiğini açıkça göstermektedir. İnsanoğlu, bu kâinattaki canlı varlıklar içerisinde üstün ve şerefli yeri olan bir varlıktır. Ancak, insan, başka canlı varlıklarda olmayan, akıl, düşünce, inanç ve vicdan gibi üstün özelliklere sahip olduğu halde, kimi zaman sevgi, saygı, merhamet, yardım ve hoşgörü gibi iyilik duygulan, kimi zaman da üstünlük, aşağılık, ihtiras, kin, nefret gibi daha nice kötü duygulan onun hayatını tesir altında bırakmaktadır. Nitekim bu tesir de, insanın iyi veya kötü bir yaşayış içinde bulunmasına zemin hazırlamaktadır.
İnsan, yaratılışı gereği her ne kadar düşünüp karar vermek ve bu doğrultuda istediği gibi hareket etme iradesine sahip ise de,
Bütün davranışlarını etkileyen bir özelliği vardır ki o da, iyi veya kötü diye vasıflandırılan duygulandır. Bu, onun hem iyilik, hem de kötülük yapabilecek kabiliyette olan bir varlık olduğunu göstermektedir.
İnsanın sahip olduğu bu özelliklerinden dolayıdır kİ, hayatının her devresinde sürekli olarak nefsini terbiye edecek; plânlı, programlı ve düzenli bir yaşayışa zemin hazırlayacak etkinliklere ihtiyacı vardır. Bu etkinlikler de, İslam’da "İbadet" diye vasıflandırılan ve Allah’ın iradesine teslimiyetin tezahürü sayılan faaliyetlerdir.
İbadet, ancak Allah’a edilir. İnsanın bu dünyada her ne kadar üstün bir yeri var ise de, Onun yüce yaratıcısına karşı olan durum ve statüsü kulluk (abd) kelimesiyle ifade edilir. Bütün insanlar, Allah’ın kuludur. Nitekim Yüce Allah’ın, Kur’an-ı Kerim’in’de, "Allah ile birlikte başka ilâh edinmeyin, yoksa mezmum ve sefil olursunuz. Rabbin, kendisinden başka hiçbir şeye ibadet etmemenizi emrediyor" (17). "Allah ile beraber başka ilâha ibadet ve dua etme, O’ndan başka ibadet edilecek hiçbir ilâh yoktur; O’nun varlığından (vechinden) başka her şey helâk olur, hüküm O’nundur ve hepiniz O’na döneceksiniz"
(18) tarzındaki buyrukları da bunu açık bir şekilde göstermektedir.
Yine Kur’an’da; "Ben insan- lan ve cinleri ancak bana ibadet etsinler diye yarattım"
(19). "Ve sana ölüm gelinceye kadar Rabbine İbadet et."
(20) buyurulmaktadır.
Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) de, ibadet ile ilgili olarak, "Ya Resullellah, bana bir ibadet söyle ki, beni cennete götürsün" şeklinde bir soru karşısında, O yüce Peygamber, "Allah’ın bir olduğuna inanırsın, O’na ibadet eder ve ibadetinde O’na hiçbir şeyi ortak koşmazsın.
Namaz kılar, zekât verir ve akrabayı ziyaret edersin" (21) buyurmuştur.
İbadet, Allah’a itaat etmek, kulluk yapmak, boyun eğmek ve O’na bağlanmak anlamına gelir. Başka bir deyişle, ibadet, Allah’ın, emrettiği farzları, Allah’ın rızasına götüren her çeşit hareket, davranış ve icraatı içine alan bir kavramdır. Bu da, Allah’ın emir ve yasaklarına itaat etmek, yalnız O’nun rızasına uygun işler yapmak, rızasını kazanmak niyetiyle güzel ameller (işler) yapmak demektir.
Yüce Allah, kendisinin, kullan tarafından devamlı olarak bilinmesini ister. Bunun için her mü’min, O’nun hakkında yeterli bilgi edinerek O’nu tanımak ve O’na bağlanmak durumundadır. Allah’a bu bağlanışın temel halkalarını da ilim, iman ve ibadet teşkil etmektedir. İman, Allah ile kulu arasında kurulan bir bağdır. Bu bağın giderek kuvvetlenmesi ve devamlılığı ise ibadetle mümkün olmaktadır insan hayatında. Çünkü ibadet, inanan kimselerin, yüce Allah ile olan buluşmasıdır. Bu anda insan alışkanlıkları, uyumsuzlukları ve problemleri son bulur. Onun içindir ki ibadet, kişinin dünyasını bile terkedip, Allah’ına kavuştuğu eşsiz ve benzersiz bir âlemdir. Orada ne sıkıntı, üzüntü, keder, tasa, ne de problem, kin ve düşmanlık vardır. Bunların aksine insan bedenen ve ruhen bir rahatlığa kavuşmakta ve kendini engin bir mutluluk içerisinde bulmaktadır. Çünkü bu ruhî tatmin insanda bulunan bütün rahatsızlıkları alıp götürmektedir. Böylece insan, diğer anlarının mutluluğuna da zemin hazırlamış olmaktadır. Bu, anlatmakla değil, yapmak ve yaşamakla daha iyi anlaşılır.
Bütün bunlar, insanın ibadet etmeye ihtiyacı olduğunu gösterir. Hatta bu ihtiyaç, günümüz karmaşık ortamında kendini daha çok hissettirmektedir. Stres denilen ruhsal sıkıntılardan kurtulmak için de ibadete ihtiyaç vardır.
Çünkü her gün ibadetini tam olarak yerine getiren bir müslüman stres denilen ruhsal sıkıntıya düşmez. Allah’ın rızasına uygun işleri yapmak, rızasına uygun düşmeyen işlerden kaçınmak suretiyle kedini daha rahat, ferah ve geniş bir dünyada bulur.
İnsan, ruh ve beden denilen iki önemli unsurdan meydana gelmiştir. İnsan, mutluluğu için bu iki varlığını sağlıklı bir şekilde beslemesi ve geliştirmesi gerekir. Başka bir ifade ile, hem bedenî, hem de ruhî ihtiyaçlarını yeterince temin etmelidir.
Ruh, en yüksek dereceye, ancak, bedeni, emri altına alması halinde ulaşabilir. Bu, bir taraftan akıl yoluyla bir çok bilgiler elde ederek düşüncemizi geliştirirken görüş ufkumuzu genişletirler, diğer yönden de kalbi iman ile beslemek gerekir. Bununla birlikte, imanı korumak ve onu sürekli geliştirme açısından da, bunu ibadetle takviye etmek zorunlu bir ihtiyaç olarak kendini hissettirir.
Günümüzde itaat ve disiplin hemen hemen yok denilecek kadar azalmıştır toplum hayatında. Bundan çoğumuz da şikâyetçi oluyoruz. Halbuki hem imanın, hem de ibadetin bir de sosyal boyutları vardır. Bir defa itaat ve disiplin Öncelikle kuvvetini imandan almaktadır. Çünkü bir çok davranışlarımızın kökü imana dayanır. O halde bu kök sağlam ve güçlü olursa insan davranışları da o derece sağlıklı, dengeli ve ahenkli olur. Bunun için de iman sürekli olarak ibadetle takviye edilmelidir Çünkü ibadetler, insanın Allah ile ilişkisini daima canlı tutar. Bu ilişik de insanı, temelde Allah sevgisine, insan sevgisine ve hatta yaratılanı yaratandan dolayı sevme düşüncesine dayalı davranışlar geliştirmeye yöneltir. Bu bakımdan ibadet yoluyla elde edilen davranışlar, kişinin ve toplumun mutluluğu yönünden de büyük önem taşır.
Özetle denebilir ki ibadetler, inanan kimseleri birbirine yaklaştırır ve kaynaştırır. Birlik ve beraberlik duygularını geliştirir.
Böylece toplumda insanların rahat, huzur ve güven içinde yaşayabilecekleri bir ortam oluşur. Bu bakımdan ibadetler, hem ferdin hem de toplumun ahenkli, düzenli ve sıhhatli yaşayışını temin eden davranışları kazandıran; bu davranışların devamlılığını sağlayan birer terbiye vasıtasıdır denebilir. Ancak, ibadetler Allah tarafından konulduğu ve O’nun emri olduğu için, bilerek ve şuurlu bir şekilde bu ibadetlerin yerine getirilmesi gerekir. Böylece Allah rızasına dayalı olarak şekilden öte bilinçli olarak yerine getirilen ibadetler, insan davranışlarını daima olumlu yönde motive eder. Aksi taktirde, ifa edilen ibadetin esas amacı kavranmamış olur. Bu ise, kişide dinin bir çok öğütlerini görmezlikten gelen davranışlar oluşturur. Halbuki İslâm terbiyesi sağlam şahsiyet geliştirme faaliyetidir. Bundan maksat, "iyi insan", "nitelikli insan gücü" yetiştirmektir. İstenilen insan tipinin yetiştirilmesinde İslâm’ın temel esasları sayılan kelime-i şahadet, namaz, oruç, zekât, hac gibi ibadetlerin ince ve derin bir amacı vardır. Bu amaç, insan hayatının bütün boyutlarını iyileştirecek davranışları kazandırmaktır. Şayet ibadetlerin bu amacı kavranılmış olarak yerine getirilirse, ibadet yolu ile istenilen davranışlar kazanılmış olur.

DİPNOTLAR
(1)Hamidullah, Prof. Dr. Muham med, Islâm’a Giriş, s. 16
(2)Nahl; 17
(3)Hüd; 51, Kasas; 60, Yâ-sîn; 68
(4)Ankebut; 13, Casiye; 23
(5)ZUmer; 42-52, Rüm; 23-24
(6)Zuhruf; 51, Yâ-sîn; 31
(7)Nuh; 24
(8)Nur; 44
(9)Nemi; 86
(10)Ra’d; 4
(11)Nahl; 65
(12)Nahl; 67
(13)Nahl; 68-69
(14)Zümer; 27
(15)Kamer; 9-14
(16)Hüd; 44
(17)lsra; 22
(18)Kassas; 88
(19)Zâriyat; 56
(20)El-Hac; 99
(21)Buharî, Tecrîd-i Sarih tere., c.5, s.14, no.68