Makale

BALKANLARDA İSLAM TÜRK SANATI

BALKANLARDA İSLAM TÜRK SANATI
İ. Seyyid Avukatgil

OSMANLI Türklerinin 1355 yılında Gelibolu’dan Rumeli’ye yani Balkanlara geçişinden itibaren bu bölge süratli yerleşim ve iskân olayına sahne olmaya başlamıştır. Tıpkı Malazgirt Zaferinden sonra Anadolu’nun, vakıfların ve hükümdarların desteğiyle imar edilmesi gibi bir süreci, bu kez Balkanlar yaşadı. Mahallî derebey-lerin ve feodalların baskısı altında ezilmiş yerli Hristiyan halk, Osmanlı merkezî yönetimi altında güven ortamına kavuştu. Balkanlarda Türk idaresinin gerçekleştirdiği ilk sanat eserleri mimarî sahada gerçekleşmiştir. Tekke ve ribatlar, ko-lonizatör Türk dervişlerinin İslâm’ın tanıtılmasında merkez olarak kullandıkları kurumlardır. Çeşitli tarikatlara mensup mutasavvıflar, tasavvuf mûsikisinin seçkin eserlerini buralarda meşkettiler. Anadolu’dan buralara göçüp gelen Türkmen grupları Ahilik ve Fütüvvet kültürünü Balkanlara taşıdılar. Evliya Çelebi, ünlü seyahatnamesinde Balkanlardaki köy ve şehirler hakkında ilginç bilgiler vermiştir. Rahmetli Osman KESKİOĞLU, sadece Bulgaristan sınırlan içinde dörtyüz kadar tescil edilmiş vakfiyye bulunduğunu söylerdi. Balkanlardaki mimarî Türk eserleri özellikle 1913-1985 yılları arasında büyük tahribat görmüştür. Son aylarda Saraybosna’da girişilen soykırımı sırasında pek çok tarihî cami yıkılmıştır...
Osmanlıların ve evlâd-ı fâtihâ’nın Rumeli’de gerçekleştirdikleri sanat şaheserleri sadece mimarîden ibaret değildir. Hat, minyatür, nakış, tezhib vb. dallarda pek çok sanatkâr yetişmiştir. Gelibolulu Mustafa Ali, nakış ve minyatür dalında üstün başarılı bir usta idi. Bursalı İsmail Hakkı adlı büyük mutasavvıf da aslen Aydos’lu, yani Balkanlıdır. Kendisi, yetenekli bir hattat idi. Pek çok bilgin yetiştiren Filibe kenti zengin vakıfları ve câmileriyle meşhurdu. Minâresiyle meşhur Ulu Cami ve Şehâbeddin Paşa Camileri eşsiz birer sanat eseridir. Ust-rumca Irmağı üzerindeki Koca İs-hak Paşa Köprüsü dillere destandır. Sofya’daki Molla Efendi Kadı Seyfullah Camii Bulgaristanda korunabilen sayılı mabetlerdendir. Osmanlı Evkaf Bakanlığı, 1915-1917 yıllarında (Harb-i Umûmi) sırasında bile para tahsis ederek bu camiyi tamir ettirmiştir. Vahid Meh-med Çelebi ve Rüstem Vasfı Sofyalı iki büyük şairdir. Şumnu’daki Kurşunlu Çeşme su mimarisinin en değerli örneklerindendir.
Bundan iki, üç yıl kadar önce televizyonda gösterilen, "Balkanlarda Türk İzleri" adlı program konumuz açısından önemli bir çalışmadır. Fakat Dünya’nın hızla değiştiği günümüzde, değişen şartlara göre yeni belgesel ve yarı belgesel çalışmalara ihtiyaç vardır. Özellikle Arnavutluk, Batı Trakya ve Bulgaristan’daki kültür varlıkları dikkatle tesbit edilmelidir...
Şumnu’lu Şerif Halil Paşa şiir, edebiyat ve güzel sanatlara vâkıf, terceme yapabilecek kadar Arapça’ya ve Farsça’ya âşinâ bir zat idi. Bulgaristan’daki erken dönem Osmanlı Mimarisinin belli-başlı örneklerinden biri de, Nova Zagora’daki Kıdemli Baba sultan Tekkesidir. Eser, dinî mimarimizin tipik örneklerindendir. Türbe ve tekke binası ile ilgili olarak M. Kiel "Turkish Re-vievv Ouarterly Dıgest". (VVinter 1985-1986) adlı dergide önemli bir makale neşretmiştir. İstanbul’un fethinden sonra çok uluslu bir geniş devlet olan Osmanlılar, Balkan-lar’da süratle genişlemeye başlamışlar, gittikleri yerlerde kültür ve sanatlarını da birlikte götürmüşlerdir. Tasavvuf Edebiyatı tekkelerde gelişmesini sürdürürken, şehir ve kasabalarda İstanbul Uygarlığının tesirleri belirgin olarak kendini gösteriştir. Osmanlı yönetiminde üst mevkilere gelen Balkanlı devlet adamları, kendi bölgelerinin imarıyla yakından ilgilendiler. Vakfiyyeler bırakarak, kurdukları eserlerin yaşamasına katkı sağladılar. Kabul etmek gerekir ki, İstanbul ve Osmanlı Medeniyeti kültürel etkisini en çok Balkanlarda göstermiştir. 1990 yılı Ramazan ayında Yunanistan’da bulunduğum sırada bu kültürün izlerini bizzat görmüştüm. Ekrem Hakkı Ayverdi, Osmanlı Mimarisiyle ilgili eserleriyle pek büyük hizmet gerçekleştirmiştir. Aynı hizmetin örf ve âdetler ile halk kültürü sahasında da yapılmasına ihtiyâç vardır. Yahya Kemal’in şiirleri ve nesirleri bu konuda bir hareket noktası teşkil edebilir...
Balkanlardan bahsedince Bosna-Hersek’teki olayları ve Saray-bosna’yı hatırlamamak mümkün değildir. Rahmetli Tayyip Hocamızın memleketi olan bu bölge son aylarda büyük bir insanlık dramı yaşamaktadır. Yüzbinlerce Müslümanın soykırım, açlık ve hastalıkla mücadele ettiği bu kaos içinde, pek çok kültür ve medeniyet eseri de yok olup gitmektedir. Osmanlı Sad-râzamı Sokullu Mehmed Paşa’nın yaptırdığı meşhur Drina Köprüsü acaba İvo Andriçlen sonra yeni bir romancının eserine daha konu olacak mıdır? Saraybosna’yı İslâm kentine çeviren Gazi Hüsrev’in külliyesinin Sırp askerlerinin saldırılarıyla yıkılması bütün Müslümanların gönüllerini dilhün etmiştir. Yaklaşık olarak dörtyüz yıl kadar Osmanlı idaresinde yaşayan Bosna, 1878’deki Berlin Antlaşmasından sonra Avusturya’nın yönetimi altına girmiştir. Bu sırada pek çok Bosnalı Müslüman Türkiye’ye göçetti. Bir grubu Ankara’ya yerleşti...
Bosnalı bilgin ve yazarlar eserlerinde unvan olarak "Bosnavî" unvanını kullanmışlardır. Son aylarda süren soykırımı ve tecâvüzler sırasında yetmişten fazla camiin yıkıldığı veya ağır tahribat gördüğü ifade edilmektedir. Mehmed Paşa Camii ve medresesi, Hünkâr Camii, islâm Bilimleri Şarkıyyat Akademisi, Mostar Köprüsü, Hüsrev Bey Medresesi, Kurşunlu Medrese yıkılan tarihî eserler arasındadır. Uluslararası Antlaşmalar rafta kalmıştır.
İslâm Konferansı Teşkilâtı’nın konuyla ilgili yaklaşımı olumlu bir gelişmedir. Bu teşkilâta bağlı olarak çalışan IRCICA (İslâm Tarih, Sanat ve Kültür Kurumu) bu konuda daha aktif bir tutum içine girmelidir. Lahey Antlaşmasının ilgili hükümleri
UNESCO dâhil bütün kültür kuruluşlarına hatırlatılmalıdır. İlahiyat Fakültelerinde İslami-Türk Edebiyatı Dersi bünyesi içinde, Balkanlarda yetişmiş şair ve edebiyatçılarla ilgili araştırmalar yaptırılmalıdır. Özellikle "Divân" sahibi şâirlerin divanlarının neşredilmesi önemli bir hizmet olacaktır. Osmanlı devrinde Balkanları gezmiş olan Batılı seyyahların bu bölgelerdeki islâmî hayat ve uygarlıkla ilgili olarak yazdıkları pasajlar birleştirilerek müstakil bir antolojik eser meydana getirilmelidir.
Balkanlarda İslâm Dini’nin yayılışı önemli bir olaydır. Tebliğ ve ir-şâd yoluyla gerçekleştirilen bu muazzam gelişme, İslâm fütuhatının insancıl ve evrensel yönünü de bel-gelemektedir, İsmail Habib SEVÜK’ ün "Tuna’dan Batı’ya" adlı kitabını bugünlerde okumanın tam zamanıdır. Şair Yahya Kemal BEYATLI’ da millî tarih şuuru oluşturan manevî ortamın iyi etüd edilmesi gerekir. Evliya Çelebi’nin seyahatnamesinde yazdığına göre, Balkan Türklerinin halk musikisinde de mehter ve serhat besteleri hâkimdir. Bayramlarda bu tür hamasî eserleri dinleyerek vakit geçirirlerdi. Deliorman Bölgesindeki Silistre şehri bir eyâlet merkeziydi. Şehzadeler bile bu kentte misafir olarak kalırlardı. Vezir Sinan Paşa’nın yaptırdığı Silistre Kurşunlu Camii büyük kubbesi ve taş minâresiyle meşhurdur. Sultan II. Mahmud Silistre’yi ziyaret etmiştir.
Pek çoğu tahrib edilmiş olan Balkanlardaki İslam-Türk varlığının estetik ürünleri, son facialarla ağır bir darbe daha almıştır. Acaba gereken tepkiyi gösterebiliyor muyuz?...