Makale

TÜRK EDEBİYATINDA PEYGAMBER SEVGİSİ

TÜRK EDEBİYATINDA PEYGAMBER SEVGİSİ

Doç. Dr. Mustafa İsen

ANADOLU’ da meydana getirilen Türk edebiyatı, milletimizin İslâm Medeniyetine katılmasından sonra teşekkül ettiği için, bundan sonraki kültürünün çekirdeği olacak dinin, yani İslamiyet’in ortaya koyduğu bakış açısına bağlı olarak ürünler verir. Bu tarz edebî ürünlerin toplandığı eserlere şöyle bir göz atıldığında, bunların sıralanışında bile inanılan kıymet hükümlerine sıkı sıkıya bağlı kalındığı kolayca görülecektir. Meselâ klasik şiirin bir araya toplandığı Divanlarda ilk örnekler, Allah’ın birliğini dile getiren Tevhidler ya da ona yakarışı ifade eden Münâcâtlardır. Daha sonra ise Hz. Peygamberi öven na’tlar gelir. Bunların ardından padişahlar veya diğer devlet büyükleri ile başka konularda kaleme alınmış şiirler sıralanmıştır. Doğrudan sanat eseri özelliği taşımayan her türlü eser ise, kulların Allah’a şükrünü ifade eden hamdele ve Hz. Peygambere salât-ü selâmı ifade eden salvele ile başlar. Yakın döneme kadar neredeyse istisnasız denecek ölçüde devam eden bu gelenek, sınırlı sayıda günümüzde bile hayatiyetini devam ettirmektedir.
Dinî meselelerle doğrudan ilgili olmayan eserlerde bile inanılan kıymet hükümlerine bu denli bağlılık gösteren bir geleneğin, bu düşünceyi tebliğ eden sevgili peygamberine karşı daha çok hassas olacağı tabiidir. Edebiyat tarihimiz bu açıdan gözden geçirildiğinde karşılaşılacak manzara gerçekten şaşırtıcıdır. En kestirme ifadeyle denebilir ki, Hz. Peygamber hariç dünyada hiç kimse bu kadar yoğun bir biçimde edebî eserlerin konusu olmamıştır. Diğer Müslüman milletlerin sanatçıları da bu konuda üzerlerine düşeni yapmış olmakla birlikte, bizim sanatçımız, Peygamber sevgisini çeşitli tür ve şekiller içinde asırlar boyunca ifade etmeye devam etmiştir. Hatta bu ilgi sadece edebî eserlerle de sınırlı kalmamış, musikî hat ve minyatür alanında da aynı şekilde devam etmiştir.
Dinî edebiyatımızın ağırlıklı bölümünü meydana getiren Hz. Peygamber’le ilgili bu eserlerin çoğu manzum olmakla birlikte bir kısmı da mensurdur.(l) Bunların başında Siyerler gelir. Hz. peygamberin hayatının tamamını ya da bir kısmını ele alırlar. Çok değişik kültür seviyesindeki insanlara hitap etmeleri açısından bu eserler, farklı sanatçılar tarafından seslendikleri çevrelere göre çok sade ya da süslü bir üslûpla kaleme alınmış değişik örnekleriyle edebiyat tarihimizde yerlerini almışlardır. Siyerler halk arasında yüzlerce yıl başucu kitabı olarak sevilip okunmuş ve insanımızın hamurunu yoğuran en temel eserlerden olmuşlardır. Bunların manzum olanlarının en tanınmışı Yazıcı-oğlu Mehmed’in (ö. 1451) Muhammediye adlı eseridir. Mensur ve sanatlı siyerler söz konusu edilince de akla Veysrnin (1561 -1627) Siyer’i gelir
Yine Peygamberimizin hayatını anlatan mevlidler, neredeyse Türk Edebiyatına has bir türdür. Mevlid denince akla Süleyman Çelebi’nin eseri gelmekle birlikte, hem ondan önce hem de ondan sonra pekçok şair mevlid kaleme almıştır. İslâm Peygamberinin hayatı yanında onun çeşitli faaliyetlerini müstakilen ele alıp anlatan eserler de yazılmıştır. Mesela mucizelerini derleyip sunan çalışmalar olduğu gibi, Mekke’den Medine’ye hicretini dile getiren eserler de ortaya konmuştur. Hayatının büyük bölümü savaşlarla geçen Peygamberimiz ‘in bu tarafı Gazavatnamelerde dile getirilmiştir. Mevcut peygamberler içinde sadece Hz. Muhammed’e lutf edilmiş Miraç hadisesi de pek çok müslüman sanatçının heyecanla kaleme aldığı bir konu olmuştur. Bilindiği gibi Peygamberin miraca çıkışı, olayın duyulmasından itibaren ilgiyle karşılanmış ve tartışma konusu olmuştu. İşte bu önemli mucize bir çok müslüman müellif tarafından ele alınmış, özde bir ama detayda farklı çok sayıda eser kaleme alınmıştı. Bu konuyu ele alan eserlere Miraciye adı verilir.(2)
Hz. Peygamberle ilgili eserlerin bir diğeri Hilyelerdir. Hz. Muhammed’in fizikî ve ruhî portresini anlatan eserler olarak tanımlanabilecek hilyeler de, müslüman sanatçının severek kaleme aldığı bir türdür. Bu türün edebiyatımızdaki en tanınmış örneğini Hâkânî Mehmed Bey (ö. 1606) dile getirmiştir. Türk halkı tarafından asırlardır sevilerek okunan bu eserin yeni bir baskısı geçen yıl yapılmıştı. (3)
İslam Dini’nin Kur’an’dan sonra ikinci kaynağı olan hadisler de, müslüman sanatçının önemle ele aldığı alanlardan biri olmuştur. Müslümanlar için böylesine önemli bir kaynak, yüce Peygamberin, "ümmetim içinden din emirlerine dair kırk hadis ezberleyeni, Allah fakihler ve alimler zümresi arasında diriltir" sözünün de teşvikiyle kırk hadis halinde toplanmaya başlan-mıştır. Bu gelenek Arap edebiyatında başlamış olmakla birlikte, türü edebî bir çerçeveye oturtanlar İranlı ve Türk sanatkârlar olmuş, Türkçe’nin pek çok büyük ustası, Meselâ, Nevâî, Fuzûlî, Nâbî ve Hâkânî bu vadide eserler vermişlerdi.
Dilimizin ses bayrakları olan yazarlarımızın, asırlardan beri aynı şevk ve heyecanla dile getirdikleri Peygamber sevgisi, çok değişik türlerde ele alınmış olmakla birlikte, işin edebî açıdan mükemmel örneklerini daha çok na’tlarda görmek mümkündür. Çünkü Peygamberin hayatına dair herhangi bir olay örgüsünü anlatan şair, ele aldığı konu gereği lirizmi ya-kalamakta zorlanır. Oysa doğrudan Peygamber Övgüsüne adanmış örnekler olan na’tlar, lirik anlatıma çok uygun bir türdür. Bu yüzdendir ki, edebiyatımızda peygamber sevgisinin en güzel örneklerini bu tarz şiirler arasında görmek mümkündür.
İşte size onlardan iki örnek: İlki bizim Yunustan, çok yalın, ama yalınlıkta güzelliği yakalamış, lirizmin zirvesinde bir şiir.

Arayı arayı bulsam izini
İzinin tozuna sürsem yüzümü
Hak nasîb eylese görsem yüzünü
Yâ Muhammed canım arzular seni

Bir mübarek sefer olsa da gitsem
Kabe yollarında kumlara batsam
Hûb cemalin bir kez düşte seyr etsı
Yâ Muhammed canım arzular seni

Zerrece kalmadı günlümde hile
Sıdk ile girmişim ben bu bak yola
Ebu Bekir Ömer Osman’la bile
Yâ Muhammed canım arzular seni

Ali ile Hasan Hüseyin anda
Sevgisi gönülde muhabbet canda
Yarın mahşer günü ulu divanda
Yâ Muhammed canım arzular seni

Arafat dağıdır bizim dağımız
Anda kabul olur bizim duamız
Medine’de yatar Peygamberimiz
Yâ Muhammed canım arzular seni

Yunus medh eyledi seni dillerde
Dillerde dillerde hem gönüllerde
Ağlayu ağlayu gurbet illerde
Yâ Muhammed canım arzular seni

İkinci örnek ise, klasik Türk şiirinin en büyük isimleri den biri, Mevlevîliğin yoğurduğu bir muhteşem örne Şeyh Galib.

Sultan-ı rusül Şah-ı mümeccedsin efendim
Bîçarelere devlet-i sermedsin efendim
Divan-ı İlâhîde seramedsin efendim
Menşur-i le-amrukle müeyyedsin efendim
Sen Ahmed u Mahmûd u Muhammedsin efendim
Hakdan bize Sultan-ı müeyyedsin efendim

Hutben okunur minber-i iklim-i bekada
Hükmün tutulur mahkeme-i rûz-i cezada
Gülbang-ı kudümün çekilir arş-ı Hüdada
Esma-ı şerifin anılır arz u semâda
\
Sen Ahmed u Mahmûd u Muhammedsin efenim
Hakdan bize Sultan-ı müeyyedsin efendim

Ol dem ki nebilerle veliler kala hayran
Nefsîdeyü dehşetle kopa cümleden efgan
Ye’s ile usâtın ola ahvali perişan
Düstûr-i şefaatle senindir yine meydan

Sen Ahmed u Mahmûd u Muhammedsin efendim
Hakdan bize Sultan-ı müeyyedsin efendim


Ummiddeyiz yeis ile ah eylemeyiz biz
Sermaye-i imanı tebah eylemeyiz biz
Babın koyub ağyarı penah eylemeyiz biz
Biz kimseye sayende nigâh eylemeyiz biz

Sen Ahmed u Mahmûd u Muhammedsin efendim
Hakdan bize Sultan-ı müeyyedsin efendim

Biçaredir ümmetlerin isyanına bakma
Dest-i red urub hasret ile dûzaha yakma
Rahm eyle aman âteş-i hicranına yakma
Ezcümle kulun Gâlib’ipürcürm bırakma

Sen Ahmed u Mahmûd u Muhammedsin efendim
Hakdan bize Sultan-ı müeyyedsin efendim

Müslümanların beşer olarak en çok değer verdikleri ji hiç kuşkusuz Hz. Peygamberdir. Bu yüzden onun hayatının her safhası, asırlardan beri hilye, siret, mevlid, miraciye, na’t gibi çeşitli edebî türlere konu muştur. Asırlardır devam eden bu güzel gelenek, yoğulnluğunu kaybetmiş olmakla birlikte günümüzde devam etmektedir. Kuşkusuz çağdaş sanatçı bunu yaşadığı dönemin dili ve anlatım tarzlarıyla dile getirmektedir. Geçtiğimiz yıllarda Türkiye Diyanet Vakfı’nın Na’t ve Münacat türlerinde açtığı yarışmalara gösterilen yoğun ilgi bunun en açık ispatıdır. Yazımızı, sözünü ettiğimiz na’t yarışmasında birinci olan N. Genc’in şiirinin son bölümüyle bitirelim.
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
Bahîra’dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
Bâtılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım

1) Amil Çelebioğlu, Türk Edebiyatında Manzum Dinî Eserler, krü Elçin Armağanı, Ankara, 1984.
2) Metin Akar, Türk Edebiyatında Manzum Miracnameler, ıkara, 1987.
3) Hilye-i Saadet (Haz. iskender Pala), Ankara, 1991.



AYETLERDE Hz. PEYGAMBER

"Ey iman edenler! And olsun ki, sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok anan kimseler için Resûlüllah en güzel örnektir."
(Ahzâb 21)

"Muhammed içinizden herhangi bir adamın babası değil, O Allah’ın elçisi ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah herşeyi bilendir."
(Ahzâb 40)

"Bütün dinlerden üstün kılmak üzere, peygamberini, doğruluk rehberi Kur’an ve hak din ile gönderen O’dur. Şahid olarak Allah yeter."
(Fetih 28)

"Meryem oğlu İsa: "Ey İsrailoğulları! Doğrusu ben, benden önce gelmiş olan Tevrat’ı doğrulayan, benden sonra gelecek ve adı Ahmet olacak bir peygamberi müjdeleyen, Allah’ın size gönderilmiş bir peygamberiyim." demişti.
(Saff Suresi 6)

"Muhammed Allah ’tn elçisidir. O’nun beraberinde bulunanlar, inkarcılara karşı sert, birbirlerine merhametlidirler..."
(Fetih 29)