Makale

TÜRKİYE'DE DİN BAHANELİ VE DİN ADINA SERTLİKLER VAR. "SAĞ-SOL" KAVGALARI YERİNE YENİ GERGİNLİKLER Mİ İKAME EDİLMEK İSTENİYOR?..

BİLİM ADAMI
GÖZÜYLE

TÜRKİYE’DE DİN BAHANELİ VE DİN ADINA SERTLİKLER VAR. "SAĞ-SOL" KAVGALARI YERİNE YENİ GERGİNLİKLER Mİ İKAME EDİLMEK İSTENİYOR?..
1-Türkiye’de -son aylarda artan bir hızla- din bahaneli bir gerginlik tırmandırılmaya çalışılıyor. Bu sosyal gerginlik vakıasını salt sosyolojik açıdan değerlendirir misiniz? Toplum için faydalı mı, neler getirir, neler götürür?
2-"İrtica ile mücadele" adı altında, Devletin resmi müessese ve hizmetleri de hedef alınıyor. İmam-Hatip Liseleri, İlahiyat Fakülteleri karalanıyor, Diyanetin bütçesi ve kadro imkânlarının artmasından yakınılarak, bu müessese ve hizmetler de "irtica" ile irtibatlandırılıyor. Bu bir "üslûp yanlışı" değil midir, değerlendirir misiniz?
3-Türkiye’de din adına da sertlikler var. Halbuki İslamiyet, her konuda müsamahayı öngören evrensel bir din. Din adına görülen gerginlik ve sertliklerde, karşı tahriklerin rolü var mıdır ?
4-İslamiyet’i iyi bilen, onun engin hoşgörüsü ile yaşar. İlahiyat Fakülteleri, İmam-Hatip Liseleri, Kuran kursları, ilk ve orta dereceli okullardaki din kültürü derslerini bu açıdan değerlendirir misiniz.?

4 SORU -4 CEVAP
Prof. Dr. Doğu ERGİL

1-Efendim toplumumuzda herşeyden önce bir gerginlik varolagelmiş, niçin? Bir kere çok hızla değişen, bir toplum İmparatorluktan Cumhuriyete geçilmiş; tarım toplumundan-sanayi toplumuna... Kırlardan kopan insanlar, uluslararası metropollere giriyorlar. Her geçmişten kopuş, bir gerginliği de içerir. Durumu değişen insanların eskiye özlemi, durumunun değişmesinden korkan insanların yeniden ürkmesi, durumlarını kaybetme endişesi...
Değişim oldukça gerilim de olur. Ama bu gerilimin tırmandırılması ayrı bir olay. Bir yarışmacı sistem içinde başarılı olmayacağını anlayanlar kendi görüşlerini topluma zorla kabul ettirmek istiyorlar. Tekelciliğe başvuruyorlar. Olağanüstü durumlar yaratmak istiyorlar. Olağanüstü durumda kural yoktur. Güç, gücü yetenindir. Eğer devlet halktan koparsa, o zaman devlet ile halk arasında da gerilim doğar. Bazı kamu personeli kendi görüşlerini halkın diğer kısımlarına empoze etmeye çalışıyorlarsa, gerginlik tırmandırılmaya çalışılıyor demektir.
Devlet "inançlar" düzeyinde taraf tutmamakla mükelleftir. Tutarsa, dengeleri koruyamaz. O zaman devletî bile sarsacak çalkantılar ortaya akar. "Ne götürün" diye sordunuz, bir kere "birlik" ve "beraberlik"i bozar, ittifak oluşturma sistemi bozulur. Zorla kabul ettirme düzeni gelir. 0 düzen de düzensizliktir. Toplum parçalanır.
2- Bu da, tekrar ediyorum, bir şey getirmez, aksine çok şey götürür konuda ihtiyaç varsa ve ihtiyacı karşılama devam ediyorsa, o kuruluş varlığını sürdürür. Karşılamıyorsa yok olur gider. Zorla yaşatılamaz. Şimdi bu İmam-Hatip Liseleri ve İlâhiyat Fakülteleri çıkmış mıdır ortaya, çkmıştır. Niye? zira belirli bir ihtiyaç var. Önemli olan, bu ihtiyacı çağın gereklerine göre karşılıyor mu, karşılamıyor mu? Bu müesseselerin varlığı-yokluğu tartışılmamalıdır. Ben bu kurumlan incelemedim, bilmiyorum. Genel çerçeveyi söylüyorum, varlık nedeni olan işlevini yerine getirmiyorsa eleştirilir. Ama eleştirilmesi gereken kurumun varlığı değildir. Bir şey daha Dinsel radikalizm İmam-Hatip Liselerinden çkmadı ki, toplumdan, toplumun yapısından çıktı.
3- İslamiyet son dindir. Böyle olduğu için de, diğer dinlerin dünyasına doğmuştur. Onların varlığını kabul etmiştir. İnanmayanlara ise sabır ve anlayışla yaklaşılmasını; onların ikna edilerek kazanılmasını önermiştir. Durum böyle olunca, Türkiye’deki din öğretimi de, İslâmın özünde olan hoşgörüyü yansıtmayı başlıca hedef bilmelidir. Hoşgörü yoksa, bir toplumda güven ve istikrar da olmaz. Mevziler, çatışan-çekişen taraflar olur. Toplum hayatı bunaltıcı ve bezdirici olur. MutluTuk ve özgürlükler yok olur. Allah Türkiye’yi bu duruma düşürmesini. Bunu söylerken de, bu görevin Allah’tan değil, bizden beklendiğini iyi bilelim.
4- İlahiyat Fakülteleri ve İmam-Hatip Liselerindeki müfredatı iyi bilmiyorum. Yarım ve yanlış bir değerlendirme yapmak istemeni Ama İslamiyetin temel esaslarını bilen bir kişi olarak, nasıl bir din eğitimi yapılmalıdır, sorusuna şu cevap verilebilir. Devlet olarak biz dinin aslını, özünü, kendisini öğretelim. Öğretelim ki, dini yanlış yorumlayanların ağına düşmesinler. Yapılabilecek en güzel şey budur. Peygamberin sünneti, Kuran’ın hükümleriyle ortaya çıkmış olan değerler var. Bunlara başka yorumlar katmadan... İslâmiyeti o şek-liyle sunabilmek çok önemli bir eğitim işlevi... Diyanet İşlerinin de bence yapması gereken budur.

SİZLERLE BAŞBAŞA…

DİYANET Aylık Dergi, bir aile dergisidir.
Her yaştan insanla, sizlerle diyalog kurmak dileğindedir. İsteklerinize ideallerinize, sıkıntılarınıza ortak olmak istiyoruz.
* Anne-baba iseniz çocuklarınızın, çocuk/delikanlı iseniz anne-baba ve büyüklerinizin size karşı nasıl olmalarını isterdiniz?
* Ülkemiz, komşularımız ve dünyanın gidişatı konusundaki temennileriniz nedir?
* Nasıl bir dergi/yayın istiyorsunuz?
* Çeşitli konularda sorularınız var mıdır?
Bütün bu vb. konuları SİZLERLE BAŞBAŞA da konuşalım diyoruz. Gerektiğinde konunun uzmanlarını da konuşturarak.
Mektuplarınızı, istek ve sorularınızı bekliyoruz. Sağlık ve saadet dileklerimizle.. DİYANET
Aylık Dergi

Prof. Dr.
Nevzat
YALÇINTAŞ
1-İslamiyet Türk milleti için bir inanç, ahlak kaynağı ve milli bütünlüğümüzü sağlayan bağdır. Bu kaynağı kurutup bu bağı koparmaya çalışmak milletimizi sosyal ve ahlaki çözülmeye götürür. Ve milli bütünlüğü sarsar. İçtimaî gerginlik toplumları zayıflatan, millî bütünlüğü sarsan en önemli zaaf, Din bahaneli bir gerginlik sosyolojik açıdan daha yaygın, daha sert, olumsuz sonuçlar doğurur. Bizim ülke olarak bu çeşit olumsuzluklara tahammülümüz yok. Hassas ve stratejik topraklar üzerindeyiz Kastedilen sosyolojik tansiyon, korkulur ki, yeni anlaşmazlıktan da davet eder ve içtimaî bütünlüğü zayıflatır.
2- Bu bir üslûp yanlışı değil, iradî bir tercihtir. Devletin resmî müesseselerinin, İmam-Hatip Liselerinin, İlahiyat Fakültelerinin, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın "irtica" ile irtibatlandırılması, bir haksızlık olmaktan öte, Devlete de zarar verir. Yani Devlete karşı da bir haksızlıktır. Resmi din eğitim-öğretimi müesseseleri olsun ki, insanımız İslâmiyetin güzelliklerini öğrensin ve bu güzellikleri çevresine yaysın -benimsetsin. Diyanet İşleri Başkanlığımızın "bütçe" ve "kadro" imkanları artsın ki, milletimize din hizmetleri götürülebilsin. Aksi halde toplum bu kaçınılmaz ihtiyacı nereden, nasıl karşılayacak?
3 -Dinimiz bize hoşgörü ve orta yolu gösterip, aşırılıklara sapmamamızı emrediyor. Dinini iyi bilen bir müslüman elbette fanatik olmaz ve aşırılıklara sapmaz. Din güzel örnek ve tatlı bir dil ve üslûpla tebliğ edilmelidir

Bunu bildikleri halde sertlik ve şiddete sapanlar ve bu yanlış yolu gösterenler varsa, bunlar "kışkırtı-cı" olabilir. Müslümanlar inançlarını medeni yollarla ve cesaretle savunmalı, fakat tahriklere kapılacak kadar ferasetsiz, hafif akıllı olmamalıdır.
4- İslamiyet tahsilsiz ve ilimsiz. olmaz. Din cahiliyet üzerine değil, bilim ve okuma üzerine kurulmuştur. Her dereceli din okulları ve her seviyedeki din eğitimi bilgili, imanlı ve dengeli bir toplum için zaruridir. Bunlar bir ihtiyacın sonucu olarak ortaya çıkmış, hayati önemi haiz eğitim kurumlan ve öğrenim faaliyetleridir. Bunlardan Türkiye’nin vazgeçmesi düşünülemez.
Din eğitim-öğretimi kurumları ve hizmetleri toplumumuzun şiddetle ihtiyacı bulunduğu milli bütünlüğün de teminatıdır. Toplum kesimlerini birbirlerine yaklaştıran, yanlışları düzelten, iyilikleri telkin ve teşvik eden kurum ve hizmetler... En önemlisi de, insanımızın gönlünü ışıklı mesajlarla dolduran, doyuran..
Ruh boşluğu içerisinde ve materyalizmin pençesinde bırakılan toplumların akıbeti, son yıllarda açıkça görülmedi mi?