Makale

DÜNYA HAYATI VE ÖLÜM

MEHMET SÖNMEZOĞLIJ / Gölyaka Müftüsü

DÜNYA HAYATI VE ÖLÜM

İnsanların sözünden bile çekindikleri, imkân olsa her canlının kaçmak istediği ölüm dünya hayatının sonu, ahiret hayatının başlangıcıdır. Ölümün yaratıcısı olan Allah (c.c.) “Ölümü ve hayatı” yaratmasındaki hikmetin, amel bakımından kimin daha üstün olduğunu ortaya koymak olduğunu beyan ediyor.1" Ölüm, bir bitişi, bir yokoluşu, dönüşsüz bir sonu ifade etse de yeni bir hayatın başlangıcıdır. Öyle bir hayat ki dünya hayatına hiç benzemiyor. Dünya hayatı gibi oyun ve oyalanmadan ibaret değil, düşünebilen, Allah’tan hakkıyla korkanlar için hayırlı bir hayattır.’2’ Dünya, hayırlı hayatın elde edileceği önemli bir mekan, insanı hayatında iken üzerinde, vefatında da bir sandık içinde kabirde konuk ediyor. Dünya lisan-ı haliyle her gün biz insanlara bu gerçeği şu şekilde ifade ediyor. “Ey insan bugün benim üzerimde geziyorsun ama bir gün benim derûnuma geleceksin.” Dünyaya ağlayarak gelen insan, ayrılırken de arkasından ağlatıyor. Belki kendisi de dünya hayatına ağlıyor. Ah keşke bir daha dönsem, hakkıyla dünya hayatını geçirsem diyor. Ama artık ne mümkün, dünyaya bir defa geliniyor ve muhakkak gidiliyor. Yunus bu gerçeği güzel bir şekilde dile getiriyor:
"Bu dünya’ya gelen kişi ahir yine gitse gerek.
Misafirdir vatanına bir gün sefer itse gerek."
Dünyadan ayrılan insan, ahiret hayatı ile dünya hayatı arasında bir köprü görevi gören kabire varıyor. Kendisine hoşgeldin diyenler, hemen dünyadan soruyorlar: Rabbin kimdi? Peygamberin kimdi? Kitabın neydi? Dinin neydi? Kıblen neresiydi? Elbette insan dünyada yaşadığı hal üzere cevap veriyor. Zira Hz. Peygamber (s.a.s.) mübarek sözlerinde bu gerçeği haber veriyor. "Kişi nasıl yaşarsa o hal üzere ölür, nasıl ölürse o hal üzere dirilir. “Allah (c.c.) Kur’an-ı Kerim’de insanın başıboş yaratılmadığını, dünyadaki bütün nimetlerin hesabının sorulacağını haber veriyor.12’ Yine Kur’an-ı Kerim’de, dünyadaki hayatına göre insana dünyada ve ahirette kavl-i sabit olan “La ilahe illellah” sözüyle sebat vereceğini de müjdeliyor.’3’ Bu anlamda dünya hayatı önem taşıyor. Önemli olan ahiret hayatı dünyada iken kazanılıyor. Hz. Peygamberin ifadesine göre "Dünya ahiretin tarlasıdır." Ancak dünyanın kendisinin bir gün gelip yok olacağını, dünyadaki nimetlerin tamamıyle geçici olduğunu hiçbir zaman unutmamak gerekir. Bu mevzuda Hz. Peygamberin çok manalı uyarıları bulunmaktadır. Abdulah b. Mesud (r.a.)’dan rivayet edilen bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyuruyor: “Kim kalbini tamamen dünya sevgisine kaptırırsa, üç şeye müb- tela olur: Yorgunluğu bitmeyen çırpınma, ne kadar kazansa doymayan hırs, tama, bitmeyen emel ve arzu.
Dünya hem taliptir, insanı kul eder, hem de matluptur, insana hizmet eder. Kim ahireti unutur, düyaya talip olursa, ahiret onu ölünceye kadar kovalar canını alır. Kim de ahireti isterse, rızkını bitirip ölünceye kadar dünya ona hizmet eder.4
Görülüyor ki tamamen dünyayı sevmenin faturası çok ağır. Biz insanlar hemen her yerde bunun belirtilerini yakinen görmekteyiz. Dünyaya sarılan, malına aşırı derecede düşkün olan, bir türlü kendisine vakit ayıra- mayan nice insanların aramızdan ayrılışına hep şahit olmaktayız. Götürebildikleri ise zaten belli. Kendisini takip edenler de belli, ama o mezar denen yerden hepsi geri dönüyor. Geri dönmeyen ise amelleri. Hz. Peygamber (s.a.s.) bu gerçeği de açıkça beyan ediyor. “Cenaze kabre giderken onu üç şey takip eder: Ailesi, akrabası, malı ve sağlığında yaptığı amelleri, Kabre varınca akrabası ve malı geri döner, ameli ile başbaşa kalır.”’5’ Dünyayı daha geniş boyutlu incelemek mümkünse de bu kadarıyla yetinerek dünyadan ayrılınca hangi amellerin devam edeceğini, ölümsüz olmanın çarelerini ortaya koymaya çalışalım.
Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, öldükten sonra bizi misafir ettiği kabirde de, yaşarken yaptıklarımızın bize sunulmasına vesile oluyor. Bu gerçek de Hz. Peygamberimiz tarafından şöyle açıklanıyor. "Şu dört kimsenin öldükten sonra da sevapları devam eder:
1- Allah’ın dini uğrunda cihat yaparak ölen kimse.
2- İlim öğreten kimse ki, öğrettiği
ile amel edildiği sürece kendisine de sevap verilir.
3- Sadaka-i cariye (vakıf ve hayır müesseseler!) bırakan kimse ki ayakta kaldıkları sürece sevabı ona verilir.
4- Kendisine dua eden, salih bir evlat bırakan kimse.16’ Kabirde yalnız kalan insanı ziyaret eden azap meleklerinin, dünyada iken görevlerini yerine getiren insana zarar vermeyeceklerini, Hz. Peygamberimizden öğrenmekteyiz. Eller kendileriyle verilen hayırları, ayaklar yürünen güzel yolları, alın yapılan secdeleri, vücut tutulan oruçları bu meleklere karşı bir kalkan olarak göstereceklerdir. Hele o yalnız mekanda biz insanların en büyük dostu elbetteki salih amellerdir. Allah’a olan inanç, peygambere karşı olması gereken sevgi, Kur’an’a karşı saygı, hasılı müslümanca yaşamanın bütün bedelleri o mekanda görülüyor. Elbette o kimsesiz yeri unutmamak önemli. Hz. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, ölümü ve kabri unutmayan en akıllı kimsedir, diye nitelendiriyor.
Bir ara Ensardan bir genç geliyor, selam veriyor ve Hz. Peygamber (s.a.s.)’e hitaben şöyle diyor:
- Ya Rasulellah, mü’minlerin hangisi daha üstündür?
Rasulü Ekrem (s.a.s.) o’na cevaben buyuruyor ki:
- Ahlâkı en güzel olan...
Genç bir daha sordu:
- Ya Rasulellah, mü’minlerin hangisi daha akıllıdır?
Rasulü Ekrem buyurdular:
- Ölümü en çok hatırlayan... ölüm gelmeden önce ona hazırlanan...
Mü’min, akıllı, kamil kimsedir. Hem dünyasını, hem de ahiretini kazanmaya çalışır. Dünya kendisini bırakmadan önce o dünyayı bırakır.
Kabre girmeden önce kendini kabre hazırlar. Allah’ın huzuruna çıkmadan önce Allah’ı kendisinden razı ve hoşnut eder. Akıllı olmanın yegane yolu, Allah’tan hakkıyla korkmak, dünya hayatının oyun ve eğlenceden ibaret olduğunu bilmek, ahiret yurdunun daha hayırlı olduğunu bilmek ve anlamaktır.
Kur’an-ı Kerim bu gerçekleri bize açıklıyor. Hz. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz de değişik sözlerinde bu şekilde vasiyet ve emirlerde bulunuyor. Allah dostlarından İbrahim ETHEM Hazretleri de bu konuda adeta her iki hayatı özetleyen güzel ölçüler veriyor. Kendisine nasihat etmesini isteyenlere, “vaktim müsait değildir, dört şeyle meşgulüm, eğer onlardan kurtulursam sizinle oturur sohbet ederim" deyince, hiç olmazsa o dört şey nedir, onu bize anlat diyorlar. İbrahim Ethem Hazretleri de:
1- Cenab-ı Hak Ademoğullarından söz alıp cennet ve cehennemlikler ayrılınca hangisinden olduğumu düşünür dururum ve ona göre şimdiden hazırlanıyorum diyor.
2- Cenab-ı Hak insanı validesinin karnında yaratıp ruh verince ona melek, bu çocuk said midir? şaki midir? diye sorunca benim cevabım ne oldu düşünüyorum.
3- Melekül mevt (ölüm meleği) benim ruhumu almaya gelince, müs- liminden mi, yoksa kafirinden mi Ya Rabbi diye sorunca cevabın ne olduğunu düşünürüm.
4- Cenab-ı Hak kıyamette “Ayrılın bir tarafa bugün ey günahkarlar"7 deyince hangi fırkadan olacağımı düşünüyorum diye cevap veriyor.
Bu maddeler her insanın düşünmesi gereken temel ölçüler olmalıdır. Dünya hayatında biz insanların dostları vardır. Bunlar işlerimizde bizlere yardımcı olabilirler, ancak ölüm meleği gelince kimse yardımcı olamaz, insan kendisini bu hale önceden hazırlar. Bilir ki nefret ettiği ölüm bir gün muhakkak gelecek insanı nerede olursa olsun bulacaktır. Ancak insanın öleceği yeri bilmesi mümkün değildir. Zira Allah (c.c.) bunu Peygamberimize dahi bildirmiyor. Elbette bildir- memesinin değişik hikmetleri vardır. İnsana düşen ölümden korkmak ve kaçmak değil, hazırlanmak, daima imanı muhafaza etmeye çalışmak ve son nefeste de imanlı olabilmek için dua etmek. Hz. Peygamberimiz bu şekilde duayı tavsiye ediyor: “Allahım, dinin İslâm üzere kalbime sebat ettir." Biz de bu şekilde dua etmeliyiz. Çünkü Azrail’in ne zaman geleceği belli olmaz.
Efendimiz ölüm anını ve sonrasını, Berâ b. Âzib’in naklettiği bir hadis-i şerifte şöyle tablolaştırmıştır. Berâ b. Âzib diyor khPeygamber (s.a.s) ile bir Medinelinin cenazesi için çıkmış, henüz kabre konmadan oraya gelmiştik, Rasulellah (s.a.s) oturdu, bizde başımızda kuş varmışçasına hareketsiz oturduk. O’nun elinde vurdukça yerde izler bıraktığı bir deynek vardı. Bir ara başını kaldırıp iki veya üç kere “kabir azabından Allah’a sığının" dedikten sonra şöyle devam etti: Bir kimse dünya ile alakasını kesip ahire- te yönelince gökten, yüzleri güneş gibi parıldayan, yanlarında cennet kefenlerinden kefen ve kafur bulunan melekler inerek gözün alabildiği sınırda otururlar. Sonra ölüm meleği (Azrail a.s.) gelip başucuna oturarak şöyle den “Ey güzel ve temiz ruh, haydi Allah’ın bağışlama ve rızasına doğru çıkıp gel! Bunun üzerine ruh, su kabından damlaların süzüldüğü gibi süzülerek çıkar, melek onu alır, fakat (gökten inen melekler) ruhu onun elinden bir an bekletmeden hemen alır, o kefene sarar ve o kafur ile kokular; ondan etrafa, yeryüzünde bulunan en güzel koku gibi bir koku yayılır. Melekler onu alıp yücelere götürürler. Uğradıkları her melek grubu “bu iyi ruh kim" diye sorar, sonra da dünyada çağırdıkları en güzel ismi ile “filan oğlu Filan" diye cevap verirler, böylece melekler onu en yakın semaya ulaştırınca onun için semanın açılmasını dilerler ve onlar için sema açılır, böylece her sema da oranın önde gelenleri daha yukarıdaki semaya kadar ona refakat ederler ve sonunda ruh yedinci semaya ulaştırılır. Yüce Allah “Kulumun yazısını yüceliklerin arasına yazın ve kendisini tekrar yeryüzüne götürün-, çünkü onları ondan yarattım, oraya geri gönderiyorum ve tekrar oradan çıkaracağım" buyurur. Bunun üzerine kulun ruhu cesedine iade edilir, iki melek gelip onu oturtur ve sorarlar:
- Rabbin kimdir?
- Rabbim Allah’tır.
- Dinin nedir?
- Dinim İslam’dır.
- Size gönderilen o kişi nedir?
- O, Allah’ın Rasulüdür.
- Bilgin (bildiğin) nedir?
- Allah’ın kitabını okudum, ona iman ettim ve doğruladım. Bunun üzerine gökten -Allah adına- biri şöyle seslenin “Kulum doğru söyledi, ona cennetten bir yatak hazırlayın, onu cennetten giydirin ve onun için cennete bir kapı açın. (Bunlar yapılınca) ona cennetten esinti ve güzel kokular gelir kabri gözünün alabildiğine genişletilir, kendisine güzel yüzlü güzel giyimli ve hoş kokulu bir adam gelerek: “Seni sevindirecek şeyleri sana müjdeliyorum; işte bu sana vadolunan gündür" der. Kul: “Hayırlar getiren yüzünle sen kimsin?" diye sorar, gelen de “Ben senin işlediğin iyi amellerin, güzel davranışlarınım.” cevabını verir. Bunun üzerine kul: "Ya Rab! Hemen kıyameti başlat ki aileme ve varlığıma kavuşayım” temennisinde bulunur.
(Ravi el-Berâ, Rasulellah’tan naklettiği hâdise şöyle devam etmiştir): İmansız kul da dünya ile ilgisini kesip ahirete yönelince gökten siyah yüzlü, yanlarında eski püskü elbiseler bulunan melekler inerek onun görebildiği ufuk sınırında otururlar. Sonra ölüm meleği (Azrail a.s.) gelip başucuna oturur ve “Ey kötü ruh, Allah’ın gazap ve öfkesine doğru çık”der, kulun cesedi dehşet içinde sarsılırken (ölüm meleği) ruhu, ıslak yünden çengeli çekip çıkarırcasına çıkarıp alır. Melekler onu, ölüm meleğinin elinde bir an bırakmaksızın hemen alıp o elbisenin içine koyarlar. Kendisinden, yeryüzünde bulunan en kötü kokulu leşin kokusu yayılır, melekler onu yanlarına alıp yukarı çıkarırlar. Uğradıkları her melek grubu "bu pis ve kötü ruh kim" diye sorar, sonra da dünyada çağırıldığı en kötü ismi ile “filan oğlu filan" diye cevap verirler. Böylece ilk semaya getirilir ve semanın ona açılması istenir, fakat sema açılmaz. (Ra- sulellah s.a.s) burada “onlara semanın kapıları asla açılmaz, deve (yahut urgan) iğne deliğinden geçinceye kadar onlar cennete de giremezler" mealindeki ayeti okudu. Sonra imansız kulun ruhu cesedine geri gönderilir, iki melek gelerek onu oturtur ve sorarlar:
- Rabbin kimdir?
- Vah bana ki bilmiyorum!
- Dinin nedir?
- Of ki bilmiyorum!
- Size gönderilen kişi nedir?
- Ah bilmiyorum!
Bunun üzerine gökten birisi seslenir.- Doğruyu söyleyemedi, ona cehennemden bir yatak hazırlayın, onun için cehenneme bir kapı açın. Bunlar yapılınca kendisine cehennemin sıcaklağı ve nefes kesen yeli gelmeye başlar. Kabri öylesine daralır ki kemikleri birbirine girer. Kendisine kin yüzlü, çirkin giyimli kötü kokulu bir adam gelip “hoşuna gitmeyecek olanı sana müjdeliyorum-, işte bu sana vadolunan gündür” der. Kabirdeki, "Bu kötülükler getiren yüzünle sen kimsin” diye sorunca da “ben senin kötü amelinim, dünyada yaptıklarından ibaretim” cevabını verir. Bunun üzerine imansız kul “Rabbim, kıyamet kopmasın" temennisinde bulunur.”’8 ♦

(1) Mülk Suresi -.2.
(2) Hadid Suresi :20.
(3) Tekasür Suresi -.8.
(4) İbrahim Suresi -.27.
(5) et-Tergib ve’tterhib c. 6. 237/51.
(6) ec Tergib ve ve’tterhib c.6. 227/33.
(7) A.g.e. d. 169/7.
(8) Yasin Suresi.- 59.
(9) Ebediyet yolcusunu uğurlarken Prof, Dr. H. KARAMAN Shf. 14. (Ahmed b. Han- bel’in ei-Müsned’inden naklen)