Makale

Amerika'da İslamın Dünü-Bugünü ve Yarını

Amerika’da İslâm’ın Dünü-Bugünü ve yarını
Dr. Abdulbakì Keskìn

Eğer Müslüman nüfusu bu hızla artmaya devam ederse, 2015 yılında üçyüz milyonluk Amerika’da İslâm, ikinci büyük din haline gelecektir.

Müslümanların Amerikayı ne zaman keşfettikleri maalesef çok az işlenilmiş bir konu.. Prof. Haddad’ın ifade ettiği gibi, bazıları bu keşfin Columbus’dan önce olduğuna inanıyor. Ancak bu konuda şimdilik kesin olarak bilinen en eski tarih, 1717’dir.
Bu tarihlerde Amerika’da Arapça konuşan, Allah’a ve Hz. Peygambere inanan, domuz eti yemeyi reddeden kölelerin bulunduğu ileri sürülüyor. Bunlardan bir kısmının Güney Amerika ülkelerine gönderildiklerinden ve buralarda kısa zamanda Hristiyanlaştırıldıklarından söz ediliyor.
Bu devreden kalma, ezbere yazıldığı zannedilen bir de, Kur’an-ı Kerim nüshasından bahsediliyor ki, araştırmalarımız sırasında bu nüshaya maalesef tesadüf edilememiştir. (1)
Asıl kitle halinde vukubulan ilk Müslüman göçü, 1875’lerde başlamıştır, ilk gelenler de, o zaman Suriye diye bilinen, daha sonra Suriye, Lübnan ve Ürdün bölgelerine ayrılan yerlerden olmuştur. Tarihî olaylar, göçmen akımını zaman zaman durdurmuş ve karakterini değiştirmiştir. Birinci Dünya Savaşı, ilk büyük göç dalgalanmasına son verirken, 1930’larda doruğa ulaşan ikinci göç akımı da, ikinci Dünya Savaşı ile durmuştur.
Ayrıca, bu devrede göçmenlerle ilgili olarak çıkarılan kanunlar da, aşırı derecede ayırıcı nitelikler taşımaktadır..
Birinci ve ikinci devrede gelen Müslüman göçmenlerin asıl hedefleri para kazanıp iyi bir istikbal temin etmek olduğu halde, 1947-1960 arasında vuku bulan üçüncü göç olayı, öncekilerden daha farklı sebepler sergilemektedir.
Bu devrede göç edenlerin büyük çoğunluğu, ülkelerindeki politik, idarî baskılardan ve yabancı işgalinden kaçmışlardır. Bunlar, ilk gelenlerin aksine, genellikle iyi eğitim görmüş, nüfuzlu ailelere mensup kişilerdir.
Bu devrede gelenlerden büyük bir grup, İsrail tarafından vatanları işgal edilen Filistinliler, Nasır tarafından toprakları millileştirilen Mısırlılar, 1958 ihtilalinden sonra kaçan Iraklılar, devlet idaresinde kendilerine yer verilmeyen Suriyeliler, Yugoslavya, Arnavutluk ve Rusyadaki komünist rejimlerden kaçan Doğu Avrupalı Müslümanlardır.
1967’ de başlayan ve günümüze kadar devam eden dördüncü göçmen kervanına katılanların büyük bir kısmı da, eğitimli, kısmen yabancı dil ve kültüre aşina kimselerdir.
Ayrıca, St. Lawrence Univer-sity’den Dr. M. Ghayur ile Ithace College’den Dr. Rakıbuzzaman’ın yaptıkları ayrı ayrı araştırmalarda üç milyon Amerikalının da, hak dini se-çerek Müslüman oldukları tesbit edilmiştir.
Böylece, son yarım asır içerisinde, Amerikadaki Müslüman nüfusta göç, doğum ve ihtida yolu ile adeta bir patlama olmuştur.
Nitekim, "American Müslim Mis-sion"nin başkanı Dr. Warithedden Muhammad, Haziran 1982’de yaptığı bir açıklamada Yeni Dünyada yaşayan Müslüman sayısının dokuz milyona ulaştığını kaydetmişitr.
Toplam nüfusun üçte ikisi, çeşitli İslam ülkelerinden, özellikle Ortadoğudan gelmiş göçmenlerle, onların ikinci, üçüncü ve dördüncü nesilleridir. Geri kalan miktarın büyük bir kısmı Afrika kökenli Amerikalılardır.
Eğer Müslüman nüfusu bu hızla artmaya devam ederse, araştırmacıların kanaatına göre, 2015 yılında üçyüz milyonluk Amerikada islâm, ikinci büyük din haline gelecektir...
Amerika’da İslâmî Müesseselerin ve Organizasyonların Doğuşu:
Avrupada olduğu gibi, Amerikaya gelen ilk Müslümanlar da, birlikte yaşama eğilimi gösterdiler. Benzer etnik gruba mensup olanlar, imkanlar elverdiği ölçüde birarada yaşamayı tercih ettiler. Fakat temel ekonomik ihtiyaçların temini çabası içerisinde, İslâm’ın, toplum seviyesinde gelişmesini sağlıyamadılar. Sayılarının nisbeten az olması, buna ilaveten, pek çoğunun Amerikadaki ikametlerini muvakkat saymaları, İslâm! organizasyon ve kuruluşların bu devrede adeta tesisini önledi..
Ancak yerleşme niyyetinde olanların sayısının artması, geçen zaman içerisinde islâmî tavır ve davranışlarında görülen zayıflama, bu ülkede dünyaya gelen yeni neslin islâmî kimliklerinin korunması gibi düşünce ve endişeler, islâmî organizasyon ve kuruluşların tesisi bilincini uyandırdı..
Doğu kıyılarında, Batı merkezinde, Güneyde ve Kaliforniya bölgelerinde yoğunluk arzeden Müslüman nüfusun halen Amerikada 700 civarında camii, bir o kadar da, İslâm merkezi bulunmaktadır.
Bugün, iki bini aşan Amerikan üniversite ve kolejlerinde yüz binlerce Müslüman çocuğu öğrenim görmektedir. Şüphesiz bunlardan büyük bir kısmı Amerikan vatandaşı olarak bu ülkenin eğitim-öğretim kurumlarında, iş ve ticaret alanlarında, politik, adlî ve idarî kademelerinde görev alacaklardır.
Dünya politikalarında, ekonomilerinde, hatta yönetimlerinde belirli bir ağırlığının bulunduğu herkesçe kabul edilen Amerika’nın, idarî sisteminin yapısı icabı, etkili kesimlerin veya çok kullanılan tabiri ile lobilerin nüfuzuna son derece açık olduğu bilinmektedir.
Böyle bir ülkede, giderek bilgi seviyesi, politik duyarlılığı, ekonomik ağırlığı artan dokuz milyon da Müslüman yaşamaktadır.
Dünya genelinde dengelerin süratle değişme eğilimi gösterdiği, safların her vesileyle belli olduğu, milletlerin uluslararası arenada seslerini daha güçlü duyurabilmek için müttefikler aradıkları günümüzde, Amerikadaki bu büyük Müslüman kitle ile dikkatli ve uygun bir şekilde kurulacak ilişkiler, kanaatimizce, sadece islâmın Amerikadaki geleceği için değil, islâm Dünyasının global politikası açısından da son derece önemlidir..
Amerika’da islâmın hızla yayılmasına ve Müslüman nüfusun dinamizmine rağmen, Müslüman araştırmacıların, islâm Dini bilginlerinin bu gelişmeler karşısındaki ilgisizlikleri ve duyarsızlıkları, şüphesiz, Yeni Dünyada, islâm gibi genç bir dinin taşıdığı potansiyelin, bu ülkede yaşayan Müslümanların bugünkü problemlerinin ve gelecekteki önemli misyonunun ciddi bir şekilde incelenmesi gereğini ortadan kaldırmaz..
Bizler, farkında olalım veya olmı-yalım, son elli yıldan beri Müslümanların Batı ile olan kitlesel ilişkileri, Hristiyan Dünyasında, islâm Dini açısından yeni bir fenomen ortaya çıkarmıştır.
Konuyu biraz açmak gerekirse, Batıda, özellikle Amerika Birleşik Devletlerinde 1960’larda başlayan ve giderek yaygınlaşan, "Popular" veya "Subculture" denilen kültür akımı, bu toplumda Hristiyanlığa dayalı gelenekleri, sosyal kapsamlı ananevî normları, ahlâkî değerleri teker teker yıkmaya başlamıştır.
Batı Dünyasında bugün, İlâhî dinlerin, beşerî disiplinlerin reddettiği, insan onurunu zedeleyen, aile yapısını tahrip eden pek çok düşünce ve davranışların rahatlıkla kabul gördüğü, meşruiyyet kazandığı, hatta insan haklan cümlesinden sayılır hale geldiği yeni bir toplum türü zuhur etmeye başlamıştır.
J. Davison Hunter, "Amerika Kendisi ile Savaş Halinde" başlığı ile yazdığı bir makalede (2), bu gelişmeleri bir kültür savaşı olarak niteliyor.
Nitekim, geçen Ekim ayı içerisinde şahit olduğumuz olaylardan biri, bu bakımdan son derece ibret vericidir...
New York’ta, 32 ilkokulun müfredat programına konulan derslerden birinde, öğrencilere, normal aile yapısı hakkında bilgi verildikten sonra, bunlar da, yeni aile tipleridir diye tanıtılan eşler, birlikte çalışan, birlikte yatıp kalkan, birlikte yaşayan iki eşcinsel erkekle, aynı şeyleri birlikte yapan iki eşcinsel kadın...
İşte yazarın söylemek istediği kültür savaşlarından bir örnek.. Körpe dimağlara, eşcinselliğin normal bir hayat stili olduğunu ve bu çerçevede birlikte yaşayanların yeni bir aile tipi oluşturdukları fikrini aşılayarak, insanlık camiasının nükleer çekirdeği olan ailenin temellerine dinamit koymak isteyenlerle, ebeveynden bu fesada karşı çıkanlar arasındaki mücadele..
New York Eğitim Bakanlığı üst düzey yöneticilerinden Chancellor Joseph Fernandez, altı yaşındaki ilkokul çocuklarına, eşcinsel Jack ile Jack’ın, Jill ile Jill’in sadece evlenmelerinin normal kabul edilmesini değil, saygı duyulması gereken bir aile olduklarının da öğretilmesini istiyor. (3)
Bu çılgınlığı protesto eden bir grubun lideri bir hanım, "Allah, aileyi, erkek olan Adem ile, kadın olan Havvadan yarattı.. Erkek olan Adem ile, erkek olan Steven’den değil.." anlamına gelen bir cümlenin yazılı olduğu bir posteri Eğitim Bakanlığı önünde ulaşabildiği yüksekliğe kadar kaldırıyor, siz, eşcinselliğin propagandasını yapıyorsunuz... Bu soysuzlukları çocuklarımıza aşılıyamazsınız diye haykırıyor...
Batıda, insan olarak yaşamanın savaşını verenler, toplumlarında yitirdikleri ahlâkî değerleri, manevî kıymetleri, beşeri meziyetleri bulabilecekleri yeni alternatifler arıyorlar..
Batı Basını’nın, islâmdan, genellikle, terörizm, fandamantalizm gibi, bu din ile hiçbir alâkası bulunmayan olumsuz tavır ve davranışları vesile yaparak söz etmesine, kamuoyunu yanlış bilgilendirmesine rağmen, bugün burada, islâm adına yükselecek olumlu bir ses, sergilenecek müsbet bir tavır, istikamet gösterecek bir işaret, parlayacak bir kıvılcım, faziletin, ahlâkın ve insanca yaşamanın arayışı içerisinde olan milyonlar için, seçilecek tek yol, sığınılacak tek melce olan İslâmı, kurtuluşun, yeniden, tek ümidi haline getirmiştir...
Nitekim, bundan 28 yıl önce 40 yaşında, kimilerine göre Elijah Mu-hammad’in adamları, pek çoğuna göre de bizzat devletin ajanları "FBI" tarafından vurularak öldürüldüğü ileri sürülen, Amerikada İslâ-mın genç ve güçlü sesi karizmatik lider, şehid Malcolm "El-Hajj Malik El-Shabaz"ın filme alınan hayatı şu günlerde Amerikan sinemalarında oynarken, genç-yaşlı binlerce insanın Islama ilgisini çekiyor, yüzlerce insanın da, Müslüman olarak kurtuluşa ermesine vesile oluyor...
Bu film sebebi ile, islâmı kucaklayanlardan biri de, aslında kilise okullarında öğrenim görmüş, pazar ayinlerini kaçırmamaya çalışan, ka-tolik mezhebine mensup Bayan Donna Lee Williams...
Bayan Williams, güçlü bir Hristi-yanlık ilişkisine rağmen, her gün çevresinde; toplumunda tanık olduğu cinayetlerden, şiddet olaylarından, uyuşturucu kullanımından, fuhuş ve alkolizmden, hülasa, burada kaydetmekten haya duyduğumuz, insan haysiyyetini ayaklar altına alan her şeyden bunalmış, kurtuluş ümidini kaybetmiş, tam bir çıkmazdayken, bir akşam sinemaya giderek izlemeye karar verdiği "Malcolm x" filminden sonra, içinde, hidayet yolunu gösteren şimşeğin çaktığı bir hanım...
Şöyle diyor, ".. Bu film bana, İs-lamın, onurlu, temiz hayata giden bir yol olduğunu gösterdi.."(4)
İslam ile sadece, kurtuluşunu değil, kaybettiği ümit ve huzurunu da yakalayan Bayan Williams, şimdi ellerini Allanma açmış, kendisi gibi, bunalımda olan, ümidini yitiren mil-yonların kurtuluşu için dua ediyor...
Şüphesiz, Bayan Williams gibi milyonların Hak Yolu bulup hidayete ermesinde, Batıdaki Müslüman varlığı ayrı bir önem taşımaktadır.
Ancak, İslâm ülkelerinde gördüğümüz problemlerden pek çoğu, maalesef, burada yaşayan Müslümanlar arasında da görülüyor...
Mesela, islamda, toplumun temel prensiplerinden sayılan vahdet ve te-sanüdün yeteri kadar olmayışı,
Yabancı -maalesef çok defa mu-hasım- bir kültür ortamında, yanlış bilgilendirilmiş, hatta bir ölçüde şartlandırılmış bir kamuoyu karşısında islâmın sözcülüğünü yapacak, yanlışları tashih edecek bilgili, görgülü, dengeli, güçlü bir liderlik kadrosunun bulunmayışı, Batıda yaşayan Müslüman toplumların misyonu için giderilmesi gereken çok ciddi eksikliklerdir...
Bu eksikliklerin acı örneklerinden bir kısmını 2 Ağustos 1990 Körfez olayının Amerikada yaşayan Müslümanlar arasındaki yansımasında açıkça gördük...
islâmın evrensel bilincine ulaşmış, bu yüzden, olaya ayrı ayrı bir Irak, bir Mısır, bir Suriye, bir iran, bir Türkiye, bir Suudi Arabistan meselesi olarak değil; temelinde yabancı çıkarları bulunan bir islâm Dünyası meselesi olarak yaklaşma basireti gösterilememiştir..
Aksine, olay nedeni ile, mabetler bile Iraklıların, Mısırlıların, iranlıların mescitleri diye ayrılarak, mahalli kaygıların, ırkî hassasiyetlerin aşılamadığını gösteren reaksiyonlar ser-gilenmiştir.
Ancak, herşeye rağmen, biz, Yir-mibirinci yüzyılın eşiğinde bulunduğumuz şu yıllarda, islâm Dünyasının Doğusu ile, Batısı ile, Kuzeyi ile, Güneyi ile, kollektif İslâmî bir şuura doğru emeklemeye başladığı kana-atındayız...
Unutulmamalıdır ki, emekleme devresi, ayağa kalkılmaya en yakın olan devredir.. Bunun işaretlerini;
Bosna-Hersekte, on aydan beri devam eden tüyler ürpertici vahşet ve zulmü, etkili tedbirler alarak durdurmayan dünyanın güçlü devletleri ve uluslararası kuruluşların ortaya koy-dukları bu ibret verici tavır karşısında, son günlerde, Doğudan-Batıdan, dünyanın her tarafından gelerek, sahip oldukları sınırlı imkanlarla, insanlık adına bu görevi yaparken, mazlum Bosnalıları savunurken, hayatlarının ilk baharında şehit düşen gönüllü Müslüman gençlerin mübarek kanlarında görüyoruz...
(1) A Century of Islam in America, p. 1.
(2) "America at War with Itself", The Washington Post, September 13, 1992.
(3) TIME, December 14, 1992, PP.52-53.
(4) The Washington Post, December 28, 1992