Makale

Karlı Ala-Too'lardan Sıcak Umutlara...

Karlı Ala-Too’lardan Sıcak Umutlara

Orhan Balcı

ALA-TOO, Kırgızistan’ın büyük bir bölümünü kaplayan yüksek, karlı dağların genel adı. Aksakallı Kırgızların yürekleri kadar temiz, düşünceleri kadar ak Ala-too’lar. Saatlerce yol alsanız bile bu yaşlı ve yalçın dağlar, sizinle beraber gider.
Önce doğuya, sonra güneydoğuya doğru buzlu yollardan yavaş yavaş ilerlerken, yol arkadaşım Marat Bey, bana "Ala-too" adının nereden geldiğini anlatıyordu:
"Bu dağların üstünden kar eksik olmaz. Kış ne kadar ısık geçerse geçsin, Ala-too’da mutlaka kar bulunur. Gördüğünüz gibi bu ulu, ihtiyar dağların sarp yamaçlarında karın tutunamadığı yerler siyah görünür. Siyah ve beyaz zıtlığını en çarpıcı şekilde görebilirsiniz bu dağlarda. Onun için "ala" denmiştir bu "too"lara."
(Too, Kırgızca dağ demektir.)
Bişkek’in elma ve erik bahçelerini geride bırakıp Isıkgöl istikametinde yol alırken, gözlerim hep Ala-too’ların doruklarında kalıyor. Ve bu sırada güzel Burdur’umuzun, hafızamın bir köşesinde, belki bugünler için saklı kalmış bir türküsünü hatırlıyorum:
"Bizim yaylalarımız ala karlıdır,
Acep arkadaşlar bizim gibi, sılaya hasret var mıdır?"
Sıla özlemini gurbete çıkanlar bilir. Belki 5 bin kilometre ötelerden, tâ Anadolu’dan kalkıp bu yerlere gelmek mukadder olunca, insan gördüklerinden ne anlamlar çıkarıyor bir bilseniz!..
Burası Kırgızistan. Asya’da Türk illerinin doğu ucu. Dünya haritasına bir bakınız. Avrupa’da adı gurbetçiye çıkan işçilerimizin en yoğun olduğu Almanya’ya bakınız ilkönce. Sonra da aynı harita üzerinde, gözlerinizi sağ tarafa doğru yavaş yavaş kaydırınız. Doğu illerimiz Erzurum, Kars ve Ağrı’dan sonra Nahcivan’ı, Hazar Denizini, Türkmenistan’ı geçiniz. Özbekistan ve Tacikistan’dan da ötede Kırgızistan. Çok geniş topraklarıyla dikkatinizi çeken Kazakistan’ın hemen altındaki bu Türk yurdunun güney komşusu ise Çin. Bu topraklarda %22 kadarını Rusların oluşturduğu 4,5 milyon insan yaşıyor. Değişik adlar altında ve farklı sayılardaki bu insanların yarıdan fazlasını Kırgız Türkleri oluşturuyor. Ötekiler de Özbek, Ahıska, Uygur, Başkırt, Dağıstanlı, Azeri... Ama hepsi de bizden!...
Kırgızistan’a geleli bir ay oldu. İlk yolculuğumu KOÇ-KOR’a yapıyorum. KOÇ-KOR, Bişkek’e 195 kilometre mesafede ve güneydoğuda 20 bin nüfuslu bir yerleşim merkezi. Cuma namazını Koçkor’un tek camiinde 45-50 kişilik bir cemaatle eda ediyoruz. Hava bir hayli soğuk. Bişkek’in denizden yüksekliği 700-800 metre iken buranın yüksekliği 1400 metreyi buluyor. Sert zemin üzerine
serpiştirilmiş derme-çatma yaygıların üzerinde paltoma iyice sarınarak hutbeyi dinliyorum. Cami, bu
haliyle, mabetten çok bir hangarı ANDIRIYOR. Cemaatin 25-30 kadarını, cami imamının Kur’an okuttuğu
öğrenciler oluşturuyor. İç ezanı ve hutbeyi dinlerken hafızam beni Türkiye’nin 40-45 yıl öncelerine
götürüyor, imam efendinin arkasında namazı tamamlıyoruz. Niyetim, duadan sonra aşrı şerif okumak
ve bir konuşma yapmak. Fakat genç mollalardan birisi benden önce davranıyor. Büyük bir hevesle eûzü besmeleyi çekiyor. Felak Suresini tec-vid ve meharic-i hurûfa riayet etmeden okuyuşu, birkaç gün önce Bişkek’in bir köyünde dinlediğim imam efendinin okuyuşundan çok daha düzgündü. Hiç olmazsa bu çocuğun "Felak Suresi"ni okuduğu anlaşı-labiliyordu. Genç molladan sonra ben de birkaç âyet okuyorum ve pek uzun olmayan bir konuşma yapıyorum. Aynı duyguları paylaşmanın hazzıyla gözlerimiz doluyor.
Namazdan sonra, cami içindeki kumbaramsı bir küçük sandık gözüme ilişiyor. Belliki buraya bırakılan paralarla din hizmetleri yürütülmeye çalışılıyor. Cami imamının ayda 1000 ruble (bizim paramızla 18 bin lira) aldığını düşünürseniz, Kırgızistan’daki din hizmetlerinin durumu kendiliğinden anlaşılmış olacaktır. "Acaba çok mu az olur" diyerek kumbaraya bıraktı-ğım bir-iki bin ruble onları çok mutlu ediyor. Mihmandarım Marat Bey, Koçuda kiminle konuşmuşsa hep bu benim verdiğim parayı sitayişkâr ifadelerle anlattı durdu. Oysa bu para ile Türkiye’de belki iki kilo et alabilirsiniz. Burada ise bir semiz koyun alınabiliyor. Bu olayı anlatışım, okuyucularıma buraları hakkında bir fikir verebilmek içindir. Belki de çok zor şartlar altında Kur’an öğrenmeye çalışan bu yavrular, birkaç gün için de olsa et sulu çorba içebilecek-ler veya bir parça et yiyebileceklerdi.
Ya sonra?.. Koçkar’a gelişimin asıl sebebi, buranın yöneticilerinin cami yapılmak üzere verecekleri yeri görmekti. İmam efendinin evindeki ikramdan sonra hep birlikte cami yerine gi-diyoruz. Kasabanın gelişmeye çok müsait bir yerinde, 25-30 dekarlık arsanın üzerinde kaba inşaatı tamamlanmış büyük bir bina bulunuyor. İnce işleri yapıldıktan sonra mükemmel bir kurs yeri olabilir. Buraya camiden başka meşruta, aşevi, sağlık ocağı, konferans salonu ve hatta bir Türk hamamı yapılabilir.
Yöneticiler, cami ve diğer ünitelerinin yapılması için izin belgesini bana verirken, 5 bin kilometre ötelerden, hayırda birbirleri ile yarışan insanların şefkatli ellerinin buralara kadar uzanacağından ümitli görünüyorlardı. Atayurdumuzu bekleyen Kırgızistanlı kardeşlerimizin, Anadolu’ya bağladıkları bu umudu gerçeğe dönüştürebilme arzusu ile dolu olarak, Koçkor’un gerçekten misafirperver insanlarıyla iki gün dolu dolu birlikte oluyoruz.
Gönlüm hep böylesine cakşı, umut dolu yazılar yazmak istiyor, bu ata topraklarından. Ancak, hemen belirtmeliyim ki, buralardan hep tozpembe yazılar yazmak mümkün değil. Bu imkânsızlığın sebeplerine gelecek yazılarımda eğilmek üzere sizlere bir kez daha "CAKŞI KALINIZ" diyorum.