Makale

TÜRBELERE PAÇAVRA BAĞLAMA VE MUM YAKMA HURAFELERİNİN MENŞEİ

İnceleme:

TÜRBELERE PAÇAVRA BAĞLAMA VE MUM YAKMA HURAFELERİNİN MENŞEİ

Abdülkadir İNAN

İslâm Dîni’ni kabul eden bütün kavimler, atalarından kalmış, Tanrıya ortak katan eski dinlerinin birçok hurafelerini, yeni kutlu dinlerine sokmak istemişlerdir. Birçok müfessir ve hadîs râvîleri mühtedi Yahudilerden, Talmud masallarını nakletmişlerdir. Türk kavimleri de, İslâm Dîni’ni kabul ettikten sonra, eski Câhiliyyet devri’nden kalma birçok görenek ve gelenekleri muhafazada devam etmişlerdir. Bu hurâfelerden Türkler arasında en çok yaygın olanları, türbelere ve kutlu saydıkları ağaç ve çalılara paçavra bağlamak ve türbelere mum yakmak âdetidir. Bu hurâfeler, bütün Türk dünyasında, Altaylardan Anadolu’ya kadar uzanan sâhada tesbit edilmiştir. Bu âdetlerin Müslümanlık’la hiç bir ilgisi yoktur. Bunlar eski şirk ve küfür dünyasının kalıntılarıdır.

1 — Paçavra bağlama hurâfesinin menşei:

Bu âdet Orta ve Kuzey Asya kavimlerinin eski dinleri olan Şamanizm’in önemli unsurlarından biridir. Altaylı şamanist Türkler’in inançlarına göre her dağın, pınar, gök ve ırmakların, Tanrı için dikilen ağaçların “izi”leri vardır. Eski Türkçe’de “izi” (issi)

“sahip”, "seyyid", “mevlâ” anlamlarına geliyordu[1].

Çağdaş Altay’lı şamanistlerin inandıkları “izi” 1er Gök Türk yazıtlarında toptan “yer-su” ile ifade edilmektedir. Gök Türkler bu “yer-su” ruhları Türk vatanının koruyucu ruhları sayarlardı. Altaylıların inançlarına göre bu “izi”1er kişi oğlundan kurban isterler, kurban vermiyenlere zararları dokunur. Fakat bu ruhlar kanaatkâr ruhlardır. Bir paçavra parçası, bir tutam at kılı, hattâ kurban niyetiyle atılan bir taş bile onları tatmin eder. Bunlardan en çok hoşlandıkları şey paçavra parçalandır. Altaylılar bu paçavralara “yalama” derler [2].

Türkler Müslüman olduktan sonra bu eski müşriklik devrindeki inançlarını ve âdetlerini büsbütün bırakamamışlar ve bunu evliya saydıkları adamların türbelerine ve orada biten ağaçlara paçavra bağlamak suretiyle Müslümanlaştırmak istemişlerdir. Fakat bu âdetle gerçek Müslüman âlimleri asırlar boyunca mücâdele etmişler ve bir çok yerlerde kaldırmağa muvaffak olmuşlardır. Bazı yerlerde ise bu âdete hâlâ rastlanmaktadır.

2 — Türbelere mum yakma âdeti:

Bu âdet de çok eski müşrik kabilelerin âdetlerindendir. Eski çağlarda yalnız azizlerin türbelerine değil, her ölüye mum (çerağ) yakılırdı. 19 uncu yüzyılın ilk yarısında Kırgızlar arasında ölüler için de çerağ (mum) yakma çok yaygındı. Bu hurâfe ile ciddi mücadele eden Molla Gazi isimli bir hoca, manzum risalesinde Kırgız-Kazaklar’ın ölülerinin ruhu için mum yakma (çerağ) âdetini Kur’an hatmetmekten sevaplı saydıklarını sert bir dille tenkid ederek diyor ki: “Ölü için kırk çerağ hazırlarlar. Buna ihlâsları o kadar kuvvetlidir ki, Kur’an hatim indirmekten de sevablı sayarlar ve böylece her gün bu çerağlardan (mumlardan) birini yakarlar.”[3]

1920-1922 yıllarında Kırgız-Kazak ülkesinin birçok vilâyetlerinde dolaştığımızda bu âdetin çoktanberi ortadan kalkmış olduğunu öğrendik. Kırgız mollalarının bu müşrik âdetiyle başarılı mücâdele yapmış oldukları anlaşılmaktadır.

Bu âdetin eski müşrik dinlerin kalıntısı olduğu malûm ise de menşei karanlıktır. Arkeologların çoğu bu âdetin en iptidâi ateş kültü ile ilgili olduğuna kani’dirler. Hıristiyanlıktan önce Helenler ve Romalılar mezarlarda ve mezar taşları üzerinde meş’ale yakarlardı.[4] Hıristiyanların İsâ ve azizlerin suretleri (ikonları) önünde mum ve kandil yakmaları, işte bu eski Roma ve Helen paganizminden geçmiş bir hurâfe idi. Hıristiyanlık Roma imparatorluğunda yayıldığı ilk asırlarda köylü halk (Pagani) eski dinî âdetlerini hattâ âyinlerini muhafaza etmekte israr ediyorlardı. Hıristiyan din adamları müşrik devrin kalıntısı olan bu hurâfeyi söküp atmanın güç olduğunu anlayarak bu âdetî Hıristiyanlaştırmağa mecbur kalmışlar ve ilk Hıristiyanların katakomplarda ve karanlık mağaralarda gizli âyinler yaptıkları çağlarda kandil ve meşalelerin hâtırası diye kitaba uydurmuşlardır.

Müslüman Türklere bu eski müşriklerin âdeti muhakkak ki Hıristiyanlar vasıtasiyle geçmiş olacaktır. Anadolu Türklerinin daha Orta Asya’da bulundukları tarihte oradaki Hıristiyan cemâatlerden almış olmaları mümkündür. Hele İstanbul’un fethinden sonra Bizans Hıristiyanlarının pek çok âdet ve inançları câhili Müslüman tabakasının akidelerine bulaşmıştır.

Eski Türk Şamanhğında çok önemli kült olan ateş kültü, hatıraları bu âdetin Türkler arasında yayılmasına yardım etmiştir.

Özet olarak diyebiliriz ki, bu iki hurâfe, menşeleri bakımından, her ikisi de, Tanrıya ortak katan (müşrik) dinlerden gelmiş âdetlerdir. Din adamlarının bu hurafelerle ciddî bir surette mücâdele etmeleri Önemli dinî ödevlerindendir.

HADİS

Ebû Hüreyre’den, demiştir ki:

Resûl-i Ekrem Hazretleri şöyle buyurdu:

Allah’a ve âhiret gününe îmânı olan ya hayır söylesin, ya sussun,

Allah’a ve âhiret gününe îmânı olan, komşusuna ikrâm etsin. Allah’a ve ve âhîret gününe îmânı olan, misâfirine ikrâm etsin.

(Buhârî ve Müslim)



[1] Mahmud Kâşgarî. Divânü Lûgati’t-Türk, C. I, sah. 8ı: İzi-Hüve’s-Seyyid ve’l-Mevlâ. Başka bir yerinde Kâşgarî bu terimi “Allah” diye terceme ediyor (I, 69, II 192).

[2] “Yalama” —iki Kayın ağacı arasına gerilen ve üzerine paralar bağlanan şerit— (Radloff WB III 163).

[3] Molla Gazi “Kazak ahvalini beyan eder” Kazan (1879, sah. ıo-ı 1. W. Radloff’un Türk Halk edebiyatı örnekleri külliyatı’nın IV. cildinde (S. 214-232) de

basılmıştır.

[4] Max Ebert. Reallextkon der Vorgescltichte I, 382-390.