Makale

Kur'an'a Göre İNSANIN YARATILIŞ GAYESİ

YRD. DOÇ. DR. VAHDETTİN BAŞÇI
Atatürk Üniv. ilahiyat Fak. Öğretim Görevlisi

Kur’an’a Göre
İNSANIN YARATILIŞ GAYESİ

AIlah’u Tealâ Kur’an-ı Kerim’de insanın meleklerden farklı bir varlık olarak varoluş gayesini su ayetle açıklıyor: "Bir zamanlar Rabbin meleklere: "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" buyurmuştu. (Melekler) de: "Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Biz ise sana hamd ederek ve seni noksanlıklardan münezzeh bilerek tazim ermekteyiz" demişlerdi. Allah: "Ben sizin bilmediklerinizi bilirim" buyurmuştu (Bakara Sûresi, ayet 30). Diğer bir ayette de; "Biz insanı en güzel biçimde yarattık" (Tin Sûresi, ayet 4) buyurmaktadır. Bu ayetlerden anlaşıldığı gibi Allah insanı en güzel şekilde yarattığını beyan etmektedir
Üstün vasıflara sahip olarak yaratılan insana, kavram fikri öğretilmiştir. "Ademe isimlerin tümünü öğretti, sonra onları meleklere sunup: Haydi doğru iseniz onların isimlerini bana söyleyin" buyurmuştu (Bakara Sûresi, ayet 31). Bu ayetten açıkça anlaşılmaktadır ki, bir nesnenin zihindeki tasavvuru olan kavram fikri, insan yaratıldıktan sonra ona öğretilmiştir.
İnsan için bu fikir fıtrî bir özellik olmuştur. Bu fikir sayesinde insan âlemdeki mücerred ve müşahhas kavramları öğrenerek onları zihninde olgunlaştırmış, zihninin dışında bir kavrama ad olarak vermiştir. Bu kavram kimi zaman’mücerred, kimi zaman da müşahhas bir karakter taşımıştır.
Kavramlar arası ilişkileri geliştirerek bir fikrin yanlış veya doğru olduğunu idrak etmiştir. Kavram fikrine sahip olan insanın diğer varlıklardan üstün olduğu ve kendisine, diğer varlıklara verilmeyen nimetlerin verildiği şu ayette ifade edilmiştir: "Andolsun biz, Adem oğullarına (güzel biçim, mizaç ve ahlâki kabiliyetler vermek suretiyle) çok ikram ettik. Onları karada ve denizde (hayvanlar ve taşıtlar üzerinde) taşıdık. Onları güzel rızıklarla besledik ve onları yarattıklarımızın bir -çoğundan üstün kıldık" (isra Sûresi, ayet 70).
Diğer varlıklara verilmeyen bu nimetleri alan insanın yaratılış gayesi de şu ayette ifadesini bulmaktadır: "Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım" (Zariyat Sûresi, ayet 56). Allah’a kulluk ve ibadet etmek için yaratılan insana, diğer varlıklara verilmeyen bir emanetin verildiği yine Kur’an-ı Kerim’de bildiriliyor: "Biz bu Kur’an-ı bir dağa indirseydik, Allah korkusundan onu baş eğmiş, parça parça olmuş görürdün. Bu misalleri düşünsünler diye insanlara veriyoruz" (Haşr Sûresi, ayet 21). Başka bir ayette de: "Biz emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk; onu yüklenmekten kaçındılar. Onun sorumluluğundan korktular; onu insan yüklendi. (Bununla beraber onun hakkını tam yerine getirmedi) çünkü o çok zalim, çok cahildir" (Ahzap Sûresi, ayet 72). Bu ayetlerden anlıyoruz ki büyük nimetlere mazhar olan insan, aynı zamanda çok büyük bir sorumluluk altında bulunmaktadır.
Acaba diğer varlıklara verilmeyip sadece insana verilen bu üstün özellik nedir? Şüphesiz ki. bu emanet insanı diğer varlıklardan ayıran, onu farklı kılan "akıl kabiliyeti" dir. Bu kabiliyet sayesinde, insan düşünmüş ve inanan bir varlık olmuştur. Bu noktada aklını kullanamayanlar ve aklı olmayanlar Allah katında sorumlu tutulmamıştır. Peygamberimizin "aklı olmayan dini yoktur" (el-Metâlibü’l-Âliyye: 3/15) mealindeki hadi-siyle, çocukların ergenlik yaşına gelinceye kadar, deli ve meczubların da aklı olmadığı için hiç bir zaman ilâhî emirlerden sorumlu olmadıkları ifade edilmiştir.
İnsana aklı sayesinde iyi ve kötü kavramı bizzat Kur’an tarafından bildirilmiş, insan da bu kavramların gerçekliğini aklıyla idrak etmiştir. Böylece varlık dünyasında iyi-kötü. çirkin-güzel, manevî olarak hayır-şer. sevap-günah anlayışını ayırt etmeye çalışan çift kutuplu bir varlık olarak yaratılmıştır, iyiyi, güzeli, hayırı, sevabı, aklı ve inancı sayesinde seçebilmiş, davranışlarına yön veren bir inanç sistemine ihtiyaç duymuştur. Dinin temelini oluşturan inanç, ibadet ve ahlâk sistemi de yine Kur’an’da bildirilmiştir.
Aklı sayesinde "en seçkin bir varlık olan insan", değerler sistemini geliştirerek kendisine ait ahlâkî ve dinî sistem içinde bir hayat tarzı çizmiştir. Kültürler geliştirip medeniyetler kurmuştur.
Kur’an’ı Kerim’in bir çok ayetinde tefekküre ve düşünmeye davet edilen insan için Kur’an’da, "Aklınızı kullanmıyor musunuz?" şeklinde hi-tablar bulunmaktadır, insana kabiliyet olarak bir akıl kuvveti verilerek tefekküre davet ediliyor. Allah’a ibadette ve dinî hayatımızda tefekkür önemli bir unsurdur, insan tefekkürü sayesinde kendisine verilen sonsuz sayıdaki nimetleri idrak ediyor. Bu konuda Allah Teâla şöyle buyuruyor: "Dilediğine hikmet verir. Hikmet verilen’ kimseye çok hayır verilmiştir. Bunu ancak aklı selim sahipleri düşünüp anlar" (Bakara Sûresi, ayet 269).
İnsanın yaratılış sahnesini bir bütün olarak düşündüğümüzde, insana verilen yüksek derecedeki kabiliyetleri ve hikmeti de tefekkür etmiş oluruz. Üstün özelliklerde yaratılmış olan insan, aklını kullanıp tefekkür ettiği zaman, düşünen bir varlık olduğu bilincine varacaktır. Bu bilinci taşıyan insan bazı değerleri de kabul edecektir. Bu değerleri taşıyan insan; düşünen, tefekkür eden bir varlıktır. Bu varlık aynı zamanda şahsiyetli ve tarihî bir varlıktır. Bir inancı vardır. Hür olarak yaratılmıştır. ’Aklı, inancı, hür bir varlık oluşu, ahlâkî ve tarihî değerlere sahip oluşu, insanı öteki varlıklardan ayıran, onu üstün kılan temel değerlerdir.