Makale

ÇİFTE STANDARD

DR. ABDULBAKÌ KESKÌN


ÇİFTE STANDARD

Irak, yeni yılın Ocak ayının ilk haftasında, bölge-I deki Amerikan, ingiliz ve Fransız askerî güçleri tarafından beş defa bombalandı.
Askerî hedefler oldukları ileri sürülerek tahrip edilen bina komplekslerinin yanısıra, pek çok sivil masum insanın kanının dökülmesine de sebep olan ve bundan böyle de devam edeceğe benzeyen bu saldırıların gerekçesi, Bağdat yönetimi tarafından ihlâl edildiği iddia edilen Birleşmiş Milletler kararlarıdır.
Şayet bu kararlar gerçekten ihlâl edilmiş ise, ihlâl edenlere karşı böyle bir müeyyidenin uygulanmasında belki de yadırganacak bir taraf yok.
Bizim asıl yadırgadığımız, hatta lanetlediğimiz şey, Birleşmiş Milletler adına bu müeyyideleri uyguladıklarını söyleyenlerin sergiledikleri çifte standart ve iki yüzlülüktür.
Mesela, on aydan beri Bosna’da 130 bin insanın öldürüldüğü, 5-70 yaşları arasında 50 bin civarında kadın ve kız çocuğunun ırzına geçildiği (1), binlerce insanın toplama kamplarında işkencelere tabi tutulduğu, çoğu çocuk bir milyondan fazla insanın göçe mecbur edildiği, topraklarının % 70 nin silah zoru ile işgal edildiği, uluslararası kuruluşlarca belgelenen, Birleşmiş Milletler üyesi bu ülke için bugüne kadar neyapılmıştır?
Sırp canilerince kuşatılmış olan bölgelere insanî yardım denilen gıda ve benzeri maddelerin ulaştırılmasını temin etmek için, Birleşmiş Milletlerce alınan "No Fly Zone" uçuşa kapalı bölge kararı, Sırplar tarafından bugüne kadar, bir defa değil, kaç bin defa ihlâl edilmiştir.
Bir hafta içerisinde beş defa bombalanan Irak’ta, Saddam’ın bir kaç defa ihlâl ettiği ileri sürülen Birleşmiş Milletler kararı ile, Sırp’ların Bosna’da sürekli olarak; israil ve Hindistan’ın yıllardan beri Müslümanların aleyhine ihlâl ettikleri Birleşmiş Milletler kararları arasındaki fark nedir?
Bu farkı biz söyleyelim; Birleşmiş Milletler kararlarının ihlâli bahanesi ile Irak’a yapılan askerî saldırıların asıl hedefi, Batının bölgedeki çıkarlarının korunmasıdır... Ne Kuzey’deki Kürtlerin, ne Güney’deki Şi-anın ve hatta ne de çevredeki ülkelerin güvenlikleri söz konusudur.
Eğer öyle olsaydı, Körfez Savaşından sonra Irak fiilen üçe parçalanarak bütünlüğü ortadan kaldırılmaz; bölgedeki devletlerin üniter yapısını tehdid eden büyük bir istikrarsızlık yaratılmazdı.
Ayrıca bu saldırılarda ölenler de nihayet Müslümanlardır... Bunların kanları ucuz.
Faraza, Bosna’ya yapılacak askerî bir müdahalede şayet bir kaç Hristiyan’ın burnu kanarsa, Batının burada, Ortadoğu’da olduğu gibi bir çıkarı da olmadığına göre, burnu kanayan bu insanların hesabını kim verecek?
Irak’taki silah stokları ve üretimi ile ilgili denetimler yapmak için Birleşmiş Milletlerce görevlendirilen ekibin, Irak toprakları içerisinde bu ülkenin uçaklarını kullanmamaları halinde güvenliklerinin garanti edilemeyeceğinin söylenmesi üzerine, ekibin BM. uçaklarını kullanacaklarını, güvenlikleri sağlanmadığı takdirde de Irak’ın yeniden bombalanacağını söyleyenlerden sormak istiyoruz, sözde, Birleşmiş Milletler askerlerinin himayesinde hava alanından dönerken Sırp canilerince durdurulup hunharca katledilen Bosna Başbakan Yardımcısının güvenliği için nasıl bir tedbir almışlardır?
Merhum Hakkı Turayliç’in kanı, Irak’ın bombalanması pahasına güvenlikleri garanti altına alınan bir kaç Batılı uzmanın kanından daha mı ucuz?
Bütün bu acı olayları, Saddam’ın cinnetini savunmak için değil, Batının tarih boyunca Müslümanlara karşı kullandıkları çifte standardın, ikiyüzlülüğünün, samimiyetsizliğinin bugün de sürdüğünü belgelemek için yazıyoruz.
Bakınız, Bosna ile ilgili bu ikiyüzlülüğün başka ve yeni bir örneği, şu günlerde, barış toplantıları adı altında Cenevre’de sergileniyor.
Şöyle ki; Cenevre’de yapılan bu toplantılarla, sahte bir barış ümidi uyandırılarak, son bir aydan beri dünya kamuoyunda giderek ağırlık kazanmaya başlayan askerî müdahale fikri baltalanacak ve Sırp canilerine, cinayetlerini tamamlamaları için vakit kazandırılacaktır. Bugün Cenevre’de, yarın Newyork’ta başka birgün başka bir yerde oynanan oyun veya oynanacak senaryo budur.
Nitekim, Amerika’da yayınlanan haftalık ünlü bir dergide, "Vance-Owen Barış Plânı, aslında, Bush-Baker-Eagleburger’in bilerek izledikleri pasif politika yüzünden bütünü ile bir yıkıma maruz bırakılmış olan Bosna’nın kurtarılmasından çok, Sırp mütecavizelerinin ödüllendirilmeleri için dizayn edilmiş bir plândır." (2) deniliyor.
Aynı plândan söz eden başka ünlü bir dergi de, konu ile ilgili olarak attığı başlıkta, Milosevic memnun olmalıdır. Zira, Batının bu plânı uygulanacak olursa, Sırpların sadece barbarlıkları onaylanmış olmayacak, aynı zamanda istedikleri her şeyi hemen hemen elde etmiş olacaklardır." (3) diyor.
Londra, "King’s College" de savaş araştırmaları profesörü olan Lawrance Freedman, sözünü ettiğimiz plânı kasdederek, Bu, Batı için ve uluslararası hukuk için bir mağlubiyyettir.." derken, Washington da, Cyrus Vance’in planını ne açıktan açığa destekliyor, ne de, tamamen reddediyor. Buna mukabil, Amerikalı bir yetkili "... Bu plân etnik arındırma ve soykırımı-genocide-için bir kazanç olmuştur..." (4) diyebiliyor.
Senaryonun yazarları ve oyuncularına gelince, bunlar, dış politikada başarısızlıkları tescil edilmiş iki eski diplomat. (5)
Buna rağmen kendilerine böyle bir rolün verilmesi de, şüphesiz başka bir senaryonun başka bir hesabın neticesidir.
Bir Yahudi ile evli, Mısırlı bir Hristiyan olan Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Butros Ghali, bir vesileyle Bosna olaylarından söz ederken, ".. bu zenginlerin savaşıdır. Siz Afrika’ya bakınız." diyerek, yirminci yüzyılın son çeyreğinde insanlık için yüzkarası olan Sırp vahşetini sadece hafife almıyor, aynı zamanda dünyanın dikkatlerini başka noktalara çekmeye çalışıyordu.
Kıbrıs sorununda takındığı tarafgir tavrı ile, islâm ülkeleri meselelerine şaşı baktığı daha göreve başlayışının ilk günlerinde ortaya çıkan bu zat, Cyrus Vance’i de bu rol için tavsiye eden zattır.
Bu kadar karışık bir fesat hesabına dayalı oyun sahnede iken, şimdi de gözler, Cumhurbaşkanlığı seçim propagandalarında Bosna için daha etkili tedbirler alınmalıdır diyen Clinton yönetimine çevrilmiştir.
Acaba yeni yönetim, gerçekten, etkili tedbirler alarak aylardan beri Bosna’da devam etmekte olan vahşete son verip, bu barbarlıklar karşısında bugüne kadar adeta seyirci kalan Batmın haysiyyetini kurtaracak mıdır?
Tecrübeli bir diplomat, kıdemli ve etkili bir politikacı olan, Demokrat Parti New york Senatörü Daniel Moynihan, 21 Ocak 1993 Perşembe günü, Senato’da, ABD nin BM büyükelçisi Dr. Madeleine Albhght’a,"... Aralık ayı içerisinde ziyaret ettiğim Bosna’da Müslümanların tam bir soykırımına, "genocide" tabi tutulduklarına şahit oldum. Bu cinayetleri işleyenler savaş suçlularıdır. BM. de ABD’nin Büyükelçisi, Washington da kabine ve Milli Güvenlik Kurulu üyesi olarak ne yapacaksınız?.." diye soruyor ve 24.1.1993 Pazar günü NBC Televizyonunun "Meet the Press" programında yaptığı konuşmada da,"... Tarih bu cinayetleri affetmeyecektir.." diyerek aynı görüşleri tekrar ediyordu.
Aslen Çekoslavakyalı olan, bu tip konulara olumlu baktığını bildiğimiz Dr. Albright da, senatörün görüşlerine katıldığını problemin yakında gündeme geleceğini söylemekle yetiniyordu.
Ancak yeni yönetimin Dışişleri ve Savunma Bakanları meseleye daha ihtiyatlı yaklaşırken, Cumhurbaşkanı Bili Clinton da, yemin merasiminde yaptığı 19 dakikalık konuşmasında konuya isim vermeden sadece üstü kapalı bir cümle ile temas etmişti.
Tabiatiyle, bu politik sözlerin arkasındaki asıl güçlerin meseleyi önümüzdeki günlerde hangi istikamete sürükleyeceklerinin şimdiden kestirilmesi oldukça güç.
Esasen, uluslararası problemlerin tatmin edici, kalıcı bir çözüme ulaştırılabilmesi için, Birleşmiş Milletler Teşkilatı tarafından alınan kararların mutlaka âdil esaslara oturtulması ve bu kararların uygulanmasında kayıtsız şartsız tarafsızlık ilkesine uyulması gerekir.
Biz bu yüzden, Yeni Dünya Nizamından sık sık söz edenlere, önce, Birleşmiş Milletler Teşkilatı denilen uluslararası bu kuruluşun bünyesinde hakka-niyyete dayalı esaslı bir değişikliğin yapılmasını öneriyoruz.
Uluslar artık 1945 lerde yaşamıyorlar. Aradan geçen 48 yıl içerisinde dünyada çok şey değişti. Değişmeyen bir şey varsa o da, kurulduğu günden bugüne başta ABD olmak üzere bir grup emperyalist ülkenin iradelerini yansıtan, çıkarlarına alet edilen Birleşmiş Milletler Teşkilatıdır. (6)
Bu kuruluşun nizamnamesinde, "Charter’ında" yer alan eşitlik, insan haklarına, ulusların bağımsızlıklarına saygı gibi prensipler maalesef birer teori olarak kalmış, aksine, alınan kararların hemen hemen tamamında, inanç ve kültür farklılığı, askerî ve ekonomik güç, şu veya bu bloka mensup olma, çıkar kaygıları gibi faktörler belirleyici rol oynamıştır.
Geçen Kasım ayı içerisinde Kıbrıs problemine ilişkin olarak alınan ve doğrudan doğruya Rumların çıkarlarını gözeten Birleşmiş Milletlerin 789 sayılı kâran, bu çarpıklığın ve haksızlığın çok taze ve tipik bir örneğidir.
Birleşmiş Milletler Teşkilatının, tüm üyelerince saygı ve güven duyulan bir kuruluş haline getirilebilmesi için, teşkilatın’ gerçek gücünü elinde bulunduran Daimi Güvenlik Konseyi üyeliğinin, ya üye her ülkenin sırası ile ve eşit sürelerle bulunacağı veya islâm Konferansı Organizasyonu "OIC"; Güneydoğu Asya Ülkeleri "ASEAN"; Avrupa Topluluğu "EC"; Afrika Birliği Organizasyonu "OAU"; gibi bölgesel veya kültürel birliklerin devamlı temsil edileceği veya bu amacı karşılayacak her hangi bir düzenleme ile meydana gelecek yeni bir konseyin oluşturulmasına son derece ihtiyaç vardır.
Belki bu sorunun çözümü için mutlak bir çare değil ancak, insanlar arasında renk, din.dil, kültür farkı gözetmeden, zayıf veya güçlü olduğuna bakmadan tüm insanlığı tek bir ailenin fertleri kabul eden, gerçekten evrensel olan prensiplere doğru atılmış olumlu bir adım olacaktır.(7)


1-Ted KOPPEL, ABC Television, Nightline, Num. 3039, Air Date: January 14,1993 "Rape as a Weapon of War Against Bosnian Muslims."
2-The New Republic, February 1, 1993, P. 9.
3-TIME, January 25, 1993, PP. 48-49.
4-ibid, PP. 48-49.
5-C. Vance, iran’daki Amerikan rehineleri meselesinde, iran - ABD ilişkilerini çıkmaza soktuktan sonra görevinden istifa eden, ABD’nin eski Dışişleri Bakanı; D. Owen da Hariciye Bakanı bulunduğu sırada Zimbabwe - ingiliz münasebetlerinin tıkanmasında birinci derecede sorumluluğu, daha sonra kurduğu Sosyal Demokrat Partinin başarısızlığında büyük payı bulunan başka birisi.
6-Fazla bilgi için, A. Keskin, YENİ DÜNYA NİZAMI, Diyanet Aylık Dergi, Nisan, 1991, Sayı4^A. Keskin, BATI DEĞERLERİ Mİ, EVRENSEL DEĞERLER
Mİ, Diyanet Aylık Dergi, Temmuz 1992, Sayı 19.
7-ibid.