Makale

şimdi paylaşmak zamanı

Dr. Ömer Menekşe
Derleme ve Yayın Şubesi Müdürü

şimdi paylaşmak zamanı

Günümüzde hızla artan "insan egosunu", sözcük lügatlerinde çoğunluğu oluşturan "kırıcı sözcükleri", zamanın daha hızlı akmaya başladığını ve her geçen anın insanlara "paylaşmayı" unutturduğunu fark etmemek mümkün değil!
Bizi biz yapan değerlerden uzaklaşmamız neticesinde, birbirimizle ilişkilerimizin zayıflayıp kaybolma noktasına geldiği çağımızda, kalabalık içinde yalnızlaşıyoruz. Babanın evlattan, evladın aile ocağından, komşunun komşudan kaçtığı günler yaşıyoruz. Halimizi soracak, bir nebze olsun dertlerimizi paylaşacak babayı, evladı, komşu ve dostları her zaman ararız. Derya içinde susuzluk çekmek misali, kalabalıklar içinde yalnız kalmak acı veriyor insana. Birbirimizin derdini dert edinmediğimiz, huzur ve mutluluğumuzu umursamadığımız günümüzde, bölüşecek onca şey olmasına rağmen, her tür paylaşıma sırt çevirmek; "Ben kendime yeterim. Kimseye ihtiyaç duymayacak kadar güçlüyüm!" gibi düşüncelere kapılmak ne kadar da aldatıcı...
Oysa paylaşmak, gerçekte karşısındakinden bir şey istemek değil, ona bir şey vermeyi dilemektir. Bazen doğal bir güzelliği birlikte izlemektir paylaşmak... Yeri geldiğinde korkuları, endişeleri, yeri geldiğinde yetkileri ve yükümlülükleri birlikte sırtlayabilmektir. Sevinci bile bir başına taşımak, ağır bir yükü taşımak kadar yorucu olabilir bazen. Oysa sevinçleri paylaşabilmek de başkalarının acılarını paylaşmak kadar kolay olabilmeli. Unuttuğumuz toplumsal değerleri yeniden hatırlamak ve paylaşmayı öğrenmek çok yorucu olsa da imkânsız değildir.
Sevgiyi, mutluluğu, sevinci, acıyı, kederi, hüznü paylaşmak... Bir ekmeği ikiye bölüşmek...Sevgi dolu bir yüreği, bir fikri ve düşünceyi birbirimize açmak ne kadar da önem-
Paylaşmak, özveri, fedakârlık ve bütün güzellikler adına ne varsa harmanlayıp gönülden gönüle sunmaktır.
Paylaşmak, herkese yüreğimizin kapılarını açmak, hatalı olanları hatalarından dolayı yalnız bırakmamak, hatalarına birlikte yanıp, birlikte ağlamak, o insanlara yanlışlarını göstermek, günahkâr olanlara "tevbe edelim, bir daha dönmemecesine." diyebilmektir.
Paylaşmak, karşımızdaki insanın derdi ile dertlenip, en ufak hüznünü, acısını, bütün azalanınızda hissedebilmek, sevinçlerine kendi sevinçlerimizden daha coşkulu çığlıklar atabilmektir.
Paylaşmak, hayatın bütün zorluklarına karşı bir cephede savaşan askerlerin edasıyla omuz omuza verebilmek, ipek böceği hassasiyeti ile ezelî ve ebedî kardeşlik bağını örebil- mektir.
Velhasıl, acıyı paylaşmak, tatlıyı paylaşmak, her iki hâlde de paylaşmak, insana iç huzuru verir.
Oysa günümüzde çoğu ilişkiler menfaat temeli üzerine inşa edilmekte, insanlar çoğu zaman kendilerine sağlayacağı menfaatler ölçüsünde başkalarıyla ilgilenmekte, çoğu kez üst kattaki komşu alt kat- takinden habersiz yaşamakta, aileler ve yakınlar arasındaki irtibat ve ilişkiler gittikçe zayıflamakta, nesiller arasında kalın duvarlar örülmekte, vefa, haya, iffet gibi bizi biz yapan değerler kaybolmaya yüz tutmaktadır.
Objektif bir gözle değerlendirdiğimizde bugün ferdî ve toplumsal hayatımızda madde ile mana arasındaki doğal dengenin korunamadığını ve bu dengenin madde lehine bozulduğunu görmekteyiz. Dolayısıyla artan beşerî zaaflar ve maddî değerlerin manevî değerlerin yerini alması sonucu; düğün, sünnet, doğum gibi güzelliklerin paylaşılmasında hediyeleşme engeli ile karşılaşan insanlar, ekonomik yetersizlikler sebebiyle davete icabet etmemeyi tercih etmekteler...
Oysa davete icabet etmek Peygamber efendimizin sün- netindendir. Nitekim sahabeden Berâ ibni Âzib, Sevgili Peygamberimizin (s.a.s.), hasta ziyaretini, cenazenin arkasından gitmeyi, aksırana "yerhamükellah" demeyi, yemin edenin yeminini yerine getirmesini, haksızlığa uğrayana yardım etmeyi, davet edenin davetini kabul etmeyi ve selâmı yaygınlaştırmayı tavsiye ettiğini haber vermektedir. (Buhari, Cenaiz 2, Mezalim 5, Nikâh 71, Eşribe 28; Müslim, Libâs 3)
Elbette hediyeleşmek çok güzel bir şeydir. "Hediyeleşin ki aranızdaki sevgi gelişsin." (Muvatta, Hüsnü’l-Hulk 16) buyurulurken amaç, insan ilişkilerini geliştirmek ve paylaşımı sağlayarak mutlu ve iletişim içinde bir toplum oluşturmaktır. Ama günümüzde bu güzellik, ekonomik gücün gölgesinde kalarak yok olmaya yüz tutmuştur. Oysa güler yüz, tatlı dil ve gücün yettiği kadar bir hediye ile zamanında olayların tebrik edilmesi; mutluluğunu paylaşmak isteyen komşu, akraba ve dostların mutluluklarına mutluluk katacaktır.
insan olmanın, iyi bir Müslüman olmanın özelliklerinden biri de hasta ziyaretinde bulunmaktır.
Günlerce hasta yatağında halini soracak bir kişi bekleyen yakın ve uzak komşularımız, akrabalarımız ve dostlarımız, vazifemizi yerine getirmemizi beklemektedir. Teselli bulmak, acısını paylaşmak ve bir an olsun hastalık psikolojisinden kurtulmak için gözleri kapıda takılı kalmaktadır. Öyle ise hastaları ziyaret edip onlara şifalar dileyelim.
Unutmayalım ki, sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) hastaları ziyaret eder, müminlere de hasta ziyaretini tavsiye ederdi
(Buhari, Cenâiz 2; Müslim, Libas 114).
Sevinçli anlarda olduğu gibi, üzüntülü durumlarda da yakınların yalnız bırakılmaması ve acılarının paylaşılması çok önemlidir.
Paylaşmayı, sahip olduğumuz bir değerin, kendi adımıza azalması gibi düşünmek olası. Oysa, paylaştıkça sevinçler artıp, acılar azalabilir. Paylaşmanın bireyler arası ilişkiye katabileceği artı değerse hiç değişmez. Önemli olan; neyi, kiminle, nerede ve nasıl paylaşabileceğimize karar vermektir.
Paylaşımı imanımızla temellendiren, "Ben"i "Biz" yapan dinimizin, rahmet kaynaklı şu çağrılarına kulak verelim: "Sevdiğiniz şeylerden Allah için harcamadıkça iyiliğe eremezsiniz, her ne harcarsanız Allah onu hakkıyla bilir!" (Al-i imran, 92)
"Sizden birisi kendi nefsi için istediğini, kardeşi için de istemedikçe olgun mümin olamaz" (Buhari, İman 1 3)
"Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulur, hasta uzvun ızdıra- bını paylaşırlar. " (Buhari, Edeb 27; Müslim, Birr 66 )
"Komşusu açken kendisi tok yatan gerçek mümin değildir" (Müslim, İman 74, Birr ve Sıla 142; Ahmed b. Hanbel, 1,55)
Dünyada birbirimizle paylaşarak birbirimizi destekleyebileceğimiz o kadar çok sebep var ki... Yediğimiz ekmeği ikiye üçe bölmenin, yüreğimizdeki sevgiyi çoğaltmanın, dertliyle dertli mutluyla mutlu olmanın, hep beraber sevinç ilahileriyle Rabbimizi yüceltmenin ve gözyaşlarıyla her birimiz için Rab’den af dilemenin, dualarla birbirimizin değerlerini hissetmenin, ellerimizi almaktan çok vermek için uzatmanın artık zamanı gelmedi mi? Artık paylaşmanın zamanı gelmedi mi?
Öyle ise gelin sevgisi sönmüş şu çağa inat paylaşalım.
Celin mesajlar gönderelim; dostluğu, kardeşliği, sevgiyi ve paylaşmayı anlatan...
Meselâ "Dostluk ağlamaksa, yüreğindeki yası paylaşmaksa, üzüldüğünde sıcak bir kucaksa ve dostu için ateşe atılmaksa, dünya durana dek, ölene dek dostumsun." diye seslenen...
Meselâ:
"Hayatımızda bir ırmak vardır.
Köpüklerinde hayallerimizi yüzdürdüğümüz
Hayatımızda dostlarımız vardır
Günlerimiz ayrı geçtiğinde üzüldüğümüz" diye duygularımızı ifade eden...
"Gitme ey yolcu, beraber oturup ağlaşalım
Elemim bir yüreğin kârı değil, paylaşalım" (M. Akif Er- soy)
mısralarıyla yeniden yankısını bulsun duygularımız gönüllerimizde...
İnanıyorum ki, bencilliği, çıkarcılığı, frenleyip paylaşımı, yardımlaşmayı, dayanışmayı, diğergamlığı gerçekleştirebilenler; yarınlara daha ümitle bakacak, mutluluk yolunda daha da ilerleyeceklerdir.
"Bize yeni ve farklı kapılar açan, fırsatlar tanıyan kazançlarımızı diğerleriyle paylaşırken zenginleşir, gelişiriz. Ancak o zaman elimizdekiler gerçekten bize aittir, bizim içindir. Bize ait olan bir şeyi de ancak bu heyecanla paylaşabiliriz. Bir sözü, bir duyguyu, bir şiiri, bir kitabı, en basiti bir gülümsemeyi... Gülümsemek, doğuştan getirdiğimiz bir yetiye anlam kazandırmak ve onu diğerleriyle paylaşmaktır. Yaşadıklarımıza ve etrafımızdakilere anlam katarak yaşamak için paylaşmalıyız." (Azize Aydın, "İletişimde Paylaşım", Diyanet Aylık Dergi, Aralık 2003, s.39.)
Öyleyse haydi paylaşalım... Şimdi paylaşmak zamanı...