Makale

İSLAM ÜLKELERİ YÜKSEK KONSEYİ KAHİRE'DE TOPLANDI

İSLAM ÜLKELERİ YÜKSEK KONSEYİ KAHİRE’DE TOPLANDI
Ali Serter

İslâm İşleri Yüksek Konseyi 5. toplantısı 19-21 I Ocak 1993 tarihleri arasında, Mısır Arap Cum-I huriyeti’nin Başkenti Kahire’de yapıldı.
Toplantıya 39 ülkeden 100’ün üzerinde Bakan ve din işlerinden sorumlu üst düzey yetkili katıldı. Söz-konusu toplantıya ayrıca İslâm Kalkınma Örgütü (İKÖ), İslâm Din Bilim ve Kültür Teşkilatı (ISESCO) ve Dünya İslâm Birliği (RABITA)’dan temsilciler iştirak etti.
Türkiye’yi Devlet Bakanı Ekrem CEYHUN ile Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri YILMAZ’ın temsil ettiği 5. İslâm İşleri Yüksek Konseyi Toplantısının açılış konuşmasını, Mısır Arap Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Hüsnü MÜBAREK yaptı.
MISIR
CUMHURBAŞKANI HÜSNÜ MÜBAREK
Konferansın, önemli uluslararası değişikliklerin meydana geldiği bir zamana rastladığına dikkat çeken Mübarek; "Milletlerimiz problemlerine hal çareleri ararken, dünyamızın yaşamakta olduğu gerçekleri tüm boyutlarıyla gözönünde bulundurmalıyız. Bunun için İslâm ülkeleri arasında sıkı bir işbirliği sağlanması ve yüce çıkarları uğruna gerekirse mahalli çıkarlardan fedakarlık yapılması önem arzetmektedir. Zira hepimiz aynı geminin yolcusuyuz. Bu geminin idaresi eğer çelişkili yönetimlere bırakılır, ayrı ayrı istikametlerden esen rüzgara terk edilirse, sahile çıkılması zorlaşır.
Değişen dünya şartları ve hepimizin birliği, mahalli şartlar muvacehesinde bölgesel ihti-lafları aşarak yaşanan veya yaşanması muhtemel görülen farklılıkların terkedilmesi, geçmişte olduğu gibi İslâ-mın kültür zenginliği, herkese iyilik yapmak ve müsamaha ile davranmak gibi yüce değerlerle İslâm ümmetinin yeniden gerçek kimliğine kavuşması hepimizin yararınadır." dedi.
Toplantıda beş ana hususun ele alınmasını isteyen Mübarek, bu hususların islâm ülkeleri arasında kurulacak olan güçlü bir dayanışma, islâm dünyası ile batı arasındaki derin bilim ve teknoloji açığının kapatılması, islâmî gerçek bilgilerin açıklığa kavuşturularak farklılıkların önlenmesi, bazı kişi, grup, kuruluş ve devletlerin uygulamaları sonucu islâmın bir terör, şiddet ve kan akıtma dini imiş gibi hakkında kötü bir imaj yaratılması ve gerçek hüviyetine gölge dü-şürülmesi; islâmı çirkin gösteren bu vasıflardan onu uzak gösterecek karar ve tavsiyelerin alınması olduğunu sözlerine ekledi.
İslâm Konferansı Örgütü Genel Sekreteri Hamit el-Gabit, İslâm dünyasında yaşanan olaylarla ilgili olarak kendisine tevdi edilen görevler nedeniyle, bu önemli toplantıya katılamadı. Genel Sekreterin toplantıya gönderdiği metin, Genel Sekreterin Yardımcısı el-Hadi Hınitış tarafından okundu. Metinde, Bosna-Hersek’te Sırp vahşeti, Filistinlilerin zorla sınırdışı edilmeleri, Hindistan’daki meşhur Babür Camii’nin Hindular tarafından yıkılması; Azerbaycan, Arnavutluk, Kırgızistan ve Türkmenistan’ın örgüte üye olmalarının önemi vurgulandı, islâmın barışa, eşitliğe, itidale dayanan evrensel çağrısı dile getirilerek, bir görüşü zorla benimsetmenin dinen kabul edilemeyeceği ifade edilerek, müslüman-lar arasında asıl olanın ruhî birlik ve beraberlik olduğu, güncel ihtilaf ve geçici çelişkilerin ise, bu ortak arzu karşısında erimeye mahkum olduğu belirtildi.
Açılışta bir konuşma yapan El-Ezher Şeyhi Ali Cad Al-Hak: "Renk, soy-sop ayırımı yapmadan tüm insanlığı üstün gösteren İslâmiyetin Kur’an’da ifade edilen mesajı, tarih boyunca başka hiçbir dine nasip olmamıştır" dedi ve Bulgaristan müslümanla-rından gelecek öğrencilere burs tahsis edileceğini söyledi.
Açış konuşmalarından sonra ilk çalışma oturumuna Başkanlık eden Devlet Bakanı Ekrem CEYHUN’da bir konuşma yaptı.

DEVLET BAKANI
EKREM CEYHUN:

"Düşünce | ayrılıklarının menfaat kavgasına dönüştürülmesi tüm (slâm Âlemine zarar verir."
Devlet Bakanı Ekrem | CEYHUN gerek Mısır Arap Cumhuriyeti, gerek bütün islâm camiası bakımından önem arzeden temel sorunları ele alarak inceleyen islâm işleri Yüksek Konseyi Toplantısını düzenleyerek, islâm ülkelerinin yılda bir defa biraraya gelmesini sağlayan Mısır Arap Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Hüsnü MÜBAREK ve Evkaf Bakanı Dr. Muhammed Ali MAHCUB’a teşekkür ederek konuşmasına başlayan Devlet Bakanı Ekrem CEYHUN, bu yıl beşinci toplantısını yapan Yüksek konseyin çalışmalarına Türkiye Cumhuri-yeti’nin büyük önem verdiğini belirtti ve "Sayın Başbakanımızın bu toplantının çalışmalarında başarıya ulaşılması temennisini ve katılan bütün kardeşlerimize selam ve muhabbetlerini iletmek istiyorum" dedi ve konuşmasına şöyle devam etti:
"İslâm dünyasının temel felsefesi, insanların kardeşliği ve Allah’ın çizdiği yolda barış içinde insanların gelişmesi ve refaha, huzura erişmesi esasına dayalı bir düşünce sistemidir. Oysa İslâmiyetin, insanları iyilik yolunda birleştirici olan en güzel özelliği bir tarafa bırakılarak, bazı ayrılıklar ve entellektüel anlaşmazlıklar nedeniyle, diğer güzellikleri gibi hoyratça radikal münakaşa ve hatta silahlı çatışmalarla gölgelenmektedir. Bu durum islâmiyetin günümüzde yanlış şekillerde yorumlanmasına yol açmaktadır" dedi.
Devlet Bakanı Ekrem CEYHUN, meydana gelen bu görüş ayrılıklarının çatışma boyutlarına varması neticesinde kötüye kullanılması, Cenab-ı Allah’ın, "Benim yoluma iyilikle davet et ve en iyi yöntemle onlarla tartış" ayeti kerimesinin temel dokusu ile çelişki arzettiğini, bu çelişkilerin İslâm âlemi için ağır sonuçlar doğuran görüşlerin ve bu görüşlere dayanılarak üretilen politikaların oluşmasına yol açtığını vurguladı. CEYHUN, "Bizlere, bu çelişkiyi gidermek, çağdaş yöntemlerle İslâm medeniyetinin öğrettiği ve geliştirdiği İslâmiyetin gerçek yüzünü anlatmak görevi düşmektedir. Ayet-i Kerimenin amir hükmü, dış politikada uyuşmazlıkların barışçı yollarla giderilmesi, tartışmaların müzakereye dönüşmesi şeklinde ifadesini bulmaktadır" dedi.
Yüzyıllar boyunca süregelen kavgaların insanlığa büyük zararlar verdiğini, geçmişteki bu görüş uyuşmazlıklarından ve felsefî düşünce ayrılıklarından kaynaklanan düşmanlıkların ve çatışmaların meydana getirdiği sonuçlarının günümüzde ibret alınması gereken uygulamalar olarak kalması gerektiğini, İslâm camiası içindeki anlaşmazlıkların, İslâm dünyasının aleyhine sonuçlar doğurduğunu belirten Devlet Bakanı CEYHUN, "Düşünce ayrılıklarının menfaat kavgasına dönüştürülmesi halinde din kardeşlerimiz arasında bölünme olacağı ve bu bölünmenin tüm İslâm âlemine zarar vereceği kuşkusuzdur, islâm âleminin şu sırada içinde bulunduğu zor günlerde ideolojik ayrılıkların kavgaya dönüşmesini önlemekte yarar vardır. Nitekim bu ayrılıkların münferit menfaat hesabı ile kavgaya dönüşmesine göz yummak suretiyle, herhangi bir İslâm devletinin kavgadan zarar görmeden, üstelik fayda sağlayarak çıkmasına imkân yoktur" dedi.
Devlet Bakanı Ekrem CEYHUN, islâm felsefesinin ve İslâm düşüncesinin günümüzde çağdaş uygarlığımızın yöntemleri ile anlaşılması ve anlatılması halinde Islâmiyetin gerek kısır düşünce, gerek cehalet, radikal ve sabit fikir sahiplerinin elinde kötüye kullanma aracı olmaktan çıkacağını belirtti ve Konseyin çalışmalarının birçok devlet yöneticisine ışık tutabilecek düzeyde başarılı sonuçlar doğurmasını temenni etti.

DİYANET İŞLERİ BAŞKANI
M.NURİ YILMAZ:

"Müslüman milletlerin çözüm bekleyen birçok problemleri vardır.

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri YILMAZ da toplantıda yaptığı konuşmada, teknolojik gelişmelerin korkunç şekilde geliştiği günümüzde, devletlerarası ilişkilerde meydana gelen gelişmelerin insan hafsalasını durduracak düzeye vardığını belirtti ve bilgi edinme araçlarının da sınır tanımayacak ölçüye ulaştığını ifade etti. İslâm düşüncesinin hiçbir zaman yabancı kültürlere karşı çekingen davranmadığını, bilakis müslüman bilginlerin yabancı kültürlere kucak açtıklarını ve bu kültürleri geliştirerek müslümanların istifadesine sunduklarını kaydeden Diyanet İşleri Başkanı YILMAZ, konuşmasında daha çok Sovyetler Birli-ği’nin dağılması ile bağımsızlıklarına kavuşan Ortaas-ya Türk Cumhuriyetleri ile Bosna-Hersek ve diğer müslüman azınlıkların meseleleri üzerinde durdu.
YILMAZ, "Komünizmin, Sovyet Rusya ve peyki durumundaki Doğu Avrupa ülkelerinde iflas etmesinin ardındaki sebepler ne olursa olsun, gerçek o ki, dini bir afyon kabul eden Komünizm, insan şeref ve haysiyetiyle bağdaşmadığı, insanın sosyal ve doğal ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kaldığı için 70 yıllık baskıya dayalı rejimden sonra herkesi iradesiyle başbaşa bırakmak zorunda kalmıştır.
Sovyet Rusya’nın boyunduruğunda bulunan milletlerin birçoğu bu fırsattan istifade ederek bağımsızlıklarına kavuşmuşlardır. 70 yıllık hasretten sonra bu ülkelerle aramızda sevgi köprüleri kurulmaya başlanmış, dinî, kültürel ve sosyal alanlarda işbirliğine gidilmiştir" dedi.
Konuşmasında, Bosna-Hersek’te müslümanlara karşı işlenen cinayetleri de dile getiren YILMAZ, "Biz müslümanlar olarak, oradaki müslüman kardeşlerimize ne yapabildik? Yüce Allah Enfal Suresi ayet 72’de: "Fakat dinde yardım isterlerse (onlara) yardım etmeniz gerekir" diye buyurmaktadır.
Kardeşlik görevi olarak bizim, öz diyarlarında Sırpların vahşi zulmüne uğrayan kardeşlerimize her türlü maddî ve manevî yardımda bulunmamız zorunludur. Bir zamanlar İspanya’da Endülüs Emevi Müslümanlarının başına gelen acı sonun, Bosna-Hersek müslümanlan için de tekrar etmemesini diliyorum. Tüm dini ve barışsever kuruluşları yardıma davet ediyorum" dedi.
Müslüman milletlerin çözüm bekleyen birçok problemi bulunduğuna dikkat çeken Diyanet İşleri Başkanı YILMAZ, bu problemlerin başında haksız yere yurtlarından kovulan Filistinlilerin durumu, Bosna-Hersek’te işlenen cinayetler, Hindistan’daki Babür Camisinin yı-kılması sonrasında Müslümanlar ile Hindular arasında meydana gelen olaylar, Somali’deki açlık, Kara-bağ’daki katliam ve Kıbrıs meselesi’nin geldiğini söyledi.
Son zamanlarda müslümanların ilimden koparak yeni keşifler yapmamalarının, onları günlük yaşantılarında bid’atlere yönelttiğini kaydeden YILMAZ, "Böylece içtihat kapısı kapandı. Taklit kapısı açıldı. Bu da İslâm fıkhına yeni bir şey getirmedi. Dört mezhep ilk ve son merci olmuştur. Bu da nesillere kesin nas gibi intikal etmiş, mezhepte taassuba, dolayısı ile müslümanların gerilemesine yol açmıştır.
Müslümanların geri kalışının diğer bir sebebi, siyah-beyaz gibi ırk ayrımıdır. Oysa İslâm’da siyah-beyaz vb. kişiler arasındaki fark, ancak takva ve salih ameldedir" dedi.

BULGARİSTAN BAŞMÜFTÜSÜ FİKRİ SALİH HASAN
Toplantıya Bulgaristan müslümanlarını temsilen katılan Bulgaristan Başmüf-tüsü Fikri Salih Hasan, ilk çalışma oturumunda yaptığı konuşmada, komünizmin ezici baskısından sonra elde edilen dini gelişmelere değinmiş, müslüman cemaat arasında yaşanan bu olumlu gelişmelere rağmen, şimdi de müslümanları kamplara ayırma çabalarının gözlendiğini ifade etmiştir.
Müftü Salih Hasan, bütün olumsuz şartlara rağmen Bulgaristan’da müslüman cemaatin gerçekleştirdiği olumlu gelişmeleri dile getirdikten sonra, müslüman ülkelerden maddî yardım ve manevî destek bekledikleri-ni vurguladı._
DİĞER
KONUŞMACILAR
İslâm Yardım Konseyi Başkanı Kamil el-Şerif’de yaptığı konuşmada; "İslâm dünyası, dış tehlikeler yanında iç düşmanlıklarla da karşı karşıyadır. Özellikle son zamanlarda bazı müs-lüman yazarların Islâmı bizatihi bir aşırı uç gösterme gayreti bir talihsizliktir. Dıştan gelen tehlikelere karşı koymadan önce buna karşı çıkılması gerekir" dedi.
Libya temsilcisi de çağdaş bir İslâm toplumu meydana getirmenin en uygun yolunun demokrasi olduğunu belirterek, demokrasinin gölgesi altında her türlü kalkınmanın mümkün olabileceğini belirtti.
Sözkonusu toplantıda Fas temsilcisi de bir konuşma yaparak; Islâmın hoşgörüye verdiği önemi belirtti ve İslâm ülkelerinde birtakım aşırı akımların ve aşırı uçların varlığını dile getirdi.
SURİYE
Evkaf Bakanı Abdülmecit TARABULSİ ise daha çok irşad hizmetlerinin önemi üzerinde durdu.
Tabi burada bütün konuşmacıların konuşmalarına yer vermek mümkün değildir. Bunlardan birkaçı özet olarak şöyledir:
BAHREYN
"Dini tanıtırken yumuşak davranılmalıdır. Sert sözleri kimse dinlemez. Böyle dav-ranılmazsa tartışmaya meydan verilir ki, bundan da İslâm düşmanları faydalanır."
CEZAYİR
"İslâm âleminde sorunlar vardır. Ama İslâm âleminin dışında da sorunlar mevcuttur. Ancak Islâmda temel sağlamdır. Şimdi geceyi yaşıyoruz, fakat gündüz de gelecektir."
PAKİSTAN
"Katı olmamalıyız. Değişikliklere kapıyı her zaman açık tutmalıyız. Yazılı metinleri bile değişik yorumlamak mümkündür. Bu sapkınlık anlamına gelmez. Nitekim Peygamberimizin sağlığında da bazı yazılı talimatları değişik yorumlanınca, Peygamberimiz değişik yorumlar yapılarak da aynı amaca ulaşıldığını emretmişlerdir."
HİNDİSTAN
"İslâm fanatik değildir. Is-lâmı kötü gösteren Batı medyasıdır. Müslüman dünyasının düşmanı olan batı, kasten bunu yapmaktadır."
TUNUS
"Köktendincilik, devletlerin gelişmesini engellemektedir. Tunus’ta köktendincilik meselesi vardır. Köktendin-ciler tüm anayasal haklardan yararlanıyorlar, gazete çıkarıyorlar ve parlamentoya girebiliyorlar. Ancak, bu onlara yetmiyor. Silaha başvurarak, kendilerinden ol-mayanların kafir olduğunu ve öldürülmelerinin caiz olduğunu ileri sürüyorlar. Islâ-mı, iktidarı ele geçirmek için sadece bir araç olarak kullanıyorlar."
Daha sonra Bosna-Hersek, Arnavutluk ve Ko-sova müftüleri ile Özbekistan temsilcileri ağırlıklı olarak ülkelerinde müslüman-ların ve Islâmın içinde bulunduğu sorunları anlatmışlar ve İslâm ülkelerinden yardım talebinde bulunmuşlardır.
Toplantı sonunda "Kahire Deklarasyonu" adıyla bir de deklarasyon yayınlandı.




KAHİRE DEKLARASYONU

Toplantı sonunda islâm ülkelerinin müşterek görüşlerini yansıtan bir deklarasyon yayınlandı.

Müslümanların zorlukları yenme gücü, tarih sayfalarına, varlığını tescil ettirme kudreti ve yüce Dinimizin eşsiz verileri ile İslâm’ın büyük devletini kurarken ilham aldığı inancının bü-yüklüğü, Peygamber Efendimizin vefatından sonra, geride hiç bir para pul bırakmaması, daha sonra bu devletin bir yöneticisi olan bir emirin, yağmur yüklü bulutun gök yüzünden geçişini seyrederken "İstediğin zaman suyunu boşalt. Nasıl olsa ürünün bana bir gün kavuşacaktır. " diye tasvir ettiği hakikat, bize bu devletin haşmetini göstermektedir.
Peygamberin irtihali ile, yukarıda zikredilen ifade arasında geçen zaman zadına tarih sayfalarında İslâm ve Müslümanlık hakkında çok şeyler yazılmıştır. Bu yazılanlar, maddî ve geçici nesnelerden ibaret olan bir medeniyet değil, ruhî ve insanî bir takım değerleri kapsayan; kalkınma, ilerleme ve refah sağlayan İslâm medeniyetinin şaheserliğini aksettirmektedir.
Biz bugün bütün dünyaya, millet ve devletlere sesleniyor ve diyoruz ki; İslâm, insanları, yaşadıkları cahiliyet (bilgisizlik) ve gerilikten kurtarıp karanlıktan aydınlığa çıkarmıştır. İstibdat yerine adaleti üstün kılmış ve insanlar arasında; sınıf, kan, renk ve kök gibi farklılıkları gözetmeden mutlak eşitlik sağlamıştır. İslâm’da arabın aceme, beyazın siyaha üstünlüğü yoktur. Tek üstünlük takvadadır. Bütün İnsanlığı, dinimizi yakından tanımaya ve değerlerini öğrenmeye çağırıyoruz ve kendilerine Islâmın hiçbir zaman, hiç kimseye düşman veya tehlike olmadığını, olmayacağını duyurmak istiyoruz. İslâm, terörü ve tehlikeyi temsil etmez. Zira o, hoşgörüye dayanan idealleri ile herkese, yeri göğü yaratan ve kitaplarını peygamberlerine gönderen Tek Tanrı’ya inananlada barış içinde yaşamayı özellikle öğütler.
İslâm, ülkemizden bizi çıkarmadıkları, dinde bize düşmanlık yapmadıkları sürece kendilerine iyilik yapmamızı emretmektedir.
İslâm ülke ve halklarının temsilcilerinden oluşan bu büyük İslâm topluluğu, başkalarını Islâmı tanımaya çağırırken şu hususu vurgulamak ister:
Batıya düşmanlık bayrağı çeken dinsiz blokun çökmesiyle, bunun yerine Islâmın ikame edilmesi doğru değildir.
İslâm, değer ölçüleriyle, yeryüzünü imar edip güzelleştirmede insanın en büyük yardımcısı olmuştur.
Islama mensup olan bazı kimselerin şiddetle vasıflandırılması, Islama maledilemez. Dünyada doğru yoldan sapan pekçok kimsenin bulunduğu günümüz dünyasında, bazı insanların hareketleriyle Islâmı lekelemek büyük haksızlıktır.
Yönetimlerin yol açtığı olaylar ve huzursuzluklar ne boyutta olursa olsun, dünya, özellikle de Batı dünyası yönetimlere hüküm biçerken, dinlerin geleceğini buna karıştırmamalıdır ki, İslâm Dini bu dinlerin başında gelmektedir.
Bu büyük İslâm’ı topluluk, İslâm ülkeleri dışındakiler’!, İslâm ve müslümanların hakkında ölçülü olmaya davet ederken, aynı daveti daha ısrarlı olarak, İslâm bayrağı altında yaşayıp müslüman isim ve kimliğini şerefle taşıyanlara da yöneltmelidir.
Bunların tümünü, dinleri hakkında ölçülü olmaya, şiddet ve terör gibi yöntemlerden vazgeçmek suretiyle meşreplerini değiştirmeye ve Kur’an’ın nefisleri değiştirme hususunda işaret ettiği metoda uymaya çağırıyoruz. Bu çağrı hak çağrısıdır. İslâm ülkeleri ve hükümetleri temsilcilerinin ihlasla uzattığı eldir. Bu el, yardımlaşmak için, barış için bütün dünyaya uzatılmıştır.
Bu el, adaletin hükümran olduğu, insan şeref ve haysiyetinin korunduğu yeni bir dünya düzeni için, Allah’a ait olan yeryüzünde Allah’ın sözlerinin yücelmesi için uzatılmıştır.