Makale

“SU” ÜZERİNE

“SU” ÜZERİNE

M. Cemal Sebük
Zonguldak Müftüsü


Çölde susuz kalmak ölmek demektir. İnsan bir w süre sonra serap görmeğe başlar. Serap su değildir, çölün bir ölüm davetiyesi, insanı bir nevi yutmasıdır. Hz. Hacer bunu çok iyi bildiği için, Safa-Merve tepelerinden gördüğü seraplara kanmamış, Allah’ın kendilerini terketmeyeceğine dair inancını yitirmeden, kulluğun gereğini yerine getirmiş, Harem (Emniyet) bölgesini terketmemiş, suyu durmaksızın aramış, aramıştır. Tâ ki zemzemi buluncaya, kana kana içinceye kadar... Hz. Hacer çölün ortasında o gün suyu gördüğünde kimbilir Cenab-ı Hakka nasıl şükretmiştir? Zemzem suyunu içince de, bütün hücreleriyle onu ihsan edene nasıl hamdetmiştir?
Kimyada suyun formülü lise yıllarımdan aklımda kaldığına göre H20, yani iki hidrojen, bir oksijen molekülünden oluşmuştur. Bugün pek çok şeyi sun’î olarak taklid edebilen; tüp bebek (!) bile yapabilen, ilmiyle mağrur insanoğlu, yine bildiğim kadarıyla suyun bir damlasını taklit (yapay, sun’î) olarak yapabilmiş değildir. O ne kudret-i fâtıradır ki, hayatı susuz imkansız kılmış, taşlar, kayalar çatlamış, yarılmış aralarından gözler, kaynaklar, pınarlar meydana gelmiş; mütevazi akar, akar. .. Sanki taşların gözyaşları...
"Su" üzerine neler yazılmamış, neler söylenmemiştir? En güzel şiirlerden tutun da, en ünlü tiyatro eserlerine
kadar konu olmuştur. "Su" üzerine bilmeceler düzülmüş, şarkılar yakılmıştır. Muharebe meydanlarında su, nice hayatlar kurtarmıştır.
Hangi zamanda ve mekânda sudan bahis açılsa, Ker- bela aklıma düşer, hüzünlenirim. Allah Resûlü’nün göz bebeği, torunları Hz. Hüseyin (R.A)’in bir yudum suya hasret... şehit edilişini hatırladıkça içim burkulur...
"Su" üzerine yazılan şiirlerin en güzellerinden biri de, "Leyla ile Mecnun"u divân edebiyatımıza kazandıran Fuzûlî’nindir. "SU KASİDESİ" namıyla meşhur, oldukça uzun olan bu kasidesinde şair, Peygamber muhabbeti nin en güzel örneklerinden birini vermiştir:
Dest bu su arzusuyla ölürsem dostlar
Kûze eylen toprağım sunun
anınla yâre su"
Fuzûlî ez cümle diyor ki: "Ey dostlar! ben bu suyun hasretiyle ölürsem, toprağımı testi yapın ve o (testi ile) yâre su ikram edin. (Testiyi yârimin mezarının üstüne koyun)
"Su" üzerine yazılan eserlerden biri de yabancı yazar "Scribe" in "Bir Bardak Su" yudur. (Le Verre d’eau)
"Bir Bardak Su" da koparılan fırtınaları, bir bardak su yüzünden saraylarda kralların nasıl devrildiğini, hanedanların nasıl çöktüklerini yazar, gayet güzel ve ustaca dialoglarla anlatır.
İlkokul sıralarında, sokaklarda yalınayak koştuğumuz çağlarda, uzun kış geceleri misafirliğe gelen komşuların, çocuklarına, sıcak sobaya biraz daha sokularak sorardık: "Dağdan gelir taştan gelir, bir yularsız arslan gelir, bil bakalım bu nedir? Dedelerimiz eskiden içtikleri bir bardak sudan sonra, suyu getirene; "Su gibi aziz ol" ya da; "Allah su gibi devlet versin." derlerdi. Gazi dedelerimizin "Oğul, biz İstiklâl Savaşımızda kurba- ğalı derelerden çok sular içtik" dediklerini, pek çoğunuz duymuşsunuzdur.
Evet, dünyamızın dörtte üçü, vücudumuzun yüzde yetmişi su olduğuna göre, suyun canlılar için ne büyük bir lütuf, yüce Allah’ın ne büyük bir ikrâmı ve ihsanı olduğu şüphe götürmez bir hakikattir. İnsanlar Cenab-ı Hakka bu nimetinden dolayı ne kadar şükretseler, yine de bu ni’metin şükrünü edâ edemezler.
"Su" hayatın özüdür. Hayat onunla kaimdir. Esasen âlemin meydana gelişinde, bir başka ifade ile kâinatın oluşumu ve hayatın başlangıcında "su" başrolü oynamıştır. Âlemleri yoktan vare* den Allah, yüce kitabımız Kur’an-ı Kerîm’de şöyle buyurmaktadır: "Göklerle yer bitişik bir halde iken, biz onları birbirinden yarıp ayırdığımızı, her diri şeyi de su’dan yarattığımızı o küfr (ve inkar) edenler görmediler) mi, hâlâ inanmayacaklar mı?" (2) Ayet-i Kerimenin açıklamasında rahmetli Bereketzâde İsmail Hakkı Bey’in "Necâib-i Kur’aniye"sinden şu satırlara dikkat edelim: "İlmî araştırmalarını o geçmiş sonsuz zamanlara doğru götüren bir fikir, şu büyük ecrâ- mın birbirinden ayrılışında bir kuvvet ve yaratma elini apaçık görür. Hele hayatın kaynağı olan suda o yüce kudret ne kadar âşikardır. Su da iki türlü diriltme vardır. Birinci diriltme; sürekli ve devamlı olan diriltmedir. Kur’an’da açıklandığı üzere ecram’da ayrılış husule gelmiş; yerle-gök birbirinden ayrılmıştır."
Yer başlı başına şûle saçan bir kıt’a olmuştur. O zaman, kimya bilginlerinin "Müvellidü’l-Humûza = oksijen" dedikleri "su" maddesi kendisindeki hararetle arz’dan buharlaşıyor ve hava boşluğunda tesadüf ettiği soğukluk o’nu su’ya çevirdikten sonra su ağırlığından dolayı yere iniyordu. Bu keyfiyyet tekerrür ede ede nihayet bütün yeryüzü su oldu. Sonra bundan karalar meydana geldi. Nebatlar, hayvanlar ve bütün canlılar sudan zuhur etti. İşte bu birinci diriltmedir ki, ayet-i kerimede yerin gökten ayrılışı bildirildikten sonra herşeyin su ile hayat bulduğunun zikir buyurulması buna işarettir. Sürekli ve devamlı diriltmeye gelince; bu yeryüzünün heryerinde her an doğan canlılarda müşa- hade olunmaktadır. İster birinci diriltmede olsun, ister bütün gün doğup büyüyen canlılarda olsun arz’da her canlının hayatı ancak su iledir. (3)
Hayatın en önemli ve bütün canlıların kendisinden müstağni olamayacağı bir unsuru olduğundan dolayıdır ki, suyu insanların istifadesine arzetmek Hz. Peygamberin mübarek lisanlarıyla "Sa- daka-i cariye" olarak vasıflandırılmıştır.
Netice olarak; bu büyük nimetin kadrini bilmek, nimet elde iken hem meşru bir şekilde istifade etmek, hem de bu ni’metin şükrünü edaya çalışmak esas vazifelerimiz cümlesindendir. Evlerimizde sorumsuzca açılan musluklar hem israf, hem de diğer insanların hakkına tecavüzdür.
Mevzu’muza Mülk Suresinin son ayetiyle nihayet verelim: "De ki bana haber veriniz. Eğer suyunuz (yer- yüzündeki medar-ı hayatınız olan çeşmeler, pınarlar, ırmaklar vs.) yerin dibine gidip çekiliverecek olsa, artık size kim bir akar su getirecektir?" (4)

(1)"Bir Bardak Su" Scribe, Milli Eğt. Bak. Yay. 1945/ ANKARA
(2)Enbiya Suresi, Ayet: 30.
(3)Haşan Basri ÇANTA Y, K. Hakim ve Meali Kerim’den naklen, C.2, S. 584., 1ST. 1962.
(4)Mülk Suresi, Ayet: 30.