Makale

SANAT VE SANATKÂRIN KALKINMADAKİ YERİ

SANAT VE SANATKÂRIN KALKINMADAKİ YERİ

Dr. İbrahim ATEŞ
YOYAV Genel Başkanı

İlim ve sanat, ilerlemenin ilkesi ve yücelmenin yörüngesidir. İlme önem vermeyen ve sanata sarılmayan bir milletin gelişip güçlenmesi mümkün değildir. Parlak ve mutlu yarınlara doğru yücelerek yol almak isteyenlerin, bir kuşun iki kanadı niteliğinde olan ilim ve sanat unsurlarına sahip olmaları mecburidir. Kanatsız ya da kırık kanatlı kuşun uçması imkansız olduğu gibi, ilim ve sanattan mahrum olan insanların da ilerlemeleri imkânsızdır.
Sanat ve sanatkârın çokluğu, bir ülkenin gelişmişliğinin göstergesidir. Yokluğu da yozlaşmasının ve yolda kalmasının işaretidir. Bunun için, her şeyden önce sanatı ve sanatkârı tanımak gerekir.
Sanat: Tabiattaki güç ve güzelliklerle potansiyelleri onaya çıkarıp, belirli işlemlerden geçirerek insanların istifadesine arzedilecek hâle getirme işidir.
Sanat: Herhangi bir maddeyi şekillendirerek veya başkaları ile birleştirerek yeni ve yararlı bir konuma getirme işidir.
Sanat: Düşünceyi maddeye yansıtma, muhtelif materyal, madde ve malzemeyi maharetle işleyip içaçıcı, ilgi çekici, iş yapıcı ve işe yarayıcı biı şekle sokma işidir.
Sanat: Ağaca, taşa, toprağa, yaprağa, bitkiye biçim verip horlanam hoşlanan, atılanı alınan ve iğrenileni istenilen hâle getirme işidir.
Sanatkâr: Tabiatı tetkik edip, Yaradan’ın kudretini ve yaratılışının hikmetini gören basiretli insandır.
Sanatkâr: Çevresine sevgi ile bakan, her şeyde bir güzellik görüp o güzelliği insanların istifadesine sunmak üzere somutlaştıran verimli, üretken ve sevgi yüklü insandır.
Sanatkâr: Kâinat kitabını okuyan, eserlerin büyüklüğünden onları var eden kuvvetin büyüklüğünü gören, dünyadaki her şeyin insanlar için, ama insanların da Yaratan’a kulluk için yaratıldığının idrâk ve iz’anında olan insandır.
Sanatkâr: İçindeki düşünce ve ruhundaki yüceliği eserlerine yansıtan; elindeki kağıt, kumaş, ahşap, taş ve benzeri maddelere yansıtıp insanların istifadesine arzeden yüce ruhlu insandır.
Sanatkâr: Eşyaya ibretle bakan, içindeki incelik ve ruhundaki yüceliği maddelere maharetle aktaran, ince, zarif ve kibar kimsedir. Herşeyde bir güzellik vardır. Sanatkâr; o güzelliği bulup, herkesin görebileceği şekilde bilinmeyeni bilinen ve görünmeyeni görünür hâle getiren kişidir. Dolayısıyla sanatkâr, yüce Yaratan’ın eşyada var ettiği özellik ve güzelliği ortaya çıkaran insandır.
Şair düşüncesini dizelere döker. Yazar gönlünden geçeni satırlara aktarır. Ressam hayal ettiğini tablolarda şekillendirir ve daha niceleri nicelerini meydana getirir. İpliği örenden, kumaşa desen verene, bitkilerden boya derenden, çizimleri şekillendirene, ağaçlardan akıl almaz eserleri meydana getirenlerden, başlan taçlandıranlara kadar, binlerce maddeden yüzbinlerce eser meydana getiren üretken insanlar, yaratığa bakıp yaratanı görmeye çalışan sanatkârlardır. Eser sahibinin bilgisini, becerisini, kabiliyet ve yeteneğini dile getirir. Basiretle bakan, onu yapanın zevkini, şevkini, düşünce ve duygusunu okur.
Türk’ün dehası, buluş gücü, şekillendirme ve de, sen verme kabiliyeti her türlü takdir ve tavsifin fevkindedir. Güzel sanatların hemen her dalında ölmez eserler meydana getiren Türk sanatkârları, alanlarında evrensel üne sahip olmuşlardır. Tarih buna tanık, eserler bu gerçeği dile getirmektedir.
Diğer taraftan Türk kadını, giydiği giysisini örnekten, altında barındığı çadırı ile altına serdiği halısını dokumaya kadar çok ve çeşitli sanat eserleri meydana getirmiştir. Böylece bir taraftan atalarından devraldı el sanatlarını yaşatmış, diğer taraftan da evinin ihtiyaçlarını gidermeye büyük ölçüde katkıda bulunmuştur. Keçisinin kılını, koyununun yününü ve tarlasının pamuğunu en güzel ve en verimli şekilde değerlendirerek üretken ve verimli insan örneğini ortaya koymuştur. Halı, kilim gibi sergilerle, çok ve çeşitli giysilerinde ve rengarenk başörtülerinde beceri ve ustalığını sergilemenin yanında düşünce, duygu ve inançlarını yansıtmayı da ihmal etmemiştir.
Böylece günlük ihtiyaçlarını temin etmenin ya nında örf, âdet ve gelenekleri ile inanç ve düşüncelerini birer kültür mirası olarak, daha sonraki nesillere aktarmanın en emin ve en kalıcı yolunu bulmuşlardır. Sadece kağıtlara yazmakla kalmamışlar, ağaca, taşa, kumaşa, halı ve kilime kadar her şeye yazmış ve yansıtmışlardır. Öyleki, yüzlerce yıl sonra dahi eserler,i onları her yerde andırır, anlatır ve ruhlarına rahmet okutur olmuştur.
Her insanda bir veya birkaç sanata meyil ve icrasına elverişli yetenek vardır. Hatta bazı insanlarda yüzlerce sanatı sergilemeye yetecek yetenek ve istidat olduğu bilinen bir gerçektir. Hazerfen Ahmet Çelebi, bu üstün kabiliyetli insanlardan biridir.
Yalnız, bu yetenekler bazı kişilerde belirgin ve bariz bir şekilde tezahür ederek kendiliğinden ortaya çıkmakta ise de, çoğu kimselerde gizli kalmakta ve ancak ciddî bir arayışla varlığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla her insanın uğraşıp eser meydana getirebileceği bir sanat dalı vardır. Yeter ki insanların yetenekleri tesbit edilip, eğitilme cihetine gidilsin.
Evet, insanların sosyal seviyeleri ne olursa olsun, her birinde bir meziyet, marifet, haslet ve ayrı bir cevher vardır. Yüce Yaratan nimetlerini insanlara değişik şekillerde dağıtmıştır. O meziyeti bulup, uygun bir yönetim ve eğitimle işler ve üretir konuma getirmek önem arzetmektedir. Bunun için sanatkâr olan eğitimcilerin görev ve sorumlulukları büyüktür.
Uygun ortam ve yeterli imkân sağlanması hâlinde, halkımızın sahip olduğu yetenekler daha yoğun ve yaygın bir şekilde gün ışığına çıkarılacak, gizli kalan bu potansiyellerden daha fazla faydalanma yönüne gidilecektir.
Ancak devletin imkânları sınırlıdır. Her ferdi ayrı ayrı ele alıp, kabiliyet ve kapasitesini belirleyerek o yönde ilerlemesine ve gelişmesine imkân ve ortam sağlamaya yeterli değildir. Bunun için gönüllü kuruluşlarla varlıklı vatandaşlara daha çok görev düşmektedir. Devlete destek olmak gerekir. Her şeyi devletten beklemek doğru değildir. Havasını teneffüs ettiğimiz ve nimetlerini paylaştığımız bu vatan hepimizindir. Yurdumuzun yücelmesi, memleketimizin gelişmesi ve milletimizin ilerlemesi için, el ve gönül birliği ile çalışıp sanata ve sanatkâra ilgi ve desteğimizi artırmamız önde gelen görevlerimiz arasındadır.




RÖPORTAJ:

Ebru Ustası Sevim ÖZTÜRK ile Röportaj

Röp: Mustafa BEKTAŞOĞLU

Ebru sanatının menşei nedir?
Ebru sanatının hangi tarihte başladığı kesin olarak bilinmemektedir. Kaynaklara göre önce Türkistan’da görülmüş, daha sonra İran ve Türkiye’ye getirilmiştir.
En eski ebru örnekleri Topkapı Sarayı’ndaki 15. yy’da yapılmış süsleme kağıtlarıdır. Bilinen en eski ebru kağıdı 1554 tarihini taşır.
Kelime anlamı Farsça “ebr” bulut, “ebrî” bulut gibi anlamına gelir. Zaman içinde dildeki ses değişmesiyle ebru haline gelmiştir. Farsçada ebru’nun Ab-ru’dan geldiği, yüzsuyu değil, Fars dili kaidesine göre izafet terkibi manası ile su yüzü anlamına geldiği bilinmektedir. Çağataycada ise “ebre” olarak adlandırılmıştır. Kelime anlamı ise ebre = roba (elbise yüzü, kürk kabı) hare gibi dalgalı ve damarlı (kağıt, kumaş) cüz ve defter kabı yapmak için kullanılan kağıt anlamındadır.
Hangi sahalarda kullanılmaktadır?
Günümüzde yok olmaya yüz tutmuş süsleme sanatlarımızın çeşitli çalışmalarla yeniden hayat bulması memnuniyet vericidir.
Eski devirlerde ebru kitap ciltlerinin iç kısımlarında, hat, yazı, levhalarının kenarlarında bordür olarak kullanılmıştır. Günümüzde ebrular; iç mekan süslemelerinde (tablo, sırlanmış çanak - çömlek, seramik, fayans vb.) tekstil ürünlerinde (Kumaş, kravat, mendil, eşarp, mefruşat v.b) kullanılmaktadır.
Ebruda daha ziyade ne gibi şekiller meydana getirilmektedir?
Eski ustalar dalgalı, süslü şekiller ve çiçekler yaparlar, bu tarzlarından kimin ebrusu olduğu anlaşılırdı. Necmettin Ebrusu (Necmettin Okyay) ve Hatip Ebrusu (Hatip Mehmet Efendi)’nu örnek olarak verebiliriz.
Geleneksel ebru desenlerine gelince:
Battal ebru (ebrunun başlangıcı olan desendir), şal ebru, taraklı ebru, serpmeli ebru, gelgit ebru, çift (akkaseli) ebru, bülbül yuvası, kılçıklı ebru, kumlu ebru, hafif ebru (daha çok hattatlar tarafından kullanılır), İspanyol ebru, zeminsiz ebru, Ha- tib-i Mutenevvia, yazılı ebru başlıca çeşitlerdir.
İslâm’ın sureti ve putları yasaklamış olması bu sanatın doğmasına ya da gelişmesine neden olmuş mudur?
Ebru sanatı Türkmenistan’da doğduğu için İslâm’ın bu sanatın doğmasında bir etkisi olduğu söylenemez. Ancak ebrunun Türkiye ve İran’da gelişmesine etkisi olmuştur. Şöyle ki; dini yasaklar nedeniyle resim ve heykel sanatları kısıtlandığı için devrin sanatçıları benliklerini korumak amacıyla doğaya yönelmiş, çiçek, dal, yaprak, bu lut, hayvan, geometrik ve sembolik motifler, minyatür vb. gibi figürleri hayal gü Teriyle de zenginleştirerek stili- zasyona, bazen de soyıı aşmaya kadar giden, bazı örneklerde de ölçü birimini ortadan kaldırarak pek çok ölümsüz eserler meydana getirmişlerdir.
Türkiye dışında bu sanatla uğraşan milletler var mıdır?
Avrupa’lı pek çok bilim adamı Türk süsleme sanatları ile ilgili olarak çeşitli araştırma ve belgesel eserler yayımlamışlardır.
Diğerleri gibi ebru da kişisel bir zevk ve u^raş gerektirmektedir. İspanyol ebrusuna adını veren bir İspanyol çıraktır. 16. ve 17. yy’da ebru Türk sanatı olarak ithal edilmiş, İngiltere, Hollanda, Almanya ve Fransa’da ebru sanatıyla ilgilenilmiştir. 19. yy’da İngiltere’de çok güzel ebrular yapılmıştır.
Ancak teknik ve malzeme kullanımı açısından Avrupa ile ülkemizde yapılan ebrular arasında farklılıklar bulunmaktadır.
Açmış olduğunuz şahsi ve karma sergilere halkın katılımı nasıldır?
Halkımızın geleneksel Türk süsleme sanatlarıyla ilgili olarak genel bilgisinin yeterli olmaması beni daima üzmüş ve rahatsız etmiştir.
Halkımızın ilgisi genellikle sergiyi gezme noktasından ileri gitmemekte, sanatın gelişimi ve eserlerin meydana gelişi ile ilgili soru sorarak öğrenme çabasına çok az kişi girmektedir.
Halkımızın sanat faaliyetlerine ilgisini yeterli buluyor musunuz?
Maalesef bulamıyorum. İmkan bulabildiğim her an sanat faaliyetlerine katılıyorum. Halkın ilgisi geçen zaman içinde artmasına rağmen, ne yazık ki sanatın özellikle de Türk süsleme sanatının hak ettiği ilgiyi görememesine üzülüyorum.
Halkımızın eğitim seviyesinin yeterli olmayışı ve sanat adı altında sunulan yozlaşmış ürünlerin gerçek sanat önünde bir engel oluşturduğu görüşündeyim. Sosyolojik etkenlerin yanısıra ekonomik zorluklar da olumsuz bir etken oluşturuyor.
Gelecek kuşaklara bu büyük mirası bırakabilmemiz için daha çok çaba gerekir inancındayım. Verdiğiniz değerli bilgiler için teşekkürler...
Ben de teşekkür ederim.

Sevim ÖZTÜRK Kimdir ?
Aslen Avanos’tu olan Sevim Oztürk, 1954 yılında Afyon’da doğmuştur. İşletme Fakültesi mezunudur.
1970 yılından beri şiir ve Türk süsleme sanatlarıyla iç içe yaşamaktadır. Türk süsleme sanatlarıyla ilgili olarak ilk kişisel sergisini 1994 yılında sanatseverlere sunmuştur.
Eserlerini yurtiçi ve yurtdışı fuarlarında sergilemiş ve sergilemeye devam etmektedir.
Yayımlanan iki şiir kitabı vardır.
“Harem’de bir yer adı: Angel (1996)”
“Tadımlıklar (1998)”
Çeşitli dergilerde şiir ve makaleleri yayınlanmaktadır. Halen Ankara ’da yaşamakta olup şiir ve Türk süsleme sanatları çalışmalarına devam etmektedir.