Makale

Sevgi Ve Hoşgörü

Sevgi ve Hoşgörü

Mustafa TURAN
Tarih Öğretmeni

Çevremize baktığımız zaman, insanın yaratılışında hep iyi ile güzelin nüvelerinin mevcut olduğunu, her şeyin üzerine yaratıldığını düşünüp, sevgi konuştuğunu görür, bu alemin adeta büyük bir sevgi senfonizması olduğunu müşahede ederiz.
Suların şırıltısı, rüzgarın uğultusu, böceklerin, kuşların şarkıları ile bülbülün nağmeleri, öyle bir ritm içinde akar ki; hepsinden sevgi esintileri işitiriz.
Sevgi; ruh ve gönül hayatımıza öyle bir hakimiyet sağlamalıdır ki, öğretmenin dersinde, askerin tekmilinde, doktorun dermanında, hakimin fermanında, beşik sallayan annenin ninnisinde, çobanın kaval sesinde, şairin güftesinde ve sanatçının bestesinde hep sevgi terennüm edilsin.
Türkçemizde sevgi felsefesini, derin duygu ve geniş manalar halinde söyleyip yaşamış pek çok insan mevcuttur. Bu örnek insanların gönül ve dillerinden estirdikleri sevgi kokularıyla içdünyamız doldurulmalıdır. Mevlâna bir sözünde: "Aslolan sevmektir. İnsanın mayasındaki bu duyguyu arıtmalı, ayıklamalıdır..." der. Başka bir sözünde de: "Yetmişiki millet sırrını bizden işitir..." demekle herkesle dost olduğunu ilan ederek, barış içinde bir sevgi dünyası düşünür. Dostluk ve barışın temeli; insanların menfaat gözetmeden, karşılıklı birbirini sevmesiyle kurulur. Kötü duygulardan arınmanın ve iyi insan olmanın yolu da sevgiden geçmektedir. Herşeye sevgi ve hoşgörü ile bakan Yunus Emre de bir beytinde:
"Ben gelmedim davi için, benim işim sevi için.
Dostun evi gönüllerdir. Gönüller yapmaya geldim." diyerek, dünyaya kavga ve iddia amacıyla gelmeyip, sevgi ve hoşgörüyle barış yapmak için geldigini ifade eder ve dostluk üzerine kurulmuş bir sevgi dünyası özlemini çeker.
Türk-lslâm kültürünün etkisiyle, sevgi, müsamaha ve adalet gibi değerler, halk içinde öylesine zirvelere erişip meyve vermiştir ki; tesiri asırlarca görülmüştür. Türk milletinin bağrından çıkardığı manevi gönül sultanları, insanın düşünme ve duygulanma melekelerini topyekün harekete geçirmişlerdir. Bu sayededir ki, insanlarımızın hiç bir fark gözetmeksizin, birbirlerini sevip sayma ilkesi; tüm insanlığı kapsayacak şekilde bir atmosfer meydana getirme yolunda gelişmiştir.
Avrupa insanının, "Hümanizm" adı altında asırlarca düşünüp bugün dahi bir türlü gerçekleştiremediği İnsanî değerler idealini, Türk insanı tarih boyunca düşünmüş, yaşamış ve gerçekleştirmiştir. Kültür ve medeniyetimizin ulaştığı her yerde, inançlara saygı, insan sevgisi, adalet ve hoşgörü gibi kavramlar, en yüksek derecede tezahür etmiştir. Fethettiğimiz yerlerde bıraktığımız tarihi izler, düşüncelerimizin hem şahidi hem de tercümanıdır.
Sevgili Peygamberimize Mekkeli müşrikler her türlü eza ve cefayı reva gördükleri halde, O Mekke’yi fethedince, halka hoşgörünün ve affın en güzel numunesini göstermiştir. Hz. Ömer Kudüs’ü, Fatih Sultan Mehmet de İstanbul’u fethedince, Allah Rasulünün bu örnek davranışını sergileyerek derin bir hoşgörüyle halkı dillerinde, dinlerinde ve mülklerinde serbest bırakmışlardır.
Acaba böylesi bir müsamaha, af ve hoşgörü İslam’dan başka hangi sistemde mevcuttur? Tarihin hangi devresinde ve dünyanın neresinde görülmüştür.
Bu arada şu hususu da belirtelim: Türk milleti, asırlarca hüküm sürdüğü topraklarda yaşayan milletlere, İnsanî açıdan yaklaşarak her sahada tam bir hoşgörü ve serbestlik sağlamasına ragmen, dün olduğu gibi bugün de, milletlerarası platformlarda dünyanın kin ve husumetine maruz kalmaktadır. Yüzyıllar boyunca gerek milletimize, gerekse millî değerlerimize karşı kin ve nefret tohumları ekilmesi sonucu; her fırsatta, herkesten ve her şeyden ihanet görebileceğimiz gerçeği gözlerden uzak tutulmamalıdır.
Siyasî, askerî ve ideolojik bakımdan, bütün dünya oluşumlarının değişmeye başladığı şu sıralarda, her zamankinden daha çok, millî birlik ve bütünlük içinde olmaya, birbirimizi sevgi, saygı ve hoşgörü ile kucaklamaya ihtiyaç bulunmaktadır. Engin tarihi tecrübe ve kültürümüzdeki İnsanî değerleri iç benliğimizde asırlarca bayraklaştırıp, başımızda taşıdıktan sonra, bütün bu hasletlerimizi, kumara verircesine saçıp savurmayı ve özünden kopmayı, akl-ı selim sahibi hiç bir kimse düşünebilir mi?
Dini, dili, rengi ve düşüncesi ne olursa olsun, insan; sırf insan olduğu için sevilmelidir. Kendimiz gibi düşünmese dahi, karşımızdaki insana hoşgörüyle bakıp saygı duyulmalıdır.
Fazilet bahçesinde, İnsanî değerlerle olgunlaşan sevgi güllerini, İtina ile derleyip, susamış gönüllere dostluk pınarlarından kana kana sunduğumuz gün, top- yekün insanlığın bayramı olacaktır.
Ahlâk duygusunun çiçekler gibi açtığı, hoşgörünün bayraklaştığı, adaletin tuğlaştığı, sevgi güftesinin bestelenip şarkılaştığı ve yediden yetmişe bütün insanların dostluk içinde kucaklaştığı ortamı hazırladığımız gün, hepimizin bayramı olacaktır.
Böylece; hem özlediğimiz sevgi dünyası kurulacak, hem de bütün İnsanlık huzur bulacaktır.
Ne mutlu yalan, haset, öfke, kin, nefret ve kavga gibi duyguları lügatından silip, kötü düşünceleri aşabilenlere.
Ne mutlu ahlâk, fazilet, iyilik ve güzellik iklimlerine ulaşabilenlere.
Ne mutlu saygı, hoşgörü ve adalet gibi İnsanî değerlerle dolup taşabilenlere.
Ve ne mutlu ki, sevgiyi bayraklaştırıp gönüller ithi için koşabilenlere.