Makale

Kültürümüzün Kimliği ve popüler kültür

Sadık Yalsızuçanlar

Kültürümüzün
Kimliği ve
Popüler kültür

Gelenek kamil insanın macerasının özetidir bir bakıma. İnsanlık tarihi, irfanın, hikmetin tarihidir bu yönüyle. Bizim kimliğimiz de ordadır. Oraya rücu etmeksizin kimliğimizi doğru tarif etmemiz imkansızdır.

Biz:
’Biz’ derken neyi kastediyoruz?
Popülerlik vs... Bütün bu kelimeler, ’biz’e ait olmayan, başka bir dünyanın kendi meselelerini açıklamak için ürettiği kavramlardır.
Hayli zamandır bu sözlüğü biz de kullanıyor ve bu ödünç kelimelerle kendi sorunlarımızı anlamaya çalışıyoruz. Bu çabalarımız sürerken, bu ödünç kelimeler, bizim de zihin dünyamızda belirli anlamlar kazanıyor ve bir ortaklık alanı içerisinde dolaşmaya başlıyor. Yani ’kimlik’ ve ’kültür’ derken, neyin ’popüler’ veya ’popülist’ olduğunu konuşurken, az çok müşterek bir anlam dünyasına girmiş oluyoruz.
Fakat, ’biz’ derken neyi işaret ettiğimize ilişkin müşterek bir açıklamamız yok.
Bence ’biz’, ’kâmil insan’ın niteliklerine gözünü dikmişleriz.
İnsan-ı kâmil yolunda yollara düşmek... Kâinatın nurundan yaratıldığı Efendimiz’in peşinde kendisinden geldiğimiz Rabb’la birlikte olmak ve sonunda O’na dönmek. Hani Hz. Mevlâna, henüz sekiz dokuz yaşlarındayken, Sultanu’l-Ulema’yla birlikte Belh’ten göç ederken bir hankahta konaklayınca, dervişlerden biri sorar; ’nereden gelir nereye gidersiniz?’ Herkes Belh’ten gelip, filan beldeye gidiyoruz, der. Mevlâna’ya söz gelince, ’O’ndan geldik, O’nunlayız, O’na gidiyoruz’ diye konuşur.
İşte ’Biz’, O konuşturunca konuşanlardan olmak, O’nun daimi huzurunu dilemek üzre hazırlanan inanmışlar topluluğuyuz.
Bu topluluk, Hz. Adem’den kıyamete değin, kendisine hikmet ve irfan sunulanların yolundadır.
Bizim kimliğimiz, bu irfanla yoğrulmuştur. Bilge Tonyukuk’un kitabeleriyle, Tao metinlerindeki irfanla, Hz. Idris’in Hermetik bilgeliğiyle, Hz. İbrahim’e inen suhufla, O’nun haliliye ve hıllet mesleğiyle, Furkan’la, Nehcu’l-Belâğa ile, Ca- fer-i Sadık’la, İmam-ı Rabbani’yle, Hz. Mevlâna’yla, Aziz Mahmud Hüdayi, Hz. Yunus’la, Gavs-ı Azam’ın Fethü’r-Rab- bani’siyle, Fuzuli’nin Su Kasidesi’yle, Divan-ı Kebir’le, Sultan Bayezid’le, istiklâl Marşı’nda çınlayan ezanla karılmıştır.
Bu, insanlığa bağışlanan hikmet ırmağıdır.
Biz, bu nehrin yatağından geliyoruz.
Tanzimattan beri her ne kadar bu gelenekle bağlarımız gevşemiş, kopma noktasına gelmişse de, gözümüz, gönlümüz hala ordadır.
Kalbimiz onun için çarpmaktadır.
Gelenek, kâmil insanın macerasının özetidir bir bakıma. İnsanlık tarihi, irfanın, hikmetin tarihidir bu yönüyle. Bizim kimliğimiz de ordadır. Oraya rücu etmeksizin kimliğimizi doğru tarif etmemiz imkânsızdır. Bugün, başımızda belâlar, kara dumanlar dolaşıyor. Göğümüze sis çökmüş, gözlerimizin feri çekilmiş. Heidegger’in dediği gibi, ’dünyanın nuru çekilmiştir. Lâkin anında da karanlık artar.
Kâmil insan, kendisini nefsin, şehvetin ve zulmün kollarından kurtararak, tümüyle Rabbine teslim etmiş kimsedir.
Popülerlik, popülizm, bizim manevi gelenekle bağlarımızın gevşediği, bilimin teknoloji üretmede kullanıldığı, burjuva değerlerinin bir uygarlık olarak gerçekleştiği bir dünyada bizi karşılayan olgular. insanlık, yüzyılın başlarında ilkin sarardı. Bu, inançsızlığın rengiydi. Ardından kırmızı geldi. Bu, kapitalizmin rengi oldu. Bu renk, haram helâl demeden, emeği sömürerek semiren insanların yanaklarındaki renkti. Bu utançtı. Şimdi daha kara bir süreçteyiz. Bu ise, ahlâkî bir çöküşün, şehvetin taçlandırıldığı bir sürecin rengi. Burada insanlık, kendi doğasına ihanetin doruğuna taşınmış görünüyor.
Kâmil insan, kendisini nefsin, şehvetin ve zulmün kollarından kurtararak, tümüyle Rabbine teslim etmiş kimsedir.
İnsanlık, kendisini tümüyle karartacak bu cinnetin kollarından kurtaracaktır. Sabah açılacak, o koyu karanlık yerini ışıl ışıl bir gündüşüne terk edecektir.
Popüler olanın nitelikli, nitelikli olanın popüler olamadığı bir zamandayız. Bu bir süreç.
Bu kader dönmeye başlamıştır. Mazimiz ile aramızdaki uzaklık o denli derinleşti ki, düştüğümüz yerden kalkacağımızın da işaretidir bu.
Müzik, edebiyat, sinema, bilim, düşünce, zenaatkârlık,
Özetle her alanda kitlesel kültürün tuhaf örnekleriyle doluyuz.
Bu bir piyasa dolaşımı. Buraya giren her şey içeriksizleşi- yor ve doğası dönüşmeye başlıyor. Zira popüler olan, ’piya- sa’nın isterleri doğrultusunda dönüşmek zorunda. O dolaşıma hakiki olan zaten girmiyor. O halde, hakiki olanın o kesik devrelere girmeksizin, kendi mecrasında, genişlemesi ve yaygınlaşmasının bir yolu olmalıdır ki, bugün pek çok hamiyet ehli, bunun çabasındadır. Bu çabalardır ki, bizi, düştüğümüz yerden kaldıracak ve yeniden asli hüviyetimize kavuşturacaktır.
Bizim kimliğimiz semavi gelenektedir.