Makale

Somali'de İslamiyet

Somali’de İslamiyet


Muhammed Tandoğan

Afrika’nın İslamiyet’le ilk teması, Hz. Muhammed’in 615 yılında aralarında kızı Rukiye ile damadı Osman b. Affan’ın da bulunduğu Müslümanlardan bir kafileyi Cafer b. Ebi Talip idaresinde Habeşistan’a hicret ettirmesiyle başladı. 616 yılındaki İkinci Habeşistan hicretinin ardından Hz. Ömer devrinde Amr b. Âs tarafından Mısır’ın fethedilmesiyle de (640) kıta toprakları İslamiyet’e kapılarını açmıştı. Mısır’ın fethinden sonra Hz. Osman devrinde (644-656) Kuzey Afrika’nın fethedilmesi ve bölgeye yapılan yeni seferler neticesinde Berberiler İslam’a girmeye başladılar.

Müslümanlar Mısır’ın fethiyle Nil nehri istikametinde güneye, Kuzey Afrika’dan da Atlas Okyanusu sahillerine ve kısmen de olsa Sahra’yı geçip orta kesimlerdeki putperest toplumları İslamlaştırdılar.

XI. asırdan itibaren Kızıldeniz’den Atlas Okyanu-su’na kadar uzanan bölgede başlayan İslamlaşma hareketi Çad gölü havzasında XV-XVI. asırlarda tamamlandı. Bu iki asır Biladüssudan topraklarında İslam’ın nüfuz bakımından en etkili olduğu dönemdir.

Müslüman coğrafyacılarının kısaca Biladüssudan adını verdikleri Büyük Sahra Çölü’nün güneyindeki İslamlaşmada doğudan batıya geçen eski ticaret yollarını takip eden Müslüman tebliğciler kadar tüccarlar da büyük pay sahibiydi.

Günümüzde Afrika Boynuzu denilen ve Somali dâhil çevresindeki ülkelerde İslamiyet’in yayılışı, kıtanın Arap Yarımadası Kızıldeniz ve Hint Okyanusu sahilleri boyunca mevcut olan ticari münasebetler ve bu bölgelere yapılan göçlerle denizden; Mısır’ın fethinin ardından Nil vadisi boyunca girişilen fetih hareketleri, ticari münasebetler ve yeni göçlerle de karadan gerçekleşti.

Somali’ye İslamiyetin gelişi ve yayılması
Bazı eski kaynaklar, Somali halkının köklerini Akîl b. Ebi Talib’in oğlu İsmail’e kadar götürerek buranın geçmişini İslam tarihiyle doğrudan ilişkilendirmek isterler. İslam öncesi dönemde Aden körfezi yoluyla Somali sahil şehirleriyle Arapların ticari ilişkiler kurdukları aşikârdır. Kısacası Arapların Doğu Afrika ile ticari münasebetleri İslam’ın doğuşundan çok önceki tarihlere kadar uzanmaktadır.

Arap kabilelerinin M. S. VIII. yüzyıldan itibaren Benadir sahillerine (Somali sahillerinin geneline verilen isim) yerleşmeleriyle birlikte İslam bölgede yayılmaya başladı. Bu ilk teşebbüs daha ziyade Aden körfezi kıyısındaki Zeyla ile bugünkü başkent Mogadişu iskelelerinden içerilere doğru ilerleyerek devam etti. Sünni Araplar, Yemenli Zeydiler, İranlı Şiiler ve yerli Somali ahalisi birbirine karışarak yeni bir İslam toplumu meydana getirdiler. Araplarla İranlı Karmatiler tarafından kurulan Mogadişu bugünkü Somali’nin merkezi ve güneyin İslamlaşmasında Zeyla ve içerideki Harar’dan sonra en etkili şehir konumundaydı. Ticari dolaşım ağı sahildeki şehirler ile içeri girdikçe yeni kollara ayrılan yollarla Habeşistan’ın içlerine kadar uzanıyordu. Müslümanlara Somalililerin yakınlık göstermeleri Habeşistan’daki Hristiyanlara karşı bunu bir vasıta ve güç kabul etmeleriyle başladı. Ancak sadece bu duygu onları tam manasıyla İslamlaştırmaya yetmeyip asıl dönüşümü tarikatların kendi bünyelerindeki eğitim merkezlerinde gerçekleştirdiler.

İslam, Berberiler ve Emeviler öncülüğünde Kuzey Afrika’ya yayılırken, Hint Okyanusu sahillerine de Arap tüccarları aracılığıyla ulaşıyordu. Bu Araplar yıllardır sahil Afrika’sına ticaret amaçlı seyahatler yapmakta, Hint ticaret yolu üzerinde sürekli yelken açmaktaydılar. Bu sayede Doğu Afrika kıyılarında ve adalarda daimi kervanlar oluşturmuşlardı. IX. ve X. yüzyıllara rastlayan dönemlerde, özellikle de Zengibar adasını daimi bir merkez ve ticaret noktası olarak kullanmışlardı.

Benadir sahillerine yerleşen ve X. yüzyılda Makdişu’yu kuran Müslüman tüccarların önemli geçim kaynaklarından olan altın ticareti, bugünkü Tanzanya sınırları içinde kalan Kilve Sultanlığı’nın eline geçince Makdişu halkı ve diğer Arap kabileleri hayvancılık, fildişi, köle ve amber ticaretiyle uğraşmaya başladılar. Fakat bölge XI. yüzyıldan itibaren Hristiyan Habeşlilerin saldırılarına maruz kalınca bölgedeki ticaret sekteye uğradı. Bu zorlu zamanda, birbirlerine sağlam bağlarla birleşmiş bulunan sahil şehirlerinde tüccar cemaatler şeklinde teşkilatlanmış grupların lideri Ebu Bekir b. Fahreddin, Makdişu’da bir sultanlık kurmaya muvaffak oldu ve bu şehir civar bölgelere İslâm’ın ulaşmasında kilit noktalardan birine dönüştü.

İslam dininin Hint Okyanusu’nun Afrika kıyılarında en geniş yayılımı XIV. yüzyılda gerçekleşmişti. İbn-i Battuta 1332’de Mağrip’teki Fas topraklarından gelip Doğu Afrika sahillerini ziyaret ettiğinde, tuttuğu notlar arasına, “İslami hayat bu bölgede öylesine yerleşmiş ki kendimi evimde hissettim” diye yazması da bu durumu ortaya koymaktadır. Gerçekten de o dönemde sahil halkı çoğunlukla Müslümandı ve Arapça edebiyat ve ticaret dili olarak kullanılmaktaydı. Müslümanlar ticareti kontrolleri altına almışlar ve Doğu Afrika sahillerindeki otoritelerini sağlamlaştırmışlardı. Ayrıca ticaret yolları üzerinde bulunan şehirlerde Müslüman tüccarların etkisi ile İslamiyet’i seçenler genellikle toplumun ileri gelen eşrafı, zenginleri ve yöneticileriydi. Bu da bölgede İslam’ın hızla yayılmasına ortam hazırlayan sebeplerin başında geliyordu.

Afrika Boynuzundaki Müslümanlar, Hristiyan Habeşlilerle uzun müddet mücadele etmişlerdi. Bu mücadelede bugünkü Cibuti, Somali ve Etiyopya topraklarında hüküm sürmüş ve Müslümanlarla Habeş Hristiyanları arasındaki savaşlarda önemli rol oynamış olan Müslüman Adel Sultanlığı öne çıktı. Tarihte bu devletten ilk defa Habeş kralı Amda Şeyon’un 1332 yılında Müslümanlarla yaptığı muharebelerde bahsedildi. Sonraki çağlarda Habeş imparatorları ile Adel hükümdarları arasındaki münasebetler bazen dostça, bazen düşmanca devam etti. Merkezi Harar olan Adel Sultanlığı İmam Ahmed İbrahim el-Gazi (Ahmed Gran) (ö. 1506-1543)’nin idaresi sırasında Hristiyan Habeşlilere karşı cihada başlamıştı. Bu sultanlık, XVI. yüzyıl ortalarında gücünün zirvesine ulaştığında Habeşistan’a yapılan saldırıların merkezi konumuna geldi. Merkezini Somali’nin iç bölgelerindeki Harar’a çeken Ahmed Gran, Somali ve Afer halkından oluşturduğu ordusunu Türk Memlükleriyle güçlendirerek 1529’dan 1542’ye kadar Hristiyan Habeş krallığı ile savaştı. Osmanlılar bilhassa silah ve mühimmat gücüyle takviyede bulundu. Ancak Portekizlilerin kıyıdan hücumları sonucu Etiyopya’daki Somali hâkimiyeti kırılmış ve 1543 yılında Hristiyan Habeşliler, aynı devlet tarafından aldıkları destekle Adel Sultanlığı’nın tarih sahnesinden silinmesine sebep olmuşlardı. Bu sultanlığın yıkılmasından sonra Müslümanlar, Somali kıyılarında Makdişu ve Zeyla’da varlıklarını sürdürmeye gayret etmişlerdi. Özellikle Osmanlılar bu dönemde buraya gelerek Portekiz işgaline karşı Müslümanlarla işbirliği yapmışlardı. Farklı dönemlerde ortaya çıkan Müslüman sultanlıklar, Habeşistan Hristiyan Krallığı’na zaman zaman vergi ödemek zorunda kalmalarına rağmen bulundukları bölgelerde hâkimiyetlerini sürdürerek İslamiyet’i yaymaya devam ettiler.

Osmanlılar, XVI. yüzyılın ilk yarısından sonra bölgedeki siyasi dengelerin en etkili unsuru oldu. Bugün Somaliland sınırları içindeki Zeyla 1559 yılında Osmanlı topraklarına katıldı ve burası Habeş eyaletinin sancak merkezlerinden biri hâline getirildi. Burası XVII. yüzyılda Yemen sahilindeki Muha’ya bağlanırken aynı yüzyılın sonlarından itibaren de Makdişu, Uman Sultanlığı’ndan gelen tüccarların idaresine girdi. 1828 yılında Maskat (Uman) Devleti’nin Uman ve Zengibar adlarıyla müstakil sultanlıklar olarak ikiye bölünmesinden sonra Berâve, Mârkâ ve Makdişu, Zengibar adasında hüküm süren Bûsaîd hanedanın hakimiyetine girdi. Somali’nin kuzey ve orta sahil kesimleri Zengibar Sultanlığı’na bağlı iken iç bölgelerde Geledi kabilesi nüfuzunu devam ettiriyordu. Somali’nin kuzeyinde hüküm süren Mâcerteyn Sultanlığı ise bağımsızlığını ilan etti.

Somali halkının oldukça stratejik bir konuma sahip bölgeleri XIX. yüzyılın ikinci yarısında İngiltere, Fransa, İtalya ve Habeş Krallığı’nın ilgisini çekti. Bu dönemde Osmanlılar Somali’nin bu işgalci güçler tarafından sömürge hâline dönüştürülmemesi için bütün imkânlarını seferber ettiler. 1889’da Somali’de İmam Muhammed b. Abdullah Hasan (ö. 1920) liderliğinde sömürgeciliğe karşı amansız bir mücadele başladı. İşte tam bu noktada bölgedeki tarikatlar ön plana çıkıyordu. İdrisiyye-Salihiyye tarikatına mensup olan İmam Muhammed, yirmi yıl boyunca İngiltere, İtalya ve Habeşistan’a kök söktürdü. Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlılar tarafından desteklenen İmam Muhammed, İtalyanlar ve Habeşliler karşısında da başarı elde etti.

Somalili direnişçi Muhammed b. Abdullah Hasan 1895’te Mekke’de Salihiyye tarikatına intisap ederek Somali’ye döndükten sonra bu tarikatı yaymaya gayret gösterdi ve kısa zamanda Somali’nin İngiliz sömürüsü olan kısmında büyük bir taraftar kitlesine ulaştı. Başlangıçta sömürgecilerle iyi geçinme yolunu tutmakla beraber 1899’dan itibaren tutumunu değiştirerek İngilizlere sırtını döndü. Aynı yıl içerisinde Mehdiliğini ilan ederek sömürgecilere karşı “cihat” başlattı. İngilizlerle İtalyanlar kendi menfaatleri noktasında anlaştıkları için 1900-1904 yılları arasında bu direniş hareketini bölgeden kazımak için harekete geçtiler. Bu saldırılara karşı bölgedeki kabilelerden müteşekkil ortak bir direniş gücü oluşturmak istediyse de başarılı olamadı. Üstüne üstlük, Muhammed b. Abdullah’ın tarikatın kurallarına muhalif tavırlar sergilemesi tarikatın lideri ve kurucusu Seyyid Muhammed es-Salihi tarafından hoş karşılanmayınca tarikat halkasından çıkarıldı. 1920’de İngilizlerin nihai saldırısı sonucunda onun vefatıyla, başlattığı mücadele ateşi söndü.

Somali topraklarının Arabistan’a yakınlığı, bu bölgeyi İslam’ın ilk tebliğ faaliyetleri alanı hâline getirmişti. Diğer taraftan Afrika kıtasının ve bilhassa Somali’nin manevi mimarları şüphesiz tarikatlardı. Tarikatların Doğu Afrika’da yayılma alanı bulmasında bazı özel sebepler vardı. Emeviler devrinden başlamak üzere kabile, aile ve dinî cemaatler arasında görülen mücadele ve çatışmalar sonucu zaman zaman bazı gruplar, hükümdarların ve rakiplerinin tahakkümünden kurtulmak için daha uzak buldukları Doğu Afrika sahillerine ve özellikle Habeşistan’a toplu halde hicret ediyorlardı. Aynı durum Abbasiler devri için de geçerliydi.

Bu toprakların güney sahillerine erken tarihlerde yerleşen Müslüman muhacirler, İslamiyet’in sahil boyunca hızla yayılmasını sağladılar. İç bölgelerin İslamlaşması ise daha çok bölgedeki mevcut tarikatlar sayesinde gerçekleşiyordu. Ayrıca Müslüman tüccar ve muhacirlerin yerli kadınlarla evlenmeleri sonucu doğan yeni nesillerin kaynaştırıcı etkinliği son derece net ve açıktı.

Somalililerin VIII. yüzyılda başlayan İslamlaşma süreci XVI. yüzyılda hemen hemen tamamlandı. Çünkü XIV. yüzyıldan başlayarak kurulan Zeyla, Adel ve Harar gibi Müslüman sultanlıklar Somali’de İslamiyet’in kabul görmesinde çok büyük pay sahibiydi.

Doğu Afrika’ya tarikatların girişi, özellikle yakın münasebetleri bulunan Yemen ve Hadramevtli tüccar ve muhacirler vasıtasıyla oldu. Bu tarikatlardan öne çıkanlar Kadiriyye, Ahmediyye, Salihiyye ve Rıfaiyye’dir. Bunların içerisinde en dikkat çekeni ise bölgede yaklaşık dört beş asırdır mensuplarına rastlanan Kadiriyye olup bu tarikatın en önemli merkezi bugün Etiyopya sınırları içerisinde kalan Harar şehridir.

Somali’de Etiyopya’da olduğu gibi evliya türbeleri ziyareti, mevlit kandili esnasındaki dinî bayramların kutlanması ve ilahiler söylenmesi gibi farklı tarikat faaliyetleri halk nezdinde büyük itibar görmekteydi.

Bugün Doğu Afrika ülkelerinden Somali, Cibuti ve Komor adalarında nüfusun tamamının Müslüman olması, İslam toplumunun farklı zümrelerinden insanların, zamanında gösterdikleri üstün gayretlerin meyvesiydi. Ayrıca Hint sahilleri boyunca yer yer bazı farklı mezheplere ait görüşler yaşatılsa da, Doğu Afrika ülkelerinin büyük çoğunluğu Sünnî’dir ve Şafiî mezhebine mensuptur.

Doğu Afrika’da İslamiyet’in yayılışı temelde barışçı yollarla sağlanmıştı. Kızıldeniz ve Hint Okyanusu sahilleri boyunca çok eskilere dayanan ve İslami dönemle birlikte gittikçe gelişen ticari münasebetlerle çeşitli zamanlarda meydana gelen göçler Doğu Afrika’nın İslamlaşmasında başat faktörlerdi. Zaten seyyahlar ve bölgeyi gezen kâşiflerin bizlere ulaştırdıkları bilgiler, İslamiyet’in Doğu Afrika’daki Somali başta olmak üzere Afrika’nın genelinde zorlayıcı tedbirlerle değil aksine tamamen barışçıl yollarla yayıldığını ayan beyan göstermektedir.