Makale

Siyah Afrika ve kara vicdanlılar

Siyah Afrika ve kara vicdanlılar


Prof. Dr. İlhami Güler
Siyah Afrika’nın kara kaderinin kökeni

Verimli Nil deltasını dışarıda tutarsak, sahil şeridinin hemen arkasının, Afrika’nın kuzeyinin nispeten çöl olması, daha yağmurlu ve yeşil olan güneyine girmeyi engelleyen doğal bir bariyerdir. Etrafının bütünüyle okyanuslarla, kuzeyden ise Akdeniz ile çevrilmesi, bu büyük kıtayı eski dünyadan veya dünyanın gerisinden hayli izole etmiştir. Çölün bittiği yerden itibaren başlayan platolarda, ormanlarda yaşam kabileler hâlinde toplayıcılık ve avcılık olarak uzun süre güçlük çekmeden devam ettirilebilmiştir. Bu coğrafya ve iklim koşulları, Afrika insanını Kuzey Avrupalılar gibi hayatı kolaylaştırmak için teknoloji arayışına itmemiştir. Afrika’da yaşayan insanların yaşam koşullarının kolaylığı yüzünden toplanarak toplum oluşturma ihtiyacı duyma yerine, dağınık kabileler halinde yaşamaları, onların dinlerinin de, dillerinin de gelişip büyümesini engelleyerek daha ilkel kalmalarına zemin hazırlamış olabilir.

Kültürün dinsel katında Doğu Akdeniz’in peygamberlik geleneğinde veya Çin-Hint hattındaki gibi yarı felsefi, yarı dinî kutsal geleneklerin ortaya çıkamaması; Akdeniz havzasında ortaya çıkan kadim felsefelerin daha sonraları kıta Avrupasında yaşayan beyaz kavimlerin elinde bilim, teknoloji ve giderek de ekonomiye dönüşmesi ile, Afrika’nın siyah derili insanına otomatik olarak –Webster sözlüğünde- kabalık, karanlık, kirlilik-pislik, ilkellik ve kötülük sıfatları yapıştırıldı.

Kıtanın kuzeyinin 8. yüzyıldan itibaren Arap-Müslümanlar tarafından feth edilmesi ile kültürel, etnik ve dilsel olarak Araplaştırıldığı-Müslümanlaştırıldığı bilinmektedir. Bu dönüşüm, buralarda yaşayan insanların Afrika içlerine ve güneyine oranla daha medenileştirilmesini, görece daha müreffeh hâle gelmesini sağlamıştır. Kuzey Afrika halkları, bu dönüşümden –çölün güneyine nispetle- yarar görmüş, zarar görmemiştir. 18. yüzyıldan itibaren Osmanlının zayıflamasına paralel olarak, Afrika’nın içleri bir taraftan kilisenin ve misyonerlerin boy hedefi hâline geldiği gibi; aynı zamanda Avrupa’daki endüstri/sanayi devrimi ile birlikte de kıtanın bütününün hem hammadde kaynaklarının, hem de insan potansiyelinin (kölelik) Avrupa’nın sömürü ufkuna girdiği bilinmektedir. Afrikalı bir köylünün söylediği o meşhur söz, kilise ile emperyalizm arasındaki ilişkiyi açıkça ortaya koyar: “Papazlar buraya geldiğinde onların elinde İncil, bizim de tarlalarımız vardı; onlar giderken bizim elimizde İncil, onların da tarlaları vardı.” Bundan dolayı, J.H.Cone, Robert Deotis, Cohen Seng Song… gibi temsilcileri olan “Black Teoloji” (Edward Antonio, Siyahi Teoloji. Kurtuluş Teolojisi.ed: Christopher Rowland. Çev: Fatih Karakaya, Seviç Altınçekiç. İst. 2011. içinde. 81 vd.) akımının yapması gereken şey, kendi sömürgecilerinin dini olan Hristiyanlık ile Afrika’nın kara talihini mazur göstermek değil; Afrika’nın köklü-evrensel bir dine ve kültüre geç kalışının, kendini koruma mekanizmalarını geliştiremeyişinin genolojisini dürüstçe yapmaktır.

Kültürel hayatın zayıf oluşu ile birlikte dillerin ve dinlerin –İslam ve Hristiyan bölgeler hariç- kabile çerçevesinde kalışı, 19 ve 20. yüzyıllardaki milliyetçilik ve ulus-devletin yükselişi dönemlerinde güçlü siyasal gövdelerin/devletlerin ortaya çıkmasını engellemiştir. Bugünkü Afrika’daki “devlet”lerin sınırlarının kolonyalistlerin irade ve çıkarlarının ötesinde herhangi bir kültürel-sosyolojik anlamının olmadığı bilinmektedir. Afrika’nın güney ucunun İngilizler tarafından fiili işgali ve uzun yılllar süren ırkçı politikaları ile birlikte, kıtanın Avrupa ve Amerika tarafından fiili sömürüsü günümüze kadar devam etmiştir. Son yıllarda Çin’in kıtaya bariz emperyalist olmayan ekonomik, Türkiye’nin ise kültürel-ekonomik ilgisi gözlemlenmektedir.
Afrika Boynuzundaki kıtlık/kuraklık ve insanlığın/Müslümanların boynunun borcu

Bu bölgedeki uzun süren kuraklıktan kaynaklanan kıtlık ve açlık, bölgede bir taraftan iç savaş, diğer taraftan da ABD’nin yerel güçler ile savaşması nedeni ile iyice ağırlaşmış ve giderek bir drama ve trajediye dönüşmekte. ABD ve AB, pazar tek-tanrıcılığın dini olan ekonominin hışmına uğrayıp “kriz” içinde oldukları için, o bölgede yaşanan dramı, trajediyi, insanlık felaketini pek fark etmiyorlar. Afrika’nın kuzeyindeki Araplaşmış Müslüman devletler ise “devrim” fırtınasına tutuldukları için dönüp bakamıyorlar. Kızıl Deniz’in hemen ötesindeki Petro-dolar Arap milyarderlerine gelince, kazanmadıkları, alın teri dökmedikleri, Allah’ın altlarına koyduğu petrol gelirinin değil zekâtını, binde birini verseler (ihtiyaç duyulan toplam paranın 40 milyar dolar olduğu söyleniyor), sorun kökten çözülür. Körfezdekiler ise “Kule/Burç” dikme ve jaguar koleksiyonu yapma sevdası içinde oyalanıyorlar. Bu bölgede krizden, kıtlıktan ve devrim fırtınasından şimdilik azade yaşayanların nasıl bir bela (denenme) ile deneneceklerini merak ediyorum.

O kara derili, karagözlü sefil çocukların sesini, iniltisini yine Anadolu’nun masum insanları duydu ve yardım seferberliği içine girdi.

”…Ölüm tehlikesi, açlık, mal ve can kaybı ile denenme…”(Bakara, 155.); diğer deyimleri ile “şer” veya “musibet” ile denenme yani “kötülük=Teodise”, Kur’an a göre “Din”in bir parçasıdır. Nimet gibi, külfet de herkesin her yerde her zaman karşılaşabileceği denenme durumlarıdır; bugün bana, yarın sana. Ancak, Allah tarafından kast-ı mahsus olmak üzere filanca kişi veya topluma hedef alınmaksızın. Pakistan’da, Avustralya’da… Sel/su baskını, Endonozya’da, Japonya’da tsunami, Amerika’da kasırga/hortum, Haiti’de deprem, Doğu Afrika’da kıtlık….

Musibet durumlarında musibete uğrayanlar “sabır” ile deneniyorsa, diğerleri de vicdanlarının diri olup olmadığı ile yani yardıma koşup koşmamak ile deneniyorlar. Bugün insanlık ve Müslümanlar “kör, sağır ve dilsiz” (Bakara, 18.) olup-olmamakla deneniyor. Bu felaket karşısında Afrika’yı sömürerek bu hale düşüren Amerika ve Avrupa’dan yardım beklemek anlamsızdır.

Ey kare yapılı, kara örtülü Kâbe’yi kıble edinip Hac ibadetinde etrafında tavaf eden/dönen Müslümanlar, o yaptığınız ibadetle hâsıl olması beklenen bir şey varsa o da Müslümanlar arasında birlik, dayanışma, kardeşlik ve yardımdır. İşte bunu gösterme zamanı. Kara derili, kara saçlı, kara gözlü o sefil aç-biilaç çocukların göz göre göre ölüme gidişleri, o bakışları içinizi parçalamıyorsa bir anlamı kalmamıştır.