Makale

Doç. Dr. Ahmet Albayrak ile Cami ve çocuk üzerine

SÖYLEŞİ

Doç. Dr. Ahmet Albayrak ile Cami ve çocuk üzerine


Elif Arslan - Kâmil Büyüker


Çocuk ve cami kavramları size neyi çağrıştırıyor?

Cami, İslam Medeniyeti’nin yaşandığı mekândır. Mekân ise zamanın mücessem ve müşahhas hâle gelmesidir. Bu noktadan hareketle cami, görünen mimari yapısının derununda nice zamanları ihata etmektedir. Camiler taşa nakşedilmiş kitaplar hükmünde olduğu için bizler duvarlarda rahatlıkla tarihimizin seyir çizgisini seyredebiliriz. Sezai Karakoç’un, “Bursa’daki Ulucami’nin / En suskun taşları bile konuşacaktır.” şeklindeki mısraları camide yoğunlaşmış zamanın açılımını ifade etmektedir.

Çocuk ise, aslında görünen biyolojik ve psikolojik yapısının derinliğinde genler yoluyla aktardığı atasal izleri ve Hz. Âdem, hatta cennete kadar dayanan tarihsel tecrübeleri barındırmaktadır. Cami de çocuk da zamanı cem eden ve böylece insanı zaman ötesi ufuklara taşıyabilen mefhumlardır. Cami ve insan ait olduğu medeniyetin nasıl bir prototipi ise çocuk da başlı başına bu medeniyetin nüvelerini taşıyan bir varlıktır.

Camilerimiz aynı zamanda cami ismi şerifinin tezahürleri olan mekânlardır. Camide çocuğa gösterilecek ilgi ve güler yüz, Allah’ın misafirini memnun edecek ve dolayısıyla Allah’ın rızasına vesile olacaktır.

Camiler, Bakara suresi 138. ayette buyrulan Allah’ın boyası ile boyanılan veya Allah’ın boyasının muhafaza edilebildiği yerlerdir. Çocuklar ise günah ile bozulmamış fıtratlarından beslenen yüksek dinî kabiliyetleri dolayısıyla, camilerimizde Allah’ın boyasını her dem taze tutmaktadırlar.

Sevgili Peygamberimiz’in ve ashabının hayatında çocuk cami buluşmasıyla, çocukların camiyle ilişkilerine dair neler görüyoruz?

Mekke nasıl dünyanın merkezi ise, Saadet Asrı’nda cami de çocuk dünyasının merkezi idi. Çocukların camiyle buluşması değil, onların mescit veya camide bulunmaları her gün yaşadıkları doğal bir durumdu.

Bir keresinde Allah’ın Rasulü minberde hutbe okurken, kırmızı elbise içinde düşe kalka ilerleyen torunları Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin’in mescidin kapısından içeri girdiğini görünce hemen hutbesini yarıda kesmiş, minberden inmiş, torunlarını kucağına alarak tekrar minbere çıkmış ve kucağında torunları olduğu halde hutbesine kaldığı yerden devam etmiştir. (Tirmizi, Menâkıb, 30.) Bu kişi bir peygamberdir, bir devlet başkanıdır. Herhangi bir imam efendi hutbe okurken böyle bir şey yapsa acaba ne deriz? Veya herhangi bir imamın küçük bir çocuğu minbere babasının yanına çıkacak olsa, imam efendi çocuğunu nasıl karşılar veya cemaat bu durumu nasıl değerlendirir?

Bir taraftan cami çocuk yakınlaşması üzerinde dururken, bir taraftan da bu yakınlaşmanın henüz erken olduğunu düşünebiliyoruz. Ya da çocuk camide ‘çocukluk’ yapınca deyim yerindeyse elimiz ayağımıza dolaşıyor. Bu işin orta yolu nedir? Ne zaman başlamalı bu tanışıklık ve hangi düzlemde olmalı?

Arap Dünyası’nda ve özellikle Kâbe-i Şerif ve Ravza-i Mutahhara’da gördüğümüz gibi cami-çocuk yakınlaşması ilk yaşlarda başlamalıdır ki çocuk adeta, “ben camide doğdum ve cami benim dünyada en doğal mekânım” diyebilsin.

Cami-çocuk yakınlaşması çerçevesinde çocuğa saygımızın yeterli olmamasından önemli bir problem kaynağı. Saygının sadece büyüklere duyulması algısı, bizleri yanıltabilmektedir. Oysa çocuğun günahla bozulmamış bir masumiyeti vardır; ona gösterilmesi gereken saygının dinamiği de gereği de yaratılışından gelen bu masumiyettir. Emaneti bozmadan saf bir şekilde gelecek kuşaklara taşıyabilmek, çocuklarımıza vereceğimiz değerle mümkündür.

Çocuğu anlayabilmek ancak aşk ile mümkündür. Aşkla donanabilirsek çocuğu anlamaya başlayabiliriz. Çünkü çocuk aşktır.

Çocuksuz bir cami, kuşu olmayan bir bahçeye benzer. Camide çocuğun sesleri, âdeta cennet kuşlarının nağmeleri gibidir. Herhangi bir sebepten dolayı bir çocuk camide ağlıyorsa, ona baskı yaparak susturmaya çalışacağımız yerde onunla birlikte bizim de gözümüz yaşarsa muhteşem bir ortak duygu zemini oluşmaz mı?

Çocuklar hayata ve dolayısıyla hayatta içkin olan hakikate bütün olarak bakarlar. Bohne’nin belirttiği gibi çocuk dıştan taklit eder görünürken, aslında o, Allah ile içten ilişki halindedir. Büyüklerden öğrendiklerinin sınırını çoktan aşmış olan çocuk, Allah karşısında yetişkine göre daha hassas, daha çaresiz ve daha muhtaçtır. Çocuklar, saflıkları dolayısıyla hakikati hissedebilmektedir; bazen de beklenmedik bir biçimde bir kısmını ifade etmektedirler. Onların hakikate olan yakınlıkları dolayısıyla, dosdoğru olmalarını kendi vicdanımız için birer pusula gibi düşünebiliriz.

Camilerde sükûnet ve huşu tabii ki önemlidir, ancak büyükler olarak bizler niçin ibadetimizi yaparken camideki herhangi bir sesten rahatsız olmayacak şekilde konsantre olamadığımızı düşünmüyoruz?

Çocuklar yetişkin gibi davranabilmeye başladıklarında mı gelmeli acaba camiye?
Çocuklarımızın yetişkin gibi davranabilmeye başladıklarında camiye gelebilmeleri için çocukluktan itibaren camiyi tanımaları gerekir ki caminin hayatın içerisinde ve merkezinde kendilerine ait ilahî bir mekân olduğunu hissetsinler.

Çocuklar için caminin önemi hakkında bana göre temel problem, camilerin neredeyse sadece büyüklere ait olduğu algısıdır. İbadetin sorumluluğu açısından bu yaklaşım kısmen doğru olsa bile, her bir cami Allah’ın Evi (Beytullah) ise camide benlik bütünlüğümüzle hissedeceğimiz dinî duygu ve tecrübelerimiz çok daha önemlidir. Dolayısıyla cami aslında yetişkinlerden daha çok çocukların mekânıdır. Çünkü çocuk özellikle henüz konuşmaya başlamamış ise, yani fıtratının saflığını koruduğu zaman diliminde camide cennetin hakikat esintilerini yaşayabilmektedir; konuşmaya başladıktan sonra da bu durum devam etmekle birlikte anne karnındaki varlık dünyasının huzur ve güvenini camide daha fazla bulabilmektedir.
Çocuk camide secdeye vardığı zaman, bazen ayakları arasından arkasına baksa bile, bu secdenin anlamı, sırtımızdaki günah yüküyle varılan bizim secdemizden çok daha derindir. Çocuk için hayatın anlamı sevgi olduğu kadar, temelde huzur ve güvendir ki bunu secdede yaşayabilmektedir. Bizler ise arınabildiğimiz, bir başka ifadeyle, yaşlılarımız için söylenen pirifâni deyişini piribâki’ye dönüştürebildiğimiz ölçüde camide bu secdeyi idrak edebiliriz.

Çok önemli olduğunu ve pek çok ailenin yaşadığını bildiğimiz bir durum daha var. Çocukluktan gençliğe doğru geçiş devam ederken camiden uzaklaştıran faktörlerin de çoğaldığını görüyoruz. Bunu neyle izah edebiliriz? Daha da önemlisi bu faktörlerin etkisini azaltmak için neler yapılabilir? Anne babalara neler tavsiye edersiniz?

Bu durum temelde geleneksel toplumdan modern topluma geçişin bir ürünüdür. Geleneksel toplum yapılanmasında din ve cami merkezi bir kurum olarak değer ifade ederken ve toplumun diğer kurumları bu merkez etrafında helezonik bir şekilde yapılanırken, modern toplumda kurumlar, bir tepsideki büyük baklava dilimleri gibi birbirinden bağımsız bir şekilde yapılanmışlardır. Soruda vurguladığınız problem, çocuk veya genç için caminin neredeyse sadece öte dünya için gerekli bir kurum gibi, camiden uzaklaştırıcı faktörleri üreten diğer kurumlar ise camiyle ilgisi olmayan dünyevi kurumlar gibi algılanmasından kaynaklanmaktadır. Bu noktada anne babalara öncelikli tavsiyemiz, dünya ve hayat görüşümüzün hangi temel dinamiklere dayandığını belirlemeleridir. Aksi takdirde yapılacak pratik tavsiyeler işe yaramayacaktır.

Bu çerçevede söyleyebileceğim temel nokta, çocuğumuzun veya gencimizin anne babası olmamızdan dolayı mutlak otorite anlamında onu her yönüyle şekillendirme ve onu sürekli takip etme arzumuzdan vazgeçmemizdir. Aksi halde gençte özgüven yeterince gelişemeyecek ve değerler ortak paydasında iyi-kötü ayrımını yapamayan hedonist yani zevkperest bir kişi olarak yaşamaya devam edecektir. Camiden uzaklaştırıcı faktörlerin etkisini azaltabilmemiz için, çocuk veya gençle olan kalp merkezli güven bağımızın güçlü tutulması gereklidir.

Anne-babaların çocuk cami yakınlaşmasında rolleri nedir ya da ne olmalıdır?
Pratik değeri olan önerilerden bahsedecek isek, öncelikle ana babaların hayatlarında caminin çok özel bir anlamı olması gereklidir. Cami aile için sadece namaz kılınan bir yer olmaktan çıkmalı, aileye yeni değerler katan bir kurum haline gelmelidir. Bunun için caminin bahçesi de, din görevlisinin herhangi bir problemi de bizi ilgilendirmelidir. Cami nasıl mahallemizin yegâne merkezi ise, din görevlisi de mahalle sakinleri tarafından değer verilen, aile dostlukları kurulan bir düzlemde algılanmalıdır.

Camide bizler heyecan duyabiliyorsak, bazen coşabiliyor, bazen de birkaç damla gözyaşı dökebiliyorsak çocuğumuz bundan fazlasıyla etkilenecektir.

Şunu da eklemek isterim, çocuğumuzla camiye gittiğimizde yaşına uygun olacak bir tarzda, oradaki herhangi bir hat tablosunu, tezhipleri, çinilerdeki dekoratif süslemeleri estetik ilke ve değerler eşliğinde ve bilhassa kendisi sorduğunda anlatabilirsek camiye ilgisi artabilecektir.

Eskiden geleneksel geniş aile yapılarında üst rol model olarak dedeler öndeydi. Belki dedelerin elinden tutan çocuk camiyle daha kısa sürede ve daha hızlı tanışıyor ve intibak ediyordu. Ancak bugün çekirdek aile içerisinde anne-babanın çalıştığı bir ortamda bu yakınlaşma nasıl tesis edilecek? Evin içindeki örneklikten de mahrum kalan çocuk camiyle nasıl intibak kuracak?

Evet, bir önceki cevapta geleneksel toplum yapısından bahsetmiştim. Cami çocuk buluşmasını zorlaştıran bir faktör de bahsettiğiniz gibi torun-dede ilişkisinin yokluğu veya yetersizliği. Bu yetersizliğin çocukta merhamet duygusunun gelişimini olumsuz yönde etkilediğini de söyleyebilirim. Aslında çocuk saflığı ve anne babaya muhtaç olması dolayısıyla hem merhamete layıktır, hem de merhametin kaynağıdır. Dede ise eğer olgunlaşmasını tamamlayabilmiş ise, Erikson’un ifadesiyle benlik bütünlüğüne kavuşabilmiş ise, hayat içerisindeki evrimini tamamlamış ve çocuksuluk anlamında hayata başladığı saflık noktasına gelmiş demektir. Bu yönüyle merhamet çizgisinin diğer ucunda yer alacaktır.

Babanın otoritesi ve yetişkinlik tavrı içerisinde çocuğunu camiye götürmesiyle, dede veya ninenin hayatı kavrayışları, kendilerini ve geleceklerini torunda görmeleri, sevecenlikleri içerisinde torunlarının elinden tutup caminin yoluna revan olmaları arasında dağlar kadar fark vardır. Söz konusu bu fark nasıl telafi edilebilir? Belki baba biraz otoritesinden fedakârlık yaparak zaman zaman ödünç dede tavırları sergilemeye çalışacak; belki mahallede dedenin yerini tutabilecek yaşlı bir kimse varsa çocuğun onunla irtibatını sağlamaya çalışacak; belki de çocuğun camide aynı safta namaz kıldığı yaşlılarla diyaloğunu geliştirmeye çalışacak… Palyetif bile olsa çözüm önerisi olarak, kendi dedelerimizle yaşadıklarımızı, onların hikâyelerini çocuklarımıza anlatmayı veya dede sesiyle yayınlanan masal cd’lerini ev halkıyla birlikte dinlemeyi de ekleyebiliriz.

Çocuk cami buluşmasının en önemli öznelerinden birisi de cami görevlilerimiz. Bu çerçevede cami görevlilerimize nasıl bir sorumluluk düşüyor ve çocuklara karşı nasıl bir yaklaşımda bulunmaları gerekiyor?

Cami görevlilerinin sorumluluklarını yerine getirebilmelerini sağlayacak temel bakış açısı, camiye gelmiş bir çocuğa baktıklarında, onda bütün çocukları görebilme yetisidir.

Çocuklarla iletişimde belki henüz yeterince tanıyamamaktan doğan ve ortaya çıkabilecek muhtemel bazı sorunlara veya cemaat içerisindeki tahammülsüz kişilerin muhtemel bazı tepkilerine rağmen camide her namaz vaktinde çocuk görme arzusunu içinde taşımak son derece önemli diye düşünüyorum. Cami görevlisi, çocuğu caminin özel misafiri olarak düşünebilirse veya çocuksuz bir caminin ve cemaatin ıstırabını kalbinde yaşarsa, işte o zaman mahallede pozitif enerji haleleri oluşacak ve cami çocuksuz kalmayacaktır.

Başkanlığımız Din Görevlileri ve Camiler Haftasının bu seneki temasını “cami ve çocuk” olarak benimsedi. Camileri öncelikle çocuklarımız için sonrasında kadınlar için Saadet Asrında olduğu gibi günümüzde de bir cazibe merkezi haline getirmek için kısa ve uzun vadede neler yapılmalı?

Diyanet İşleri Başkanlığının bu temayı benimsemesinin son derece anlamlı ve isabetli olduğunu söyleyebilirim. Toplum olarak cami-çocuk ilişkisini pekiştirebilirsek, hem insanımızın geleneksel varlığını koruyabilir, hem de dünyanın farklı coğrafyalarından ülkemize kadar ulaşan sert dalgalara karşı koyabiliriz.

Kısa vadeden başlamak üzere yapılabilecekler arasında öncelikle ailelerimize ulaşarak bu temayı anlatmamız gerektiğini düşünüyorum. Haftanın temasıyla ilgili profesyonelce hazırlanmış broşürler, aile danışma ekipleri tarafından dağıtılabilir.

Cami–çocuk temalı hafta ile ilgili tarihi Osmanlı camilerimizin kabartmalarından oluşan anahtarlıklar yaptırılıp dağıtılabilir; cami fotoğraflarından oluşan çıkartmalar, boyama kitapları basılabilir.

Cami görevlilerimiz hafta dolayısıyla, çocuklarımızın cinsiyetlerine göre dikkatlerini çekecek düzeyde hediyeler alarak mahallelerindeki evlere ziyarete gidebilirler ve bu ziyarette aileleri kısa bilgilendirmeyle sadece çocuklarla ilgilenebilirler.

Camiler haftası dolayısıyla ilköğretim okulları ve/veya anaokullarından şehrin / ilçenin büyük bir camiine kültür ve inanç gezileri düzenlenebilir.

Diyanet İşleri Başkanlığının internet sitesinde 2009 yılında yayına başlayan Çocuk Bölümü’nde yer alan materyaller, cami ve çocuk temasıyla zenginleştirilebilir. Ayrıca bu bölümde çocukların dikkatini çekecek düzeyde iyi çekilmiş tarihi cami fotoğrafları konabilir. Eğer hazırlanabilirse, cami-cemaat ilişkisini konu edinen bilgisayar oyunu konabilir. Kardeş siteler projesiyle, “Son Peygamber” Sitesi’nin Çocuk Bölümü gibi sitelere link verilebilir.

Daha sonra yurt sathına yaygınlaştırılmak üzere önce pilot bölgelerdeki camilerde cami-çocuk ilişkisiyle ilgili veya çocuklara “nasıl bir cami düşlüyorsunuz?” sorusuna cevap olabilecek pdr ve istatistik uzmanları tarafından geliştirilen anket veya ölçek uygulamaları yapılabilir.

Özellikle şehrin tarihî camilerine gelen ziyaretçilere anlamlı olabilecek hediyeler dağıtılabilir.

Cami girişlerimize Selimiye, Sultanahmet, Ayasofya, Fatih gibi camilerimizin büyük boy fotoğrafları konabilir.

Orta vadede, engelli çocukların da camiye gelebilmelerini kolaylaştıracak düzenlemeler yapılabilir.

Belirli camilerde çocuk ilahileri koroları oluşturulabilir.
Son olarak konuyla ilgili genel değerlendirmelerinizi alabilir miyiz?

Tekrar hatırlatmalıyım ki, çocuklarımız camilerimizin en değerli misafirleridir. Bunun yanında çocuk, her yerde olduğu gibi camide de çocuktur. Bizler onların yaş gruplarına göre cami adabını en güzel şekilde öğretmeye çalışmalıyız. Ancak bununla birlikte, “yaramazlık yaptı, konuştu, camide koştu, güldü” diye bir yavrumuzu camiden uzaklaştırırsak ve bu çocuk, Ahmet Turan Alkan’ın “Cami ve Çocuk” veya Ahmet Altan’ın “Cami Işıklarına Bakan Çocuk” yazısında hüzünle kaleme alındığı gibi, bizim sert tavrımızdan dolayı bir daha camiye gelmezse bu davranışımızın hesabını Allah’ın huzurunda nasıl verebiliriz?

Cami dediğimizde ortak ibadet ve duaların yapıldığı toplumsal bir mekândan bahsediyoruz. Çocuklarımızı bu mekâna katabildiğimiz ölçüde toplumda kozmik şuur gelişebilecek ve bunun sonunca da bizlerin ruhi olgunluk seviyesi yükselecektir. Ancak böylece kozmik bilincin ve sonsuz özgürlüğün dünyası olan Külli ve Evrensel Varlığı keşfetmeye doğru yola çıkabiliriz.