Makale

HZ. HASAN ve HZ. HÜSEYİN

HZ. HASAN ve HZ. HÜSEYİN


Prof. Dr. M. Bahaüddin Varol


Rasulüllah (s.a.s.)’ın erkek çocukları küçük yaşlarda iken vefat etmişler, kız çocukları ise büyümüş, evlenmiş ve çocuk sahibi olmuşlardır. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in torunları olan bu çocukların bazıları onunla birlikte güzel günler geçirerek onun eğitim ve terbiyesinden nasiplenmişlerdir. Kaynaklarımızda bu torunlarından özellikle Hz. Peygamber’in irtihalinden sonraki süreçte etkili olup önemli gelişmelerde etkin rol üstlenen Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in haricindekiler hakkında fazla bilgi bulunmamaktadır. Hadis ve tarih kaynaklarında Rasulüllah ile torunları arasındaki ilişkiler hakkında bilgi veren rivayetlerin hemen hemen hepsi Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin ile ilgilidir.

Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in dünyaya geldiği ev Hz. Ali ve Hz. Fatıma’nın evidir. Bilindiği gibi Hz. Ali, Rasulüllah’ın amcası Ebu Talib’in oğludur. Ancak küçük yaşlardan itibaren Rasulüllah’ın yanında ve onun evinde yetişmiş, âdeta onun ailesinden biri gibi olmuştur. İlk Müslümanlardan olan Hz. Ali, Mekke dönemi İslam tebliğinde de önemli bir yere sahiptir. Hz. Fatıma ise Rasulüllah’ın en küçük ve en sevdiği kızıdır. Onun Hz. Ali ile evlenmesinden sonraki yaşamına dair bir çok bilgi kaynaklarda yer almaktadır.

Hz. Fatıma, Bedir harbinden sonra hicretin ikinci yılında Hz. Ali ile evlenmiş ve bu evliliklerinden, Hasan, Hüseyin, Muhassin, Ümmü Külsüm ve Zeynep isimlerinde çocukları dünyaya gelmiştir. (İbn Sa’d, Kitâbü’t-Tabakâti’l-Kebîr, X, 27.) Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in haricinde Muhassin, doğumunun hemen akabinde vefat etmiş ancak büyüyen kızları çeşitli evlilikler geçirmişlerdir. (İbn Kesîr, el-Bidâye, I, 1020.) Hz. Ali-Fatıma ailesi Hz. Peygamber nezdinde farklı ve önemli bir konumda olmuştur. O, onların her türlü ihtiyaçlarıyla ilgilenirken onları eğitmekten de geri kalmamıştır. Rasulüllah’ın bu aileye gösterdiği hassasiyet gerek o günlerde ashabın, gerekse tarih boyunca bütün Müslümanların onlara sevgi ve saygı temeline dayalı ilgilerine sebep olmuştur.

Hz. Hasan, hicretin üçüncü yılında Hz. Hüseyin ise dördüncü yılında dünyaya gelmişlerdir. (İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Ğâbe, II, 10,18.) Aralarında sadece bir yaş bulunan Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin birlikte büyümüşler, günleri hep birlikte bir arada geçmiştir. Bu nedenle özellikle çocukluk yıllarında Hz. Peygamber’le geçen günleri hakkında bilgi veren rivayetlerin bir çoğunda her ikisinin de ismi geçmektedir.

Hz. Hasan’a ismini bizzat Hz. Peygamber vermiştir. Hz. Ali’nin Harb ismini sevmesi nedeniyle dünyaya gelen oğluna Harb ismini vermek istediği, ancak Rasulüllah’ın onu kucağına alarak onun ismini Hasan koyduğu bildirilmektedir. Bu bilginin devamında aynı konuşmaların Hz. Hüseyin ve Muhassin’in doğumlarında da meydana geldiği, Rasulüllah’ın onlar için de Harb ismine rıza göstermeyip “Hüseyin” ve “Muhassin” isimlerini verdiği, daha sonra da: “Onları Harun’un evlatları Şibr, Şübeyr ve Müşebbir gibi isimlendirdiği” ifade edilmiştir. (İbn İshâk, es-Siyer ve’l-Meğâzî, s. 247.) Hasan, Hüseyin ve Muhassin isimlerinin cahiliye döneminde bilinmediği ve ilk olarak Hz. Peygamber tarafından torunlarına verildiği kaynaklarda yer almaktadır. İmran b. Süleyman: “Hasan ve Hüseyin cennet ehlinin isimlerindendir. Bu isimler cahiliyede yoktur.” demektedir. (İbn Sa’d, Kitâbü’t-Tabakâti’l-Kebîr, VI, 357.)

Hz. Peygamber’in, torunları Hasan ve Hüseyin’in doğumundan sonra kulaklarına ezan okuduğu ve her biri için de akika kurbanı kestirdiği nakledilmektedir. Her ikisinin de doğumlarının yedinci günlerinde sünnet edildiği ve Rasulüllah’ın Hz.Fatıma’ya onların saçlarının kesilip ağırlığınca gümüş tasadduk etmeyi emrettiği, Hz. Fatıma’nın da öyle yaptığı belirtilmiştir. (Tirmîzî, Edâhî, 17; Ebû Dâvud, Edâhî, 21; İbn Hanbel, Müsned,VI, 390-392.)

Hz. Peygamber’in Hasan ve Hüseyin’i sevmesi ve insanların da onları sevmelerini istemesi ile onlar için yaptığı dua bir çok rivayete konu olmuştur. Ebu Hureyre’den nakledilen bir bilgide Hz. Peygamber Hz. Hasan’ı aramak için Ebu Hureyre’nin elinden tutarak Benî Kaynuka çarşısına gitmiş, dolaşmış bakmış onu bulamamış, sonra oradan ayrılarak mescide gelmiş ve Hz. Hasan’ı kendisine bulmalarını istemiştir. Hz. Hasan gelince hemen onu odasına götürmüş, onun elini sakalına dokundurmuş, sonra yüzünü ona iyice yaklaştırarak “Allahım ben onu seviyorum, sen de onu ve onu seveni sev” demiştir. Yine onun “Kim Hasan ve Hüseyini severse beni sever, kim de onlara buğz ederse bana buğz eder.” dediği nakledilmiştir. (İbn Sa’d, VI, 360, 362.)

Bir defasında Rasulüllah mescitte onların birini sağ, diğerini sol dizine oturtmuş, bir ona bir diğerine sevgi gösteriyor idi. Sahabeden birisi “Ya Rasulellah, onları seviyorsun herhalde?” deyince “Kim onları severse beni sever, kim onlara buğz ederse bana buğz eder.” buyurmuştur. Ehlibeytinden en sevimli olanlar kimlerdir? diye sorulunca Hz. Peygamber: “Hasan ve Hüseyin’dir” diye cevap vermiştir. Hz. Fatıma’ya onları çağırmasını söylemiş, onlar gelince de kucaklamış ve öpmüştür. Hasan veya Hüseyin’in ağladığını duyduğu anda hemen onların yanına koşan Hz. Peygamber, etrafındaki insanlara da, onların sesini duyunca elinde olmadan kalktığını söylemiştir. (İbn Kesîr, el-Bidâye, I, 1208; Zehebî, Târîhu’l-İslam, (41-60), 36,37.)

Hz. Peygamber Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’e olan sevgisini onların “Cennet ehli gençlerin efendileri” olduğunu müjdeleyerek vurgulamıştır. Onları bulduğu her fırsatta kucağına alıp öpmüştür. Ebu Seleme b. Abdurrahman Rasulüllah’ın dilini çıkarıp Hasan’la oynaştığını ifade etmektedir. Ebu Hureyre ise Rasulüllah’ın onu ağzından zaman zaman da karnından öptüğünü bildirmiştir. Bu nedenle o, Hasan’a rast geldiğinde bana müsaade et, Rasulüllah’ın seni öptüğü gibi öpeceğim der, yeleğini kaldırır ve karnından öperdi. (İbn Sa’d, VI, 359-361.) Yine bir gün Rasulüllah’ın Hasan’ı öptüğünü gören Akra b. Hâbis ona: “Benim on çocuğum var ama daha hiç birini öpmedim.” deyince Hz. Peygamber: “Merhamet etmeyene merhamet edilmez.” buyurmuştur. Başka bir rivayette ise “Allah senden rahmet duygusunu almışsa ben ne yapayım.” demiştir. (İbn Sa’d, VI, 362.)

Hz. Peygamber’in namaz kılarken gerek Hz. Hasan’ın gerekse Hz. Hüseyin’in onunla oynaşmaları rivayetlere konu olmuştur. Ebu Bekre’den nakledildiğine göre Hz. Hasan, Rasulüllah namaz kılarken onun üzerine çıkmış, o ayağa kalktığında onu düşmemesi için tutmuş, tekrar ikinci defa eğildiğinde ise onu bırakmıştır. Diğer bazı rivayetlerde ise Hz. Peygamber namaz kılarken Hasan onun altından girip, üstüne çıktığı ve Hz. Peygamber’in ona bir şey yapmadığı bildirilmektedir. Namaz dışında ise Rasulüllah’ın onları sırtına alarak dizlerinin üzerinde dolaştırdığını görüyoruz. Onları bu durumda gören birisi: “Çocuk ne güzel bir bineğin üzerindesin” deyince Rasulüllah da: “O da ne güzel bir binici.” diye cevap vermiştir. Hz. Peygamber halkın arasında iken dahi onları omuzlarına almış ve gezdirmiştir. Ebu Hureyre (r.a.) onun bir omuzunda Hz. Hasan, diğer omuzunda Hz. Hüseyin, bir ona bir diğerine oyun yaparak yanlarına geldiğini ve “Kim onları severse beni sever kim de onlara buğzederse bana buğzeder.” dediğini nakletmiştir. (İbn Sa’d, VI, 360; İbn Hacer, el-İsâbe, I, 329.)

Bir defasında Hz. Peygamber mescitte Müslümanlara hitap ederken geri taraftan Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in düşe kalka geldiklerini görmüştür. Sözünü keserek hemen minberden inmiş ve onları kucağına alarak evine götürmüş, tekrar gelerek: “Allah mallarınız ve evlatlarınız sizin için birer fitnedir.” (Enfal, 28.) derken ne kadar doğru söylemiştir. Onların düşe kalka geldiğini gördüm ve daha fazla sabredemedim demiştir. (İbn Sa’d, VI, 361.) Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin zaman zaman Hz. Peygamber’in huzurunda güreş yapmışlardır. Ebu Hureyre’den nakledilen bir rivayette onların Hz. Peygamber’in huzurunda güreşirlerken Rasulüllah: “Haydi Hasan” diye heyecana ortak olunca Hz. Fatıma: “Niçin haydi Hasan diyorsun?” diye sormuş o da: “Cebrail de haydi Hüseyin diye sesleniyor da onun için…” buyurmuştur. (İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Ğâbe, II, 20.)

Onların isminin geçtiği yerlerde yine çok zikredilen diğer bir olay Hz. Peygamber’in onlardan birinin ağzına aldığı sadaka hurmayı onun ağzından çıkarması olayıdır. Ehlibeyte ait bir özelliği belirleyen bu durum, sonraki dönemlerde fıkhi hükümlere delil olmuştur. Konu ile ilgili nakledilen bir rivayete göre “Hz. Peygamber’e hurma dolu bir sepet getirilmişti. Hasan ile Hüseyin bu hurma ile oynaşıyorlardı. Onlardan biri bir hurma tanesini alarak ağzına götürdü. Rasulüllah bunu görünce onun ağzından hurmayı çıkararak ve: “Sen Âli Muhammed’in sadaka yemediğini bilmiyor musun?” demiştir. (Buhârî, Zekat, 58.)

Bazı rivayetler, onların Hz. Peygamber’e olan benzerliklerinden bahsetmektedirler. Tirmizî’de nakledilen rivayet Hz. Hasan’ın baş ve göğüs arası, Hz. Hüseyin’in de göğüsten aşağısının, Hz. Peygamber’e çok benzediğini ifade etmektedir. (Tirmîzî, Menâkıb, 31.) Bir defasında Hz. Hüseyin arkadaşları ile oynarken Hz. Peygamber ona rast gelmiş, onu yanına çağırmış ancak o gelmemiştir. Bunun üzerine Rasulüllah onu yakalamak istediyse de o, bir o tarafa bir bu tarafa kaçmış, Rasulüllah, gülerek onun peşinden koşmuş onu yakalamış, sevmiş öpmüş ve: “Hüseyin benden ben de Hüseyin’denim, Hüseyin’i çok seviyorum, o benim torunumdur.” demiştir. (İbn Mâce, Mukaddime, 11.)

Hz. Peygamber’in Hz. Hasan için sarf ettiği “Şu benim oğlum Seyyid’dir. Umulur ki Allah onunla iki Müslüman grubu barıştıracaktır.” (Buhârî, Fiten, 20; Sulh, 9.) ifadesi bir çok kaynak tarafından nakledilen bir bilgi özelliğine sahiptir. İbn Abdilber konu ile ilgili: “Hz. Peygamber’in Hasan’a seyyit dediğini nakleden rivayet tevatür derecesindedir. Sahabeden bir grup bunu nakletmişlerdir. Ebu Bekre bununla ilgili olarak Rasulüllah’ın başka hiç kimseye “Seyyit” ismini vermediğini belirtmektedir.” demektedir. (İbn Abdilberr, el-İstiâb, I, 369.) Söz konusu ifade, çok daha sonraları Hz. Hasan ile Muaviye taraftarlarının karşı karşıya gelip çarpışma için hazırlık yaparlarken, Hz. Hasan’ın bir barış anlaşması yaparak hilafeti Muaviye’ye devretmesi, böylece iki Müslüman grubu barıştırarak can ve kan kaybını önlemesi olayıyla çok daha önemli ve meşhur hale gelmiştir. Bu nedenle Hz. Peygamber’in bir mucizesi olarak kabul edilmiş ve Hz. Hasan’ın faziletiyle ilgili olarak en çok zikredilen rivayet olmuştur. (Suyûtî, Târîhu’l-Hulefâ, 214.)

Hz. Peygamber ile torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin arasındaki ilişki, temeli sevgiye dayalı dede ile torun arasındaki bir ilişkidir. Hz. Peygamber onlara olan sevgisini her zaman izhar etmiş, öpmüş, okşamış, kucağına almış ve omuzuna bindirmiştir. Bunların yanında onları terbiye açısından da ikaz ve uyarılar yeri geldiğinde devreye konmuştur. Bütün bu davranışlar insan olarak fıtri bir durumu göstermesinin yanında, Rasulüllah’ın etrafına vermek istediği mesajlar açısından da önemlidir. Ashap ve dolayısıyla Müslümanlar sevgi, merhamet, fedakarlık ve çocuklarına karşı muamelenin nasıllığını onda görmüşlerdir.

İslam Tarihi’nin devam eden sürecinde hilafet çevresinde cereyan eden hadiselerde Hz. Ali ile oğulları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin taraf olmuşlar, bu da istenmeyen görüntülerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Hz. Ali Hariciler tarafından bir suikastla şehit edilirken, Hz. Hasan Müslümanların kanlarının dökülmemesi için hilafetten feragat ederek Muaviye’ye biat etmiştir. Muaviye’nin vefatından sonra onun oğlu Yezid’e biat etmeyen Hz. Hüseyin ise, Kerbela’da yakınlarıyla birlikte şehit edilmiştir. Onların karşı karşıya kaldığı bu üzüntü verici durumlar o gün olduğu gibi günümüze kadar devam eden süreçteki bütün Müslümanların gönüllerini dağlamış, onlara olan sevgi, saygı ve bağlılığı bir kat daha artırmıştır.