Makale

Buram buram rahmet rayihası

Buram buram rahmet rayihası


Ayşe Tûbâ Bâkîler

Bir peygamber tebessümü kadar saf ve ümit verici ferahlığıyla hayatımıza her yıl misafir olan rahmet ayına yeniden “merhaba.” Tıpkı kar, bora, fırtınaya rağmen arz-ı endam eden kardelen çiçeği misali ömrümüzü tazeleyen, heyula misali meselelerin altından bizi kaldırıp gerçeğin güzelliğini önümüze seren huzur ikliminin adıdır şehr-i ramazan malum aliniz.. Elhak bunu yâr da ağyar da kabul etmiştir. Zira kemale ermiş bütün duyguların sahnelenişi, resmigeçididir bu vakitler. Feragat, isar, vera, sehavet ve her türlü güzellikler şahikası...

Gönül kumaşı ipekten dokunur bu ayda müminlerin. Rikkate erer, hassaslaşır, pişer ve neticede kendinden geçer aşk erleri, yarenleri. “Ene”yi unutur, “Hüve”nin aynasında yok olurlar. “Allah var, keder yok” sırrının misalsiz temsilcisidirler. “İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız.” fermanını kendilerine hayat ölçüsü yapmışlardır. Sılayı rahimi kavi tutan, yetimi-gurebayı gözeten, komşusu açken tok gecelemeyi kendilerine ar sayan destan kahramanıdır her biri. Değil mi ki İslamiyet dayanışma dinidir; öyleyse kapısı kendine en yakın olandan başlayıp su üzerinde seken taş misali uçup-sıçrayarak gönül tamir eden, pare pare olmuş kalpleri gözyaşı ipliği ile diken er oğlu erdir onlar.

Yine, asrısaadette filizlenip Devlet-i Âliyede çınarlaşan infak medeniyetinin günümüze sürgün vermiş gani gönüllüleri onlardır ki, başta ramazan-ı şerif olmak üzere her vakit sofralarında daha fazla el gören, ne kadar çok garibe ikramda bulunursa o ölçüde mesrur olanlardır.

“O müminler ki...” Mazideki misk kokulu, sağlam itikatlı, mukabele ve itikaf coşkulu günleri hem iştiyakla yâd eder hem de bugüne taşırlar. Çelebi yüreklidir onlar. Öyle ki, teravih cemaati gibi omuz omuza vermiş ahşap cumbalı evlerin bahçelerini süsleyen begonyaları, akşamsafalarını aşıp sokağı saran; közde pişmiş su böreklerini, kızartmaları, hatta dumanı üstünde tüten tarhanaları komşusuna ikramı, onlarla paylaşmayı bir marifet bilir, hatta bunun en mükemmel mimarı olan pak vicdanlı ecdadının ayak izlerinin takipçisidirler. Zihninde tüllenen bu hatıralarla, muhlis komşu muhabbetleri ziyadeleşir ve pekişir. Elan bu lezzetlerin çoğu sitayişle yâd edilse de, hâlihazırda yaşananlar dahi tarihin hafızasına nakşediliyor. Ferden ferda işin şuurunda olup bugünün kahramanları ordusuna katılma gayretinde olanlar, kendi varlığı kadar tarih yazacaktır dostlar. “Tarih gibi insan” sözü bizler için de söylenmiş olmalı. Yani “O müminler ki...”

Zira mihengimiz bir masal mahluku değil, ışık simalı, nezaket ve estetikte zirve yapmış eşraftır. Önceki gün emredilen, dün uygulanan, bugün ise unutulmaya yüz tutan erdemlerimizi, asli vazifemizi bize hatırlatan ve aynı zamanda seçkin oldukları için “garip” olanlardır. Neticede onlar “…Ne mutlu o gariplere” hadis-i şerifi ile müjdelenenlerdir.

Ve bugün... Gün çiçeğinin her daim güneşe bakması gibi, yüzünü hep Hakk’ın rızasına dönen, bir tanesi binlerden ağır çeken, ezelî ve ebedî âşıklar... Yelpazenin kanatlarının bir merkezde odaklanışı gibi, evinden başlayıp kırk kapı uzaktaki komşuya varıncaya kadar rahmet dolu, ferahfeza kollarını geren bugünün şefkat kahramanlarına, yüreği aşkla gerilip, vecd ile gevşeyen gönül erlerine sonsuz minnet ve muhabbetlerimle...