Makale

Kadın Emeği Emeğinin Değeri

Kadın Emeği
Emeğinin Değeri

Fatma Hale Liman
Vaize/İstanbul Müftülüğü

Kadın, Allah Teâlâ’nın ‘rahim’ isminin tecelli ettiği ve bu tecelli neticesinde yaratılan varlıkların en kutsalı olan insanoğlunu dünyaya getiren ve şefkati ile büyüten, bilgeliği ile eğiten, ailesi ve toplum arasında köprü vazifesi gören kıymetli bir varlıktır. Sosyal sistemin ilerleyişinde büyük rol üstlenir. Güzel olana hayranlığı ve güzel olana verdiği önem ile dünyayı cennete çevirir. Tabiatın en güzel hallerini nakışlarına işleyip çiçeğinden yaprağına, uğur böceğinden kuşuna, ağacından ormanına sanata çevirip, evinin en güzel köşelerinde hane halkının zevkine sunar. Onun elinin değdiği her şeyde bir zarafet, bir güzellik açığa çıkar. Kadın, hanesinin içindeki herkese yarasın diye yediren, yakışsın diye giydiren ve özverili, fedakâr, hassas bir annedir.

Kadın bizim toplumumuzda, ‘yuvayı dişi kuş yapar’ övgüsü ile aile kurumunun en yapıcı varlığı olma konumuna yerleşmiştir. Bu taksimin kim tarafından ve ne için yapıldığı bilinemese de kadınlar genellikle ev içinden sorumlu tutulup; ev dışı erkeğin kontrol alanına, ev içi ise kadının kontrol alanına dahil edilmiştir. Tarih boyunca bu sorumluluğu başarı ile üstlenen kadın, en büyük emeğini ailesine sarf etmiştir. Emeğin en kutsalı olan dünyaya bir evlât getirip, onun bedensel ve ruhsal gelişimi için gecesini gündüzüne katmıştır. Görevi; ev işlerini yapmak, dünyaya evlât getirip, onun büyütülmesi, okula gönderilmesi, dershanelere gönderilmesi, ailenin büyükleri ile ilgilenip onların bakımlarını üstlenmesi olarak belirlenmiştir. Şu anda sanayileşen salça, reçel, konserve, turşu yapımı; fırıncıların, pastacıların, börekçilerin, tatlıcıların işi olan hamur işi gıdalar yapımı; örgü, dikiş vb. giyim ihtiyaçlarının karşılanması, kırsal kesimlerde evin ekmeği, kışlık yakacağı, bağ, bahçe ve tarla işleri de kadının emek verdiği işlerdendir. Kadının aile içinde harcadığı bu emek, sevgi ile sarmalanıp aile fertlerinin maddî ve manevî duygularının doyurulması, duygusal ihtiyaçların karşılanması ile psikolojik destek emeği ile birlikte yürütülmektedir.

Kavram olarak bir işin başlangıcından tamamlanmasına kadar kullanılan bedensel ve zihinsel güç ‘emek’ olarak tanımlansa da genel kabul gören emek, ücret karşılığı olan ve mübadele değeri taşıyan olduğu için, kadının ev işi denilen bu ev içi emeği ‘görünmeyen emek’, ‘karşılıksız emek’ olarak ifade edilmektedir. Kadının sevgi ve şefkati doğal güdüsü, çocuk büyütmesi doğal becerisi olarak kabul edilmiş olup, bu emeğin karşılığının ise doğal ihtiyaçlarının eşi tarafından karşılanmak suretiyle ödendiği, toplumumuzca genel kabul gören kanaattir. Kadının emeği doğallaştırılıp görünmez kılınmaktadır.

İnsanoğlu hayatında mutlu olabilmek için, ne için yaratıldığına dair bir anlam arayışı içindedir. Değer verildikçe, önem verildikçe, kıymetli olduğu ifade edildikçe mutlu olur. Hayatı bir anlam kazanır. Takdir edildikçe onun önünde kimse duramaz; boşuna ‘marifet iltifata tabidir, iltifatsız marifet zayidir’ denilmemiştir. Takdir edilmeyen, önemsenmeyen kadın, kendisini değersiz kabul eder ve birçok psikolojik sorunları meydana gelir. Yaptığı her fedakârlık, ödevi olarak algılandığı için, bu ödevler yığınından birçok yaralar alarak çıkar kadın. Tatile ihtiyacı yoktur zaten her gün dinlenmektedir.

Ekonomik sebeplerden ailenin geçimine katkı sağlamak zorunda olmasından, eğitim öğretim ile bir meslek edindiği için öğrendiği mesleği icra etmek istemesinden, aile içinde güven ortamı olmadığı düşüncesi ile eşinden ayrılacak olsa hiç değilse geçimini sağlayacak kazanç sağlayabileceği bir işinin olmasının kendisini daha mutlu edeceği inancına sahip olmasından, erkeğin sahip olduğu haklara kendisi de sahip olmak isteyip emeklilik, sağlık vb. sosyal haklardan yararlanmak istemesinden, eşinden harçlık isteyen birisi olmaktan ziyade, güçlü ve kendi ayakları üstünde duran birey olmak istemesi gibi sebeplerden, ev dışında erkeğin egemenlik alanında çalışan kadının durumu, ev hanımlarından daha iyi değildir… Çünkü o iki vardiyalı olarak çalışmaktadır. Hem ev dışı işlerle uğraşıp evin ekonomisine katkı sağlamakta, hem de eve ait bütün işler onun sorumluluğu dahilinde olup dinlenmeksizin çalışmaktadır. İngiltere’de yapılan bir araştırma son elli yılda, toplum içinde nelerin değiştiği ve nelerin değişmediğinin ölçülmesini amaçlamıştır. Sonuç ilginçtir; birçok şey elli yıl içinde değişmiştir, ama erkeğin ev işlerini paylaşıp paylaşmadığı meselesi hâlâ değişmemiştir. Çünkü erkekler, kadının çalışmasından yanadırlar fakat ev işlerinde eşlerine yardım etmemektedirler. Ev işi hâlâ sadece kadının işi olarak görülmektedir.

Emeği ile birlikte bedeni de sömürülen kadın, cinsel bir meta olarak görülmektedir. İğnesinden ipliğine, çocuk bezinden arabasına, dondurmasından meyve suyuna kadar birçok maddenin reklamı, kadının bedeni üzerinden yapılmaktadır. Modernleşme kadının üzerinden yapılmaya çalışılıp kadının özgürlüğü adına kişiliği, benliği paramparça edilmektedir.

Kadınlık onuru zedelenmekte, kendi fıtratlarına yabancılaştırılmaktadır kadınlar. İş hayatında tutunabilmek için, kariyer yapabilmek için, erkekler gibi karar vermek ve iş hayatında başarılı olabilmek için, erkeklerin mantık örgüsüne sahip olmaları gerektiğine inanıp da erkeklik hormonu alan kadın sayısı batıda her geçen gün artmaktadır. Erkek egemen ortamda başka türlü tutunabilmek mümkün değildir zira. Böylece yaradılış gayesinin dışına çıkıp da bölünmüş benliklerin sahibi olmaktadır kimi kadınlar. Bu durum kadının ruhunda büyük erozyonlara sebep olmaktadır. En önemlisi ise çalışma hayatı yüzünden çocuklarına vakit ayıramayan, onların büyümesinin her safhasına dakikası dakikasına şahit olamayan ve çocuklarını bakıcıların eline bırakan kadınların yaşadıkları vicdan azabı ise azımsanmayacak kadar çoktur.

Cemaatimiz sayesinde toplumun nabzını tutabilmemiz ve toplumdan haberdar olabilmemiz mümkün olduğu için en çok şahit olduğumuz durum, evlenecek erkeklerin hayat şartlarının zorluğundan dolayı çalışan hanımları tercih etmeleridir. Hayat şartları kadını çalışmaya mecbur etmekle birlikte, çalışma şartlarına dair iyileştirmeler gerçekleşememektedir. Eşinin çalışmasını istemediği halde, eşinin maaş kartını elinde tutan erkekler de azımsanmayacak kadar çoktur. Hamile olan kadının çalışması ile ilgili sorunlar, çocuğuna süt veren çalışan kadının sorunları, kadının çalıştığı yerde kreşin olmaması gibi sorunlar, çözümlenememiş görülmektedir.

Toplum olarak genel kabullerimiz çok değişmiş olduğu için; neyin kıymetli neyin kıymetsiz, neyin değerli neyin değersiz olduğuna dair şablonlar, formatlar çok değişmiş olduğu için ve değişen formatların çoğu da kadının hayatına dair olanlar olduğu için, kadın iki arada bir derede kalmıştır. ‘Ev kadını’, ‘ev kızı’ gibi hiç kıymete şamil anlam örgüsü olmayan kavramlar, kadınları hemcinsleri içinde bölmüş, dışarıda çalışan ya da okuyan kadınların ev ile irtibatı hiç yokmuş gibi bir anlam örgüsü içine sokmuş; küçümseme, hor görme vb. yaklaşımlarla kadının incinmesine sebep olmuştur.

Tanınmayan, hesaplanmayan, görünmeyen ve her yerde her daim sömürülen kadının emeği, evde küçümsenmekte, ev dışında ise yeterli görülmemektedir. İşli ama işsiz… Çok işli… Tanımlı işi var ama, eve ait işlerden esas işini yapamayan olarak benimsenmektedir. Bir de en çok boşanmalar eğitim seviyesi yüksek, çalışan hanımlar arasında olmaktadır yaftası ile diken üstünde olan kadını, rahatlatacak mekanizmaların en kısa zamanda kurulması ve kadının emeğinin heder edilmemesi en büyük temennimizdir.

Kadın ister evin dışında çalışsın, ister evin içinde çalışsın, hayat kadın için asla kolaylık arz etmemektedir. ‘İçi seni yakar, dışı beni’ tabiri, tam da kadın emeği söz konusu olduğunda kullanılabilecek bir tabirdir.