Makale

Kur'an Kursu Sayısına Takılmak

Prof. Dr. M. Şevki Aydın
Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı

Kur’an Kursu
Sayısına Takılmak

Kur’an kursları üzerinden tartışanların en fazla takıldıkları noktalardan biri de, Kur’an kursu sayısıdır, denebilir. Kurs sayısına aşırı anlamlar yükleme, onlara çok fazla çekici gelmekte, çok fazla takılmaktadırlar. Bunların kimisi, sayılarından hareketle Kur’an kursuna ilişkin olumsuz değerlendirmeler yaparken kimileri de olumlu yaklaşım sergileme çabası içindedirler. Konuşlanma noktaları farklı olsa da, her ikisi de aynı yaklaşıma sahipler. Kur’an kursu sayılarını çok önemsemekte, onu sorun edinerek öne çıkarma çabası içine girmektedirler. Son günlerde yine Kur’an kursu sayıları üzerinden spekülasyonlar yapıldığı görülmektedir. Bu husus, köşe yazılarına konu edildiği gibi, gazetelere haber başlığı olarak da girmektedir. Gazetenin biri, "Kur’an Kurslarında Patlama" başlığını atarak kendince tehlikeyi ilân etmeye çabalarken, diğeri "Kur’an aşkı yükselişte!" başlığı ile kendince Kur’an adına çok büyük gelişmelerin olduğunu ilân ederek Kur’an kursu lehinde tavır ortaya koymaktadır.
Bu durum, sadece bugün için söz konusu değil; oldum olası böyledir (Bk. Jacob, 1982: 422). Sadece Kur’an kursu sayısına bakarak, biri kaygılara kapılırken, diğeri de bunun tam aksi değerlendirme yapageldi. Salt rakamlara dayanarak, asılsız sonuçların oluştuğu iddiasını dillendirdiler. Bir asra yaklaşan Cumhuriyet dönemi deneyimlerimiz, bu iki tür anlayışın da gerçekçi ve rasyonel olmadığını açıkça göstermektedir. Ne Kur’an kursu sayısının azalması tasavvur edilen tehlikeyi önleyici işleve sahiptir, ne de sadece sayısının çokluğu umulan sevindirici sonucu vermektedir.
Kurs ve okul
Her şeyden önce, Kur’an kursu sayısı, okul sayısı gibi değerlendirilemez. Kurslar, genelde tek sınıflı olup öğrenci sayısı çok azdır. Bir kurs, 15 öğrenci ile açılabilmektedir. Ama okul, böyle değildir. Söz gelimi, 4000 okul denildiğinde, akla 4 milyon civarında öğrenci gelir. Ama aynı sayıda Kur’an kursu, 150 bin civarında öğrenciyi ifade etmektedir. Bu demektir ki, faraza kurs sayısı okul sayısına eşit olsa bile, öğrenci sayıları itibariyle kayda değer bir varlığı söz konusu olamamaktadır. Yani meselenin sayısal gerçekliğini ortaya koymak için de kurs sayısına değil, öğrenci sayısına bakmak gerekmektedir. Onun için bu her iki değerlendirme de gerçekçi değildir.
Kur’an kursu sayısının fazlalığı, okullardan öğrencilerin alıkonulmasının nedeni olarak da değerlendirilebilmektedir. Halbuki, Kur’an kursuna, örgün eğitim kurumlarıyla şöyle veya böyle ilgisini kesmiş olanlar gelmektedir. Örgün eğitimin kazandırdıklarına ilâve bir öğrenme gerçekleştirmek amacıyla Kur’an kursuna gelinmektedir. Kaldı ki, Başkanlık, Kur’an kurslarına gelenleri, eğitimlerini sürdürmeye özellikle teşvik etmektedir. İlköğretimi bitirenleri, ortaöğretime, ortaöğretimi yarıda bırakmış olanları onu tamamlamaya, ortaöğretimi bitirmiş olanları yüksek öğretime yönlendirmektedir. Bu konuda gerekirse aileleriyle görüşmeler yapılarak onların ikna edilmesi bile sağlanmaktadır. Bütün bunlar, din eğitiminin gereği kabul edilmektedir. Kur’an kursu görevlilerimizin bu anlamdaki çabaları küçümsenemez.
Kur’an kursu ve eğitimin dinselleş(tiril)mesi
Kur’an kursu sayısının artmasını olumsuz algılayanlardan kimisi de, bunu eğitimin dinselleştirilmesi olarak niteleyerek karşı çıkılması gereken bir tehlike olarak göstermektedir. Bu iddia da gerçekçi ve rasyonel değildir. Şöyle ki, dinsel/dinî eğitim, din eğitiminden tamamen farklıdır. Dinsel eğitim, eğitim sisteminin dinselleşmesidir. Bu durumda din, eğitim sistemine tamamen nüfuz etmiştir. Amaçlar dinselleştirildiği gibi, bu amaçlara ulaşmak için gerçekleştirilen bütün eğitsel iş ve işlemlerde de dinsel kaygılar söz konusudur. Aydınlanma dönemine kadar Avrupa’da, Tanzimat’a kadar da bizde eğitim sistemi böyleydi. Din eğitimi kavramı ise, eğitimin içindeki din kısmına/cüz’üne; yani eğitim sistemi içindeki din ile ilgili eğitim süreçlerine işaret etmektedir. (Bk.Tosun, 2005: 24-25)
Oysa ülkemizde laik, demokratik eğitim sistemi vardır. Bu sistem din eğitimine yer vermektedir. Her eğitim kurumu gibi Kur’an kursu da bu sistemin ön gördüğü çerçevede etkinliklerini sürdürmektedir; böyle olmak zorundadır. Ayrıca, Kur’an kursu, örgün eğitim kurumu değil; yaygın din eğitimi kurumu- dur. Bu nedenle, onun sayısının artması, diğer eğitim kurumlarına olan ilgiyi azaltmamakta, onların öğrencilerini kendisine çekerek öğrencilerin çoğunluğunun belli bir alternatif din eğitiminden geçirilmesine de yol açmamaktadır. Kur’an kursu, laik eğitim sistemimizin genel amaçlarına ulaşma konusunda okullara destek olmak, katkı sağlamak durumundadır; köstek olması asla söz konusu olamaz. Öyleyse, nasıl halk eğitim kurumlarının sayılarının artmasından rahatsızlık duymuyorsak, Kur’an kurslarının sayısının çokluğundan da kaygılanmamalı- yız. işlevleri itibariyle Kur’an kursu, bu çerçevede kaygılanmamıza neden oluyorsa, o takdirde de çare, sayılarının azlığı veya çokluğu ile ilgilenmek değildir.
Sayı mı, hizmetin niteliği mi?
Gerçekte üzerinde durulması gereken konu, bu kursların sayısı değil, ürettiği hizmetin niteliğidir, işlevleridir. Asıl bu boyutu sorgulanmalıdır. Bu kurum, birey ve toplum için zararlı ise çare, onun sayısını azaltmak değil, onu ıslah edip yararlı hale dönüştürmek; yoksa varlığına son vermektir. Yararlı ise, ihtiyaçlara paralel olarak sayısının artmasından kaygılanmak şöyle dursun sevinmek gerekir. Etkin ve verimli değilse, sevinilecek bir yön yoktur; sayısını artırmanın, külfeti artırmaktan başka hiçbir anlamı olamaz. Ama sözü edilen her iki görüşün sahiplerinin, gerçekleri araştırmak, işin niteliğinin gerçekte ne olduğunu soruşturmak gibi bir dertlerinin olmadığı görülmektedir.
Ülkemizde Kur’an kursu sayısı nasıl belirlenmektedir?
Bugün ülkemizde Kur’an kursu sayısını, halkın talepleri belirlemekte ve bu sayı sürekli değişmekte; artmakta veya azalmaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığı, Kur’an kursu açma teşebbüsünde bulunmamaktadır. Zaten buna imkânı da yoktur. Kur’an okumayı, dinini, Pey- gamberi’nin hayatını öğrenmeyi isteyen Müslüman halkımız, tamamen kendi imkânlarıyla Kur’an kursu binasını yapıp donatmakta ve Diyanet işleri Başkanlığı’na müracaat ederek orada bir Kur’an Kursu açmasını istemektedir. Başkanlık, Milli Eğitim Bakanlığı’yla işbirliği içinde burayı inceleterek uygun gördüğü takdirde Kur’an kursu olarak hizmete başlamasına karar vermektedir. Özellikle son üç yılda bu konuda çok hassas davranılmakta; daha açılırken Kur’an kursuna ilişkin hiçbir sorunun olmaması, çağdaş bir donanıma sahip olarak açılması için önlemler alınmaktadır. Bu bağlamda, söz gelimi, müftünün raporuyla kursu açma imkânı olmasına rağmen, ilgili müftülüğün gerekli belgeleri tamamlayarak dosyayı ilgili daireye gönderdikten sonra Başkanlık müfettişlerinin mahallinde incelemeler yaparak olumlu rapor vermeleri şart koşulmuştur. Nitelikleri itibariyle belli bir çıtanın üstüne çıkamayan kursların açılmasındansa hiç açılmaması tercih edilmektedir. Kısacası, olabildiğince sık dokunup ince elenmektedir.
Açılmasına karar verilen Kur’an kursu artık Başkanlığın yönetimi ve denetimi altına girmektedir. Ama bu kursun bütün masrafları yine halk tarafından karşılanmaya devam etmektedir. Başkanlığın buraya ekonomik katkısı, sadece öğretici tayin edip onun maaşını ödemekten ibarettir. Tabiî ki, kadrosu varsa; yoksa fahri öğretici diye bir görevli atanır ve onun ücretini Müftülük, yine halktan aldığı yardımlarla öder.
Açılan bir Kur’an kursu, o çevredeki halkın ihtiyaçları, ilgileri devam ettiği müddetçe açık kalır, halkın ihtiyacı sona erince, orada öğretime ara verilir sonra tekrar ihtiyaç duyulursa yeniden açılır. Veyahut da duruma göre ihtiyaç kalmayınca kapatılır. Görüldüğü gibi, bir yerde Kur’an Kursu açılması ve kapanması, tamamen halkın talepleri doğrultusunda gerçekleşmektedir. Dolayısıyla bu kursların sayısı da, tamamen talebe göre azalmakta veya çoğalmaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yaptığı iş, halkın bu taleplerini, ihtiyaçlarını sağlıklı biçimde karşılamak için gerekli eğitim faaliyetlerini düzenlemekten ibarettir.
Başkanlık, halkın bu yöndeki beklenti, talep ve ihtiyaçlarının karşılanmasını fevkalâde önemli görmektedir. Çünkü, karşılanmayan dinî ihtiyaçlar asla yok olmamaktadır; belki daha da şiddetlenmektedir. Fıtrî olan inanma eğilimini yok etmek mümkün olmadığına göre, onun sağlıklı gelişimine katkıda bulunmak tek çıkar yoldur. Nitekim bu tür ihtiyaçları, talepleri karşılanmayan halk, haklı olarak başka arayışlar içine girmekte, kendince çözüm yolları aramaya başlamaktadır. Oldukça dindar bir toplumsal dokuya sahip olan ülkemizde bu durum daha da öne çıkmaktadır. Bu arayışlar sonunda elde edilenlerin ne kadar sağlıklı ve doyurucu olduğu ise tartışmalıdır. Tarihsel tecrübeler, bu gerçekliği açık seçik ortaya koymaktadır. Susuz bir insana temiz su sunulmadığı takdirde, bu ihtiyacını önüne gelen herhangi bir sıvıyla karşılamaya çalışması kaçınılmazdır.
Halkın din eğitimi konusundaki ihtiyaç ve taleplerini görmezlikten gelme veya geçiştirmenin devletimiz, ülkemiz, milletimiz için çok büyük yaralar açtığı gerçeğini deneyimlerimizle milletçe öğrenmiş durumdayız. Bunun bilincinde olan Başkanlık, bu yöndeki talepleri geri çevirme gibi tehlikeli kolaycılığı tercih etmemekte; onları sağlıklı biçimde karşılamak için gecesini gündüzüne katarak çalışmayı yasal ve ulusal görevi saymaktadır.
Ne var ki Başkanlık, halkın Kur’an kursu taleplerini görmezlikten gelmek, geçiştirmek, savsaklamak yoluna gitmediği gibi, bu kurslar açılsın da nasıl olursa olsun da dememektedir. Aksine, onların fiziksel ve eğitsel açıdan çağdaş bir donanıma sahip olarak açılmasını gerçekleştirdikten sonra, Kur’an’ın mesajını bütün doğruluğu ve güzelliği ile insanımıza tanıtmalarını, bugünün insanının ihtiyaçlarını karşılayacak bir dindarlığı sunabilen nitelikte hizmet üretmelerini sağlamaya çalışmaktadır.
İhtiyaçlarının daha iyi, daha sağlıklı, daha doyurucu biçimde karşılandığını gören halkımız, rahatlamakta, sunulan hizmetle yetinerek başka arayışlara girişme ve kendisine sunulan başka alternatiflere de iltifat etmemektedir. Böylece halkın, din ve vicdan özgürlüğü, din eğitimi hakkı konularında devlete, laik ve demokratik sisteme güveni artmakta, bağlılığı gelişmektedir.
Herkese düşen görev, Kur’an kurslarının sayısının azlığı veya çokluğuna takılıp kalmak yerine, bu kurumların işlevsellikleri üzerinde düşünmek, eleştirel değerlendirmeler yaparak veya başka imkânları devreye sokarak Başkanlığa çalışmalarında yardımcı olmaktır.

KAYNAKLAR
JACOB P. Xavier, L’enseignement Religieux dans la Turquie Moderne, Berlin, 1982.
TOSUN Cemal, Din Eğitimi Bilimine Giriş, 3.bs. Ankara, 2005.