Makale

ÖLÜM İNDİRMEDE GÖKLER

Ragıp Akyavaş

ÖLÜM İNDİRMEDE
GÖKLER

Derler ki, tabiatta eşya yaklaştıkça, aksine vak’alar ve o vak’aları yaratan şahıslar uzaklaştıkça büyür. Filhakika İstanbul’un Fethine iştirak etmiş bir Yeniçeri acemisi, Plevne’ye katılmış bir mekkâre neferi eğer bugün aramızda yaşamış olsalardı bize gördüğümüz bildiğimiz insanlardan bambaşka birer mitolojik mahlûk şeklinde görünürlerdi.
Bugün sene-i devriyesini idrak ettiğimiz Çanakkale Muharebeleri bir eşini daha dünya tarihinin kaydetmediği başlıbaşına bir zafer, bir kahramanlık destanıdır. 18 Mart günü de bu destanın en şanlı bir sahifesini teşkil eder.
"Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesîf orduların yükleniyor dördü beşi,
Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya"
Mehmed Âkif’den başka hiçbir şâirimiz Çanakkale gibi hârikalarla dolu olan o azametli müdafaanın şanıyla mütenasip bir eser vücuda getirememiştir. Âkif bu macerayı şehâmetli bir heyecanla söylemiş, destanlar yaratmıştır.
Müşterek İngiliz-Fransız kuvvetleri, 18 Mart 1915’de mâlik oldukları mebzul vâsıtalara, hadsiz hesapsız mühimmata, donanmalarının her bakımdan üstün toplarına güvenerek ve bizim de Balkan Muharebesinin milletin sinesinde yer yer açtığı yaraların henüz kapanmamış olmasına, atacağımız her mermiyi, yiyeceğimiz her lokmayı hesap etmeye mecbur yoksul bir kuvvet olduğumuzu düşünerek, ufak bir fedakârlıkla Boğaz’ı denizden zorlayıp Marmara’ya yol bulabileceklerini ümit ettiler. Ve bu ümitle Boğaz’ı zorladılar. Ufuklardan, bulutların üstünden, denizlerin dibinden ateş ve ölüm yağıyordu. Karşı tarafta yalnız sinesini ve imanını siper olarak kullanan şanlı Mehmetçik, kahraman Türk askeri!... Bu muazzam armadanın bir tek hesap hatâsı vardı. Yoksul zannettikleri ha- sımlarının iman kuvvetini akıllarına getirmediler. Hamâset ve iman kayasına çarptılar ve iflâs ettiler. Bununla da kalmadılar, talihlerini bir de karada denemeye kalkıştılar, bir de orada şehit oğlu şehit, kahramanlar kahramanı Mehmed’in süngüsü ile boy ölçüşmek istediler, fakat yıkıldılar. Bu da ikinci iflâsları oldu.
Eski düşmanlarımız durup dururken Çanakkale’yi zorlamadılar. Bunun sebebini Fransız askerî muharrirlerinden Binbaşı Larcher şöyle izah ediyor: Avrupa Devletleri 1914 senesi yazından itibaren Almanya’nın silâhlı ihtirasından dolayı bir harbin yakın olduğunu düşünerek endişeye düştüler. Bu düşünce onların dikkat nazarını Çanakkale’ye çevirdi ve kendileri için Boğaz- lar’dan serbestçe geçmeyi temine çalıştılar. Çünkü Rus Ordusu hemen tamamen denilecek derecede ağır sahra topçusundan mahrum olduğu gibi umûmiyetle elinde pek az silâh ve mühimmat bulunuyordu. İngiltere ile Fransa bel bağladıkları Rusya’ya en kısa yoldan mühimmat vesâir harp malzemesi gönderemiyorlar ve bu sebepten en uzak Şarktaki Vladivostok Limanından veya senenin sekiz ayında buzlarla kaplı ve iç bölgelere taşıt yolları ve imkânları az olan Arkanjel Limanından istifadeye mecbur oluyorlardı.
Çarlığın selâmeti ve muharebenin iyi bir şekilde kendi lehlerine bitirilmesi mutlaka Boğazlar’ın birleşik İngiliz- Fransız donanmasına serbestçe açık bulunmasına bağlı idi. Bu zaruretle Rus ordusunun top, tüfek ve her nevi harp malzemesine olan ihtiyacını temin etmek behemahal lâzım geliyordu. Zira Ruslar tekmil cephanelerini sarfetmiş, bütün harp malzemelerini ellerinden çıkarmış bulunuyorlardı. Bu sebeple Mazuri Bataklıklarında ve Lehistan’da ağır zayiata uğruyorlar ve hesapsız Rus sürülerini silâhlandırmıyorlardı.
O zaman Fransa’nın Petersburg Sefiri telâşla hükümetine yazdığı bir muhtırada diyor ki: "Grandük harekâtı tatile mecbur olduğunu teessürle bildiriyor. Dün Rus topçusunun cephanesiz kaldığını öğrendim. Bu sabah da Rus piyâdesinin tüfeksiz kaldığını haber aldım..."
Bu zarûret karşısında ve bir aylık hummalı bir hazırlıktan sonra müşterek Ingiliz-Fransız donanması 18 Mart 1915’de Boğaz’ı zorlayıp geçmeye teşebbüs etti ve fakat Türklerin muanni- dane müdafaası karşısında geri döndü ve artık denizden ikinci bir zorlamayı göze alamadı.
18 Mart 1915 sabahı müstahkem mevkî kumandanı rahmetli Cevad Paşa Kirte ve havâlisinde müstahkem mevkî emrinde bulunan teşkilâtı teftişe gitmiş ve bu sebeple o günkü o muazzam tarihî muharebe müstahkem mevkî Erkân-ı Harbiyye Reisi o zaman Binbaşı olan Salâhaddin Âdil Paşa tarafından idare olunmuştur. Müşârunileyhin bu muharebe hakkında verdiği kıymetli ve tarihî ehemmiyeti hâiz konferansının bazı parçalarını aynen naklediyoruz:
"18 Mart’tan evvel devam eden birkaç günlük sükûn ve istirahati 18 Mart ihlâl etti. Düşman donanmasının Bozcaada’da toplanması gerek karadan yapılan gözetlemeler ve gerek deniz tayyareleriyle keşfedilmişti. Bundan başka 18 Martta bir taarruz olacağına dair müstahkem mevkî ayrıca malûmat almış bulunuyordu. O günü tayyaremiz şafakla beraber uçarak Bozcaada-imroz’da büyük bir faaliyet olduğunu haber verdi. Sabah saat 10’da en önde Triumph, bunu tâkiben sıra ile Agamemnon, Lord Nelson, Queen Elisabeth, inflexible, Prens Georges zırhlıları ve bunları tâkiben beş torpido Seddülbahir önünden çıkarak Kumkale’ye doğru bir hat teşkil ettikten sonra sola çark ettiler. Altı zırhlı omuzluk hattında Boğaz’a ilerlemeye başladılar. Arkalarından da küçük büyük motorbotların geldiği görülüyordu.
25 Şubat’tan beri Boğaz ağzındaki bataryalarımızın düşmüş olmasına rağmen içeri girişinde mâruz olduğu atışlara bugün yine medhal istihkâ- matımız mâruz oldu. Beş on mermi atıldıktan sonra donanma yavaş bir seyir ile içeri girdi. Uzaktan dört Fransız gemisinin de yaklaştığı haber verildi. Medhalden gelen bu gemilerden Prens Georges Anadolu, Triumph Rumeli tarafında olmak üzere sahilde kaldılar. Diğerleri ortada ayrı bir hat teşkil ettiler. Ana harp gemisi olan Queen Elisabeth’e ehemmiyetli bir vazife tevdi edildiğinden ayrıca üç dört küçük gemi bu gemiyi muhafaza ediyorlardı.
ilk atışı saat 11.15’de Triumph yaptı. Obüs bataryalarımızı şiddetli ateş altına almaya başladı. Tabyalarda bulunan subay ve erler filo daha yaklaşmadan silâh başına etmiş bekliyorlardı. Atış mesafesi 14 kilometreden fazla olduğundan ma- ateessüf bizim tarafımızdan ateş açılmasına imkân olmadı. Düşman ilk atışını 16 kilometreden yaptı. Daha sonra yavaş yavaş bu mesafeyi azaltmaya başladı. Prens Georges, Rumeli Bataryalarını, Triumph Anadolu Obüs bataryalarını ateş altına alırken Queen Elisabeth Anadolu Hamidi- ye Bataryası ile hemen Çanakkale Kasabası’nın önünde bulunan Çimenlik İstihkâmını, Agamemnon, Lord Nelson, Kilidülbahir manzumesini, inflexible Rumeli Mecidiye Bataryasını ateş altına almıştı. Bunu müteakip Fransız filosu ikiye ayrıldı. Suffren, Charlemagne Rumeli sahilini, Gaulois, Bouvet zırhlıları da Anadolu sahilini takiben İngiliz hattını takviye ettiler. Fransızlar millî asabiyetlerini, İngilizler soğukkanlılıklarını pek güzel gösteriyorlardı. Düşman mermilerinin kaldırdığı toz duman içinde artık bataryalarımız gözle görülmüyordu. Hamidiye Bataryasındaki telemetre düşmanın 14 kilometreden daha ziyade yanaştığını gösterdi. Uzun müddet ateş etmemek, muharebeye seyirci kalmak askerlerin maneviyatını kıracağı nazar-ı dikkate alınarak mesafe ne olursa olsun hatta en büyük gemilere bile ateş edilmesini emrettik. Bataryalarımıza ateşlerini şiddetlendirmeleri için verilen emre mukabil pek çok isabetler elde ettiklerini öğreniyorduk. Yalnız attığımız mermilerin düşman gemileri civarında kaldırdıkları su sütunları o kadar muazzamdı ki isabetleri hakkıyla tefrik edemiyorduk. Düşman zırhlıları içinden en evvel saf harici çıkan İngilizlerin Inflexible zırhlısı olmuştur. Muharebe saat ikiye kadar çok şiddetli ve vaziyet çok fena, çok nâzik olarak devam etti. Buhranı ve nezâketi bizzat kendi şahsımda hissediyordum. Düşmanın ateş tesiri çok mühim olmakta devam ediyordu. Bataryalarımız sıkışık vaziyette idi. Saat ikide Fransızların Bouvet zırhlısının battığı her tarafta görüldüğünden zırhlının batmasının maneviyatın yükselmesi üzerinde büyük tesiri oldu. Dört Fransız zırhlısı zor karşısında muharebeyi terkedip çekildiler. Yerlerine altı İngiliz gemisi yeniden Boğaz’dan içeri girdi ve şiddetli ateşleriyle düşman donanmasına ağır zayiat verdiren Dardanos Tabyamızı şiddetle ateş altına aldılar. Tabya’daki topları susturdular ve maateessüf Batarya Kumandanı Haşan ve Gözetleme zâbiti Mevsuf Efendiler şehit oldular.
Bombardımana uğrayan bataryalardan ve hep bir ağızdan tekbir sadaları yükseliyor ve bu cehennemî ateş arasında bile Rumeli Tabyalarından yükselen ezan sesleri Anadolu sahillerinde akisler uyandırıyordu. Telefon irtibatı muharebenin başlamasından iki saat sonra kesilmişti. Bir ara atlı zâbitler vâsıtasıyla bataryalardan malûmat istedik. Gelen haberlerden Obüs bataryalarının mevcut mermilerinin mühim bir kısmını, Anadolu Hamidiye Bataryasının ise mevcut cephanesini kâmilen sarfetmiş olduklarını öğrendik. Rumeli cihetindeki bataryalarda da aynı elîm vaziyet başgöstermişti. Cephane hakkında pek müşkil bir vaziyet karşısında kalmıştık.
Tertiplediğimiz mayınların patlaması ve mermilerimizin isâbeti düşman gemilerindeki ateş intizamını altüst etti. Muharebe saat 18’e kadar bu minval üzere fakat yalnız İngiliz gemileriyle kahramanca devam etti ve güneş batarken bütün filo Boğaz’ı terketmek mecburiyetinde kaldı.
Bu muharebenin iki tarafta husule getirdiği zayiata gelince:
1. İngiliz zayiatı: inflexible batmak tehlikesine uğradı. Agamemnon ağır hasara mâruz kaldı. irresistible ve Ocean battı.
2. Fransız zayiatı: Bouvet battı. Suffren ve Gaulois uzun müddet harbedemeyecek derecede ağır hasara mâruz kaldı.
3. Bizim zayiatımıza gelince: 18 Mart muharebesinden evvel vukua gelen taarruzda Boğaz ağzını kapayan Seddülbahir, Ertuğrul, Orhaniye, Kumkale tabyaları kâmilen harap olup elden çıkmış ve insanca da birçok zayiat verilmişti.
Bunlar hariç olmak üzere 18 Mart günü bizim tarafta vukua gelen en büyük tahribat Çimenlik ve Anadolu Hamidiye Tabyalarında vukua gelmiş ve esaslı olarak biri yirmi dörtlük olmak üzere dokuz top tamamiyle tahrip edilmiştir. Bunlardan başka insanca zayiatımız üç subay ve 22 nefer şehit ve yine 2 subay ve 50 nefer yaralıdan ibaret kalmıştır.
Silâh nispeti: Bu muharebede bizim taraftan 150 topa karşı 506 top ve 78 ağır topa karşı 280 ağır top karşılaşmıştır. Yine bu muharebede bizim tarafımızdan 1938 büyük ve orta çapta mermi atıldığı halde müşterek filo tarafından yalnız Dardanos Bataryasına 4000 mermi atıldığını söylemek aradaki cephane nisbetsizliğinin dehşetini göstermeye kâfidir.
Bu zafer, ölmüş veya cançekişir bir hâlde olduğu sanılan Türk milletine benliğini, şehâmetini tekrar göstermek fırsatını veren fevkalâde bir hâdisedir.
Türk nesilleri bu şerefli mâcerayı unutulmaz bir destan hâlinde birbirlerine devredeceklerdir. Yalnız bu muharebeyi bütün azametiyle daha iyi gösterebilmek için biraz daha beklemek, ondan biraz daha uzaklaşmak lâzımdır.
ŞEHİTLERE RAHMET, GAZİLERE MİNNET...