Makale

Türk Tarihi ve Kültürümüzde Nevruz

Zafer Koç
Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı

Türk Tarihi ve Kültürümüzde
Nevruz

Milletlerin varlıklarını devam ettirmede, geleceğe güvenle bakma ve sağlıklı temellere oturtmada kültürün önemli bir yeri vardır.
Kültür, bir milletin topyekûn yaşama tarzıdır. Gelenek ve görenekler, kültürlerin en önemli unsurlarıdır. Dil, edebiyat, sanat, inanç, örf ve âdetler, bir milletin geçmişini geleceğe bağlayan köprüdür. Bu değerlerden örf ve âdetler, hem uzun zamanda oluşurlar, hem de değişimleri uzun zaman alır. Bu özelliği ile kültür, canlı ve dinamik bir yapıya sahiptir.
Sanayi devrimi, dünya hayatını daha önceki dönemlerle kıyas kabul etmez bir hâle getirmiş, özellikle geride bıraktığımız yüzyılın son çeyreğinde iletişim teknolojisinde elde edilen baş döndürücü ilerlemeler; dünyamızda mesafeleri kısaltmış, ülkelerin fizikî sınırlarını hukuken olmasa bile, fiilen ortadan kaldırarak dünyayı global bir köy hâline getirmiştir. Böyle bir zaman ve zeminde tüm milletler hayatlarını devam ettirebilmek için kültürlerini geliştirerek yeni nesillere aktarma faaliyetlerine çok ciddî kaynaklar ayırmaktadırlar.
Günümüzde siyasî ve ekonomik yönden gelişmiş ülkelerin, kültürel etkinlikler için yaptıkları harcamalar, askerî harcamaları kat kat aşmış durumdadır. Bu durum bir devletin başka bir devlet ya da devletlere, o devletin halkını sömürmek ve ekonomik-politik avantajlar elde etmek amacıyla hâkimiyet kurmasının artık kültürel yatırımlarla gerçekleştirildiğini açıkça göstermektedir.
Bu bakımdan manevî kalkınma olarak da adlandırabileceğimiz kültürel gelişme, aynı zamanda maddî kalkınmanın da itici gücünü oluşturmaktadır. Dolayısıyla, kalkınmada sosyal ve kültürel boyutların hiçbir şekilde ihmal edilemeyeceği gerçeği, yaşadığımız çağda kendini daha belirgin bir şekilde hissettirmektedir.
Milletlerin kültür hayatlarında hem dinî hem de millî bayramların önemli bir yeri ve anlamı vardır. Bu bayramlara ilâve olarak; toplumun bağlarını güçlendiren, halkın bir araya gelmesine ve mutlu bir zaman dilimi yaşamasına yardımcı olan mahallî bayramlar da vardır. Pasifik Okyanus ile Adriyatik Denizi arasında kalan coğrafî bölgelerde yaşayan farklı dil, din ve ırklara mensup onlarca millet tarafından özellikle de milletimizce kutlanan mahallî bayramlardan birisi de Nevruz’dur.
Nevruz bayramı ve mahiyeti
Nevruz, Doğu Türkistan’dan Balkanlara kadar geniş Türk coğrafyasında "Yılbaşı" veya "Ergenekon’dan Çıkış" olarak algılanıp günümüze kadar kutlana gelen, Türk mitolojisi ve takvimiyle bağlantılı bir bayramdır.
Tarihleri boyunca, kültürel temaslarda bulundukları milletlerden çeşitli kültür unsurları alan ve kendilerine ait kültür unsurlarını da bu milletlere veren Türkler, İranlılar ile temaslarından sonra "Yeni gün" manasına gelen "Nevruz" kelimesini almış; gerek bu kelimeyi, gerekse "Yeni gün", "Yılbaşı" anlamında başka kelimeleri kullanmışlardır. (Nevruz’un Türk Dünyasında yirmi beşi aşkın, Anadolu’da ise kırka yakın ismi vardır. Bkz. Nevruz, Atatürk Kültür Mrkz., Yay., Ankara 1995, s.11) Bugün güneşin "koç burcu"na girdiği gün olup, Milâdî 22 Mart’a, halk arasında bilindiği şekliyle Rumî 9 Mart’a rastlamaktadır. Değişik yörelere göre kutlama şekli, zamanı ve hatta ismi farklı olsa da, bu bayramın toprağın canlanması itibariyle yeni yılın başlangıcı olarak kabul edilmesine dair ortak ruh değişmemiştir. (Türk Dünyası Nevruz Ansiklopedisi, Atatürk Kültür Mrkz., Yay., Ankara 2004, s. 37)
Yeni Gün, kışın bitip baharın başladığı, gece ile gündüzün eşit olduğu bir gün olarak; uyanan, dirilen tabiat karşısında Türklerin, hak ve sorumluluklarını yeni baştan hatırlama ve tabiata yönelme, yeni bir dirilişle kendini cihanın içinde bir altın çivi gibi uygun yere çakma düşüncesini şenlik hâlinde kutladığı gündür. Nevruzla ilgili gelenekler dikkate alındığında, bugünün doğrudan doğruya Türklerdeki tabiat kültürü ile ilgili olduğu görülür. Bu bakımdan Nevruza "Tabiat Bayramı" diyenler de olmuştur. (Prof. Dr. Abdulhâlık M. Çay, Türk Ergenekon Bayramı Nevruz, V. Bsk., Ankara 1993, s.12)
Her mevsim, insan hayatında olduğu gibi diğer bütün canlılar üzerinde de etkilidir. Ancak ilkbahar, insanların, tabiatın ve bütün varlıkların kıştan çıkıp, soğuk, kar ve fırtınadan kurtulup, ılık, tatlı ve canlandırıcı yeni bir ortama girdiği mevsimdir. Bu mevsimde tüm canlılarda yeni bir diriliş gözlendiği için, insanlar bu değişikliğin başlangıcı olan günü özel gün, yani bayram kabul etmişlerdir. Bu değişikliğe sebep olan Yüce Yaratıcıya hamd ve sena edilerek kurbanlar kesilmiş, eğlenceler tertip edilmiştir. Hayat tarzı tarıma ve hayvancılığa dayalı olan Türk Milleti’nin ata ve ana yurdunda da baharın başlangıcı büyük bir şölenle kutlana gelmiştir.
Kavramlar, duygu, düşünce, hayal ve zevke bağlı kabullenişler ile davranışların zeminini oluştururlar. Sağlıklı bir zemin, kavramların aydınlık olmasıyla mümkündür. Maalesef birçok etkili merkezin dikkatsiz, ilgisiz, sorumsuz ve duyarlılıktan yoksun tavırları, Nevruz konusunda bazı bulanıklığı ve kirlenmeyi de beraberinde getirmiştir. Nevruz’un menşei, mahiyeti meselesi, bilim adamlarının değerli inceleme ve araştırmalarıyla ortaya konacak bir husus olduğu için, makalemizde bu konuya geniş bir şekilde yer verme imkânımız yoktur. Ancak şu kadarını da söylemeden geçmek istemiyoruz.
Türk kültürünün hâkim olduğu her coğrafyada; Orta Asya’dan Balkanlara kadar üç bin yıllık bir geçmişe sahip Nevruz, öylesine harman olmuş, terkip oluşturmuştur ki, katlarını açmak âdeta imkânsızlaşmıştır. Her ne kadar ideolojik ya da dinî bakımdan yorumlayanlar olsa da Nevruz, eski Doğu geleneklerinin devamından başka bir şey değildir. Çin kaynaklarında Hunların daha Milâttan yüzlerce yıl önceleri, 21 Mart tarihinde bahar şenliklerini yaptıklarının yer aldığı bilinmektedir. Aynı geleneklerin Hunlardan sonra Uygurlarda da varlığına şahit oluyoruz. Bu gelenekler Uygurlar- dan günümüze kadar uzanmış gelmiştir. Türkle- rin kullandıkları 12 hayvanlı Türk takvimi olarak bilinen takvimin başlangıcının da 21 Mart olması ve Türk Cumhuriyetlerinin pek çoğunda hâlâ takvim olarak kullanılması, Nevruz’un ilk defa Türk- ler tarafından kullanıldığını göstermektedir. (Nevruz, age., s.15)
Buradan hareketle şu tespiti yapmamız mümkündür. Nevruz, Milattan önce III. Yüzyıldan, Mete Han zamanından beri Türklerde var olan bahar bayramı şenlikleri olup, bir dinin veya mezhebin bayramı değildir. O itibarla herhangi bir şekilde bir mezhep adına, bir din adına, bir etnik menşe’ adına bağlı gösterilmesi, istismar edilmesi ve bir ayrılık gayrılık unsuru olarak takdim edilmeye çalışılması fevkalâde yanlıştır. Tarihin ve kültürün bütün gerçeklerine aykırıdır. Çünkü geniş bir coğrafyada yaşayan ve Türk insanlarını birbirine kenetleyen, bağlayan, kaynaştıran millî örf, âdet ve geleneklerini daha sonraki sosyal hadiseler arasında bağlantı kurulması yanlıştır. (Abdulhâluk M. Çay, age., s.11-13)
Nevruzun geniş bir coğrafyada kutlandığını dikkate alarak, hâkim olan kültürlerin kendilerini çevrelerinde yaşayan diğer milletlere kolaylıkla kabul ettirebildiklerini söylememiz mümkündür. Hunlar, Moğollar, Safevîler, Abbasîler, Sasanîler, Selçuklular, Osmanlılar ve diğer bazı devletler, Nevruzu bayram olarak kutlamışlar ve takvim başlangıcı olarak kabul etmişlerdir, işte Nevruz’un, güçlü bir kültür ürünü olarak tıpkı bugünkü Noel ve Christmas gibi kendisini çevresine kolaylıkla kabul ettirdiğini, bir millete, bir dine ve bir boya ait olmadığını kolaylıkla söyleyebiliriz. Dolayısıyla Nevruz, evrensel nitelikli bir bayram olarak kabul edilmelidir. (Nevruz, age., s.105-109)
Osmanlı döneminde Nevruz kutlamaları dinî yönden gündeme gelmiş, Şeyhülislâm Ebussuud Efendi, bu günün Mecusî âdeti olmadığını, Nevruz Sultanî olduğunu, eğlence ve şenliklerle kutlamanın dinen bir sakıncası bulunmadığını belirtmiştir. (Türk Dünyası Nevruz Ansiklopedisi, s. 46, 47)
Bu fetvadan da açıkça anlaşılacağı üzere Nevruz, herhangi bir dinin, mezhebin ya da ideolojinin sembolü olmayıp, gelenekselleşen örf ve âdetten ibaret bahar bayramı kutlamalarıdır. Bunun tabiî bir sonucu olarak Türk dünyasında her mezhep ve tarikat mensuplan, Nevruz kutlamalarını bayram ve şenlik ortamı içinde hep yaşatmıştır.
Türk dünyası ve nevruz kutlamaları
Türk toplulukları, Nevruz şenliklerini aynı tarihte fakat biraz farklı törenlerle ve uygulamalarla kutlamaktadırlar. Sibirya’nın kuzeyinde, Müslümanlıkla hiç tanışmamış Yakut Türklerinde, Hıristiyan Çavuşlarda, Gagavuzlarda, Musevî Karay Türklerinde, Doğu ve Batı Türkistan’da, İdil-Ural ve Kafkasya Türklerinde "Nevruz=Yenigün" şenlikleri bütün canlılığıyla yaşamakta, yaşatılmakta ve binlerce yıldır kutlanmaktadır.
Farklı coğrafyalardaki değişik kutlamaları ayrı ayrı anlatmak yerine, genel olarak Nevruz’da yapılan etkinlikleri özetlemek istiyoruz.
Nevruz günü, gece ile gündüzün eşit olduğu, iyilik ve bereketi temsil eden baharla, kötülük ve sıkıntıyı temsil eden kışın mücadelesidir. Nevruz’da hazırlıklar kırk gün önce başlar ve bu süre içinde günlerin ayrı ayrı özellikleri vardır. Bu yüzden Nevruz günü ilk ve son çarşamba günleri töre gereği yasak olan işler yapılmaz, yerine getirilmesi gerekenler de ihmal edilmez. Her şeyden önce, bayramlarda günlük işlerle meşgul olunmaz. Küfür ve kötü söz söylenmez, dedikodu edilmez. Yeme, içme, eğlenme, sohbet etme, gönül alma, dost ve yakınlara hediye vermeye önem verilir. Karşılıklı ziyaretler yapılır. Konuklara yedi çeşitten yapılan Nevruz yemeği ikram edilir. Hastalara nevruz payı gönderilir, kabir ziyaretleri yapılır. Dargınlar barıştırılır. Fakir ve muhtaçlara yardım edilir. Yeni elbiseler giyilir, üst-baş bakımı yapılır.
Nevruz günü kar ve yağmur yağarsa "nur yağdı" denir ve o yılın bereketli olacağına inanılır. Ağaç dikmeye önem verilir, çevreye özen gösterilir. O gün doğan çocukların ismi başına "Navrız" getirilir. Nevruz bayramında ateş yakılır ve üzerinden atlanır. Yine Nevruz bayramında su üzerinden atlama, üzerine su serpme, soğuksu ile yıkanma, Nevruz suyu ile yüz yıkama, hayvanlara nevruz suyu içirme de eski Türk inancının, yani su kültünün yaşayan cephesidir.
Nevruz, sevgi, saygı, hürmet, canlılık, samimiyet, sıcaklık ve güzelliği temsil eder. O gün kin, nefret, kan, husumet ve katliam şöyle dursun, kötü söz sarf edilmesi bile nevruza ™^ karşı saygısızlık kabul edilir. (Ab- dulhalûk M. Çay, s. 71-151)
Nevruz günlerinde halk sokaklarda gösteriler, fener alayları düzenler, güreş ve at koşuları yaparak eğlenirler. Halk belli bir yerde toplanır, nevruz şarkıları söylerler, yazılan nevruznamelerde dereceye girenlere ödüller verilerek ilim, edebiyat ve irfan teşvik edilir.
Nevruz Osmanlılarda da sayılı günlerden biri olarak kutlanmıştır. Nevruziye denilen bir macun veya tatlı yemek adetti. Bu macunu sarayda hekimbaşı misk, amber, türlü baharat ve kokulu otlar ilâve ederek hazırlar, ağzı kapaklı porselen kâseler içinde akşamdan padişaha takdim ederlerdi. Nevruz’da padişahlara, vezirlere ve diğer mevki sahiplerine sunulan bütün hediyelere, kaside ve medhiyelere de Nevruziye denmiştir. İstanbul’da sadrazam başta olmak üzere devlet ileri gelenlerinin padişaha armağanlar sunmaları kanun idi. (Islâm Ansiklopedisi, M. E. Bakanlığı, Nevruz mad., Eskişehir 1997, c.9, s.234)
Şairler, Nevruziye Kasideleri için büyük câize- ler (telif ücretleri) alırlardı. Nevruz ve Nevruziye âdetleri II. Meşrutiyet’ten sonra terkedilmiş ve Türk halkı arasında yerini, Mayıs’ın ilk haftasında (5 Mayıs) kutlanan Hıdrellez (Hızır ve İlyas isimlerinin halk ağzında aldığı şekilden ibaret olan hıdrellez, Nevruz bayramında olduğu gibi kökü İslâm öncesi eski Orta Asya geleneklerine dayanır. Yaygın inanışa göre hıdrellez, ölümsüzlük sırrına eren ve biri karada, diğeri denizde darda kalanlara yardım ettiklerine inanılan Hızır ve ilyas peygamberlerin yılda bir defa bir araya geldikleri gün olarak kabul edilir. Nevruz kutlamalarında olduğu gibi, hıdrellez de baharı karşılama ve bu amaçla yapılan oyun ve eğlenceleri ifade etmektedir. (Daha fazla bilgi için bkz.DİA, Hıdrellez mad. c. 17, s. 313) şenliklerine daha yaygın olarak terk etmiş ama Nevruz adıyla kutlamalarda devam et- BaaaaBBaiM miştir. II. Meşrutiyet sonrasını takip eden Cumhuriyet döneminde birçok başka kutlamalar gibi Nevruz’un da resmi bir mahiyeti kalmamıştır. Ancak 1985’e kadar malî yılbaşı olarak devam ettirilmiştir. (Nevruz, age., s. 98)
Nevruz bayramındaki etkinlikler elbette bunlarla sınırlı değildir. Tüm bu Nevruz kutlamalarından hareketle şu sonuca varmamız mümkündür. Türklerin İslâmla şereflendikten sonra, önceki âdetlerini devam ettirebilmeleri, hiç şüphesiz yüce dinimizin, milletlerin İslâm öncesi örf ve âdetlerini -dinin temel ilkelerine aykırı olmadıkça- yaşamaları yönündeki toleransı ile mümkün olmuştur. Nevruz, İslâm’ın mahallî örf, âdet ve geleneklere getirdiği bakış açısıyla değerlendirildiğinde, dine aykırılık içermeyen bu tür şenliklerin sürdürülüp yaşatılmasında bir sakınca olmadığı söylenebilir. Ancak bu tür kutlama ve şenliklere, dinî bir kutsiyet atfetmek, bidat ve hurafe ihdası anlamına geleceğinden son derece dikkatli olmak gerekir.
Sonuç olarak Nevruz bayramı ile elde edebileceğimiz bazı kazançlara ve günümüze yönelik pratik yararlarına dikkat çekmek istiyoruz.
Bugün Türk dünyasının hemen her köşesinde merasim ve eğlence ile kutlanan Er- genekon veya Nevruz Bayramı, millî birliği güçlendiren, yardım laşma ve dayanışma duygularını geliştiren ve kardeşliği simgeleyen yönleriyle ülke genelinde ve hatta ülke sınırlarını da aşarak evrensel bir bayrama dönüştürülmesinde hiç kuşkusuz büyük yararlar olacaktır.
Nevruz bayramı klâsik edebiyatımızı fazlasıyla etkilemiş, çeşitli mezhep, meşrep ve mesleklerdeki şairlerimize ilham kaynağı olmuştur. Altıyüz yıllık Osmanlı döneminde de padişah ve vezirlerden, tanınmış din adamlarına varıncaya kadar divan şairlerinin pek çoğu tarafından motif olarak kullanılmış, bayram olarak manzum kutlamalar, hatta hikâyeleştirilip "Gül ü Nevruz" mesnevileri yazılmıştır. (Türk Dünyası Nevruz Şiirleri Antolojisi, Heyet, Atatürk Kültür Mrkz., Bşk., Vay., Ankara 2004; Nevruz, age., 1995, s.37-51) Bu yönüyle Nevruz kutlamaları Türk Cumhuriyetleriyle kurulacak kültürel işbirliği sayesinde edebiyat şölenine dönüştürülebilir.
Nevruz bayramı, Türk dünyasında binlerce yıldan beri yaşamakta olan kültür müştereği konumundadır. 1990 yılından sonra Türk Dünyasında başlayan siyasî ve ekonomik işbirliğinin sürekliliğinin temininde kültürel alandaki yakınlaşma ve kaynaşma büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle Türk dünyasıyla olan Nevruz bayramı ortak paydamızın sürekli gündemde tutulması bu kaynaşmayı, yardımlaşmayı ve dayanışmayı geliştirecek ve güçlendirecektir.
Bugün ülkemizin ancak % 25’ine yakını (20,7 milyon hektar) ormanlarla kaplıdır. Hz. Peygamber (a.s)’in: "Kıyamet koparken sizden birinizin elinde bir fidan bulunur da kıyamet kopmadan bunu dikmeye gücü yeterse hemen onu dikiversin" (Buhâri, Tecrid-i Sarih Tere., Diyanet İşi. Bşk., c.7, s. 124) tavsiyesi doğrultusunda milletimizin her ferdi, yurdumuzu ağaçlandırma kampanyasına teşvik edilmelidir.
Nevruz şenliklerinin vazgeçilmez özelliklerinden olan at yarışı, güreş, gibi çeşitli türden sportif etkinlikleri geliştirmek ve yaygınlaştırmak, toplumsal barış ve dayanışma için büyük bir fırsattır, ismi "barış, esenlik, güvenlik, emniyet" anlamlarına gelen dinimizin ortaya çıkardığı medeniyetlerin özünde daima bu temel espiri yer almaktadır.
Birlik, beraberlik, kaynaşma ve dayanışma gibi daha nice güzelliklere vesile olan ve olması gereken Nevruz’un geçmişte birtakım iç ve dış mihrakların oyunlarıyla zedelenmeye çalışıldığı malumdur. Ancak tüm bu kötü niyetler çok gerilerde kalmış, milletimiz basiret ve engin hoşgörüsüyle bu tür oyun ve hileleri boşa çıkarmıştır.
Yüce Allah, cennet vatanımızı ve aziz milletimizi her türlü felâket ve musibetten muhafaza etsin. Nevruzda sevincimiz baharda ırmaklar gibi çoğalsın, çağlasın, otlarımız, ekinlerimiz gür olsun, milletimizin bahtı açık olsun.