Makale

Âdem (Adam) Kafelnikow İslam’a Yolculuğum…

Âdem (Adam) Kafelnikow İslam’a Yolculuğum…

Haz. Metin Karabaşoğlu

1999’da, 14 yaşında, lisede okurken ihtida etti. ABD’li.
İslam’a yolculuğumu size anlatmadan önce, hakkımda, muhtemelen bilmek isteyeceğiniz bazı bilgiler vermek isterim. Indiana eyaletinin kuzeybatısında yaşayan 15 yaşında Kafkasyalı bir gencim. Katolik lisesine gidiyorum; lise ikinci sınıftayım. Yaşadığım şehir (Whiting) küçük bir şehir; nüfusu yaklaşık 5.150 ve kasabadaki tek Müslüman benim.
İslam’a yolculuğum, başkalarınınkine pek benzemiyor. Bir Müslümanla şahsen karşılaşıp tanışmam vaki olmadı. Yine de, kendi namıma, İslam’a yolculuğumun enteresan olduğunu sanıyorum.
Bu süreç, 1998 yılının sonlarına doğru, ağustos ayında başladı. Lise başlamak üzereydi ve ben, başka pek çok öğrenci gibi çok sinirliydim. Çok sinirlenmiştim; zira din dersimize bir rahibin gireceğini öğrenmiştim. Buna, yalnızca çok dindar biri olmadığım için sinirlenmiş de değildim.
Okul açıldı, derslerimiz başladı ve din dersimiz dünya dinlerinin şöyle genel hatlarıyla ele alındığı bir bölüme geldi. Bu arada İslam da ele alınmış oldu. Öğretmen İslam hakkında bir ödev hazırlamak üzere beni görevlendirdi ve işe bakın ki tam da bu ödevi üstlendiğim günün gecesi televizyonda cihat hakkında bir program gördüm. (Elbette, tamamen yalan yanlış şeylerle dolu bir programdı.)
Bu ödev için araştırmalar yapıp durdum. En sonunda kendimi ödev boyutunu aşan bir iş yapar vaziyette buldum. İşi bu derece büyütmemin sadece daha iyi bir not alma gayretiyle açıklanması mümkün değildi. Bilakis, araştırmamı, İslam ilgimi bir hayli çektiği için böylesine genişletmiştim.
O sıralar, bir gün, bir grup arkadaşla birlikte, günübirlik gidip dönmek üzere Chicago’ya gittik. Orasının İslam’la ilgili eserler bulma bakımından iyi bir yer olacağını düşünmüştüm. Nitekim oradan bir Kur’an satın aldım. Maşallah, onu okudum. Üzerimde muazzam bir hayranlık uyandırdı. İlk defa okumak üzere Kur’an’ı öyle rastgele açtığımda karşıma çıkan sayfanın başında, Kadr suresi vardı. Bu sure, okuduğumda, sözleri kısa olsa bile, bende uzun ve kalıcı bir tesir bıraktı.
Günler öylece geçip giderken sonbahar kışa döndü ve kış da bahara. Bütün bu zaman zarfında, şehadet getireyim mi, getirmeyeyim mi kararsızlığı yaşayıp durdum. Annem de babam da bundan pek hoşlanmazlar diye düşündüm. O kadar ki bu durum benim için büyük bir endişe kaynağı hâline geldi. Ayrıca, şehadet getirdiğimde, yaşadığım beldedeki ve gittiğim okuldaki tek Müslüman olacaktım. Buna hazır mıydım? Şayet İslam’ı seçecek olursam, insanlara karşı kendimi savunmaya ve verdiğim karar uğruna onlarla cedelleşmeye hazır mıydım?
Elhamdülillah, evet, hazırdım! 10 Mayıs 1999 günü, 14 yaşında kelime-i şehadet getirdim.
Her şey benim için altı ay içinde oldu bitti. Sübhanallah! Ve o günden bugüne, aklımın bir köşesinden, İslam’ı seçme kararıma dair hiçbir tereddüt geçmedi. Durumumu anneme söyleyebilsem iyi olurdu; ama nasıl ve ne zaman? Hâlâ daha bu sorunun cevabını çözmeye çalışıyor ve Allah’ın izniyle fazla zaman geçmeden bunun cevabını bileyim diye, Rabbime dua ediyorum.
Babam -ki annemden ayrılmıştı ve ben onunla yaşamıyorum- Müslüman olduğumu öğrendi ve bunu itiraz etmeden kabullendi.
İnşallah, ilk ramazanım hafızamdan hiç silinmeyecek bir ramazan olacak. Ve dilerim ki hayatımın bundan sonraki günleri de öyle olsun.