Makale

Ölümün Bile Bitiremediği Sevgi

Ölümün Bile Bitiremediği Sevgi


İslam, sevgiyi tabiatın harcı, insanların vazgeçilmez bir parçası kılmıştır. Allah, kullarını severek onlara iyilikte bulunmuştur.

Dr. Abdurrahman Candan
Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı

“İyiliklerin en iyisi, insanın babası öldükten sonra, baba dostunu arayıp sorması, görüp gözetmesidir.” (Müslim, Birr, 11-13.)
Yüce dinimiz, toplum bireyleri arasındaki ilişkileri önemsemiş, onların rahat huzur ve kardeşlik duyguları içinde yaşayabilmeleri için sağlam bir yapı oluşturmuştur. Bunun için de sılayırahim, komşu haklarına riayet etme, arkadaşlık haklarını gözetme, misafir ağırlama, yol arkadaşlarına yardımcı olma, iş arkadaşlarına saygılı olma ve benzeri kardeşlik eksenli bir yaşam tarzı tavsiye etmiştir. Bunun neticesinde ahlaki ve insani ilişkilerin hâkim olduğu, duyarlı toplumsal bir yapı oluşturmayı hedeflemiştir.
Tavsiye edilen davranışların hukuki bir karşılığı olmasa da insani ve ahlaki olarak mümin zihinlerde yer edinmesi sağlanmıştır.
Kendi iç dünyasına kapanmış, akraba ve komşularını önemsemeyen, yaşadığı toplumun sorunlarıyla hemhâl olmayan, dünya Müslümanlarının dertlerini yüreğinde hissetmeyenler İslam’ın oluşturmak istediği Müslüman vasıflarına uygun kişiler olamazlar.
Cenab-ı Hakk’ın el-Vedud ismiyle yeryüzünü kuşatan sevgi, bütün canlıların huzur ve afiyet içinde hayatlarını sürdürmelerini temin etmiştir. Eşref-i mahlukat olan insan bu his sayesinde varlığını sürdürmüş, hayata, tabiata ve diğer canlılara karşı saygılı olmuştur. Yırtıcı hayvanlar bile bundan hisse almış ve canları pahasına yavrularını koruma güdüsüne sahip olmuşlardır.
İslam, sevgiyi tabiatın harcı, insanların vazgeçilmez bir parçası kılmıştır. Allah, kullarını severek onlara iyilikte bulunmuştur. Kulların O’nun zatına karşı sonsuz sevgi beslemeleri, bütün yaratıkları sevmelerini de gerektirmiştir. O’nun zatını sevmeleri diğer insanları, hayvanları ve bütün tabiatı sevmelerine neden olmuştur. Dolayısıyla Allah merkezli sevgi, birlikte yaşamanın, saygı görmenin, saygı göstermenin, huzur ve saadetin temelidir.
İnsanların sevgi merkezli bir hayat sürdürmeleri Allah’a imanın bir gereğidir. İman sevgiyi gerektirir. İman sayesinde karşılıksız, gönülden sevgi peyda olur. Sevgili Peygamberimiz de bu anlamda “Allah’a yemin ederim ki iman etmeden cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmeden de mümin olamazsınız.” (Tirmizi, Sıfatü’l-Kıyame, 56.) buyurarak sevgi iman ilişkisini ortaya koymuştur. Aynı hadisin devamında kin, nefret ve çekememezliğin sevgiyi bitirdiğini, önceki ümmetlerin başına gelen bu hastalığın ümmetine bulaşmaması için ikazda bulunmuştur.
Kişinin, nefsinin ve basit zevklerinin esiri olmasının önündeki en etkili ilaç sevgidir. Modern çağın en büyük musibetlerinden biri olan “ben merkezci”, “faydacı”, “nemelazımcı” anlayış, insanın doğasına uygun olan paylaşımcı, fedakâr yapısını tahrip etmiştir. Kendi yapısına yabancılaşan insanoğlu stres, bunalım ve çeşitli rahatsızlıklar ile boğuşur hâle gelmiştir. Ancak Allah merkezli sevgi bunların çoğunu büyük oranda engellediği gibi, başkaları tarafından kabul edilmeyi ve sevilmeyi de sağlamıştır.
Sevgi duygusu beslenen ve sevgi ile yaşayanların şefkat ve merhamet duyguları güçlü olur. Sevdiklerinin sıkıntıya uğramalarını, rahatsız olmalarını istemezler. Çoğu zaman sevenlerinin yerine kendileri sıkıntılara siper olurlar. Çünkü kendilerine rehber olan Hz. Peygamber onlara sevgide rehber olmuş, sevginin nasıl olabileceğini onlara en güzel şekilde öğretmiştir. Kur’an-ı Kerim’de Hz. Peygamber’in sevgi ve merhameti şöyle anlatılır: “Andolsun size öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona pek ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatli ve merhametlidir.” (Tevbe, 9/128.) Hz. Peygamber de kıyamet gününün en zorlu anlarında ümmeti için dua edeceğini belirterek sevgisinin sürekli, kesintisiz ve salihlerle birlikte ilahî rahmete ulaşana kadar devam edeceğini belirtmiştir. (Müslim, İman, 327.) Sevginin müminler arasındaki uygulama biçiminin de birinin diğerini kendi nefsine tercih edecek hâle gelmesi olduğu da ilahî kelamda belirtilmiştir. (Haşr, 59/9.)
Hz. Peygamber’in dilinde müminler tek bir beden gibidir. (Buhari, Edeb, 27.) Birinin duyduğu acı diğerinin yüreğinde hissedilir. Bu şekilde bir yapı ancak Allah rızası gözetilen sevgi sayesinde gerçekleşir; sıkıntılar, acılar paylaşılır, rahmet ve sevgi toplumu oluşur.
Sevgiyi esas alan gönüller, dünyada barış ve huzur dolu bir hayat sürdürürken, ahiret yurdunda da Yüce Mevla’nın sonsuz mükâfatı ile ödüllendirileceklerdir. Allah Teala, kendi rızası için birbirini sevenlerin hesap gününün dehşetinde gıpta edilecek bir makamda, gölgelikler içinde bulunacaklarını vaat etmiştir. (Tirmizi, Zühd, 53.)
İnsan, yaratılışı itibarıyla sevmeye, sevilmeye yatkındır. Seveni sevmeye, kötülük işleyenden de uzaklaşmaya meyillidir. Sevmek karşılık getiren, geçişli ve yararlı bir eylemdir. Sevgi bir şekilde karşılık görür. Bu itibarla vefa, merhamet, isar vasıflarıyla bezenmiş insanlara karşı beslenen sevgi misliyle karşılık bulacaktır.
Sevilmeye layık olanlara vefatlarından sonra da aynı duyguları beslemek insani bir görev ve erdemdir. Hz. Peygamber kabristana giderek “Selam size ey bu diyarın mümin ve Müslüman olan halkı! Bizler de inşallah size katılacağız. Allah’tan bize ve size afiyet dilerim.” (Müslim, Cenaiz, 104.) buyururdu. Müslüman toplumların vefat edenlerine karşı saygı duymaları, onları rahmetle anmaları, kabristanları ziyaret etmeleri ve dirileri selamladıkları gibi ölülerini de selamlamaları Hz. Peygamber’e tabi olmalarının bir sonucudur.
Hz. Peygamber vefat edenlere bu şekilde saygı gösterilmesini tavsiye etmekle yetinmemiştir. Özellikle vefat edenlerin hayatta kalan sevenlerine hürmet gösterilmesini isteyerek sürekli bir sevgi halkasının oluşmasının önünü açmıştır. Kutlu Nebi bir koyun kesecek olursa, “Hatice’nin dostlarına da ikram” ederek bunu fiilen uygulamıştır. (Buhari, Menakıbu’l-Ensar, 20.) Bir gün biz, Rasulüllah (s.a.s.)’ın yanında otururken, Seleme oğullarından bir adam gelerek: “Ya Rasulallah, ana ve babamın vefatından sonra onlar için yapabileceğim bir iyilik var mı?” diye sordu. Rasul-i Ekrem (s.a.s.): “Evet, onlara hayır dua eder, onlar için istiğfar eder, vasiyetlerini yerine getirirsin; akrabalarını görüp gözetir, dostlarına da ikram edersin.” buyurdu. (Ebu Davud, Edeb, 120.) Bunu esas alan sahabe de Hz. Peygamber’in uygulamalarını kendilerine düstur edinerek hayatlarında uygulamışlardır. Abdullah b. Ömer (r.a.), yolda karşılaştığı bir bedeviye selam verdikten sonra, onu kendi bineğine bindirmiş ve başındaki sarığı çıkararak ona hediye etmiştir. Onu görenler bu tavrı yadırgayıp bedevinin daha az bir iltifatla memnun kalabileceğini söyleyince, “Bu adamın babası, babamın yakın dostuydu.” demiştir. (Ebu Davud, Edeb, 119-120.) Bu sevgi halkası saadet asrında kesintisiz devam etti. Öyle ki sahabiler kendi aralarında Hz. Peygamber’e hizmet edenlerin yakınlarına da hizmet etmekten geri kalmadılar. Enes b. Malik anlatıyor: “Bir gün Cerir b. Abdillah el-Beceli (r.a.) ile yolculuğa çıkmıştım. (Benden yaşlı olduğu hâlde) bana hizmet ediyordu. “Sakın bana hizmet etme” dedim. Bunun üzerine Cerir: “Ben Ensar’ın Peygamber’e gösterdikleri hürmeti gördüm de “Ensar’dan biri ile arkadaş olursam ona hürmet edeceğim.” diye (kendi kendime) yemin ettim, dedi. (Buhari, Cihad, 71.)