Makale

Hz. Peygamber ve Biz

Hz. Peygamber ve Biz

Biz insanız ve Müslümanız elhamdülillah. İslâm imanının gereği ve so-nucu olarak bu dünya hayatında, “Allah’a kulluk sınavı”nda olduğu-muzu biliyoruz. Bu sınavın, sadece bir bilgi sınavı değil, amel ve uy-gulama sınavı, hayat sınavı olduğunun da bilincindeyiz. Bireysel anlamda er-genlik-ölüm arası yaşanan bu sürekli kulluk sınavında sorumluluğun, Allah’anasıl kulluk edeceğimizin öğretilmesine bağlı olduğunu da biliyoruz. Başarıiçin, rahmeti bol Rabbimin, işte böyle bir yetkiyle görevlendirdiği kılavuz verehbere ihtiyacımız vardır. Hz. Peygamber, insan oğlunun bu en köklü ihtiyacını son kez evrenselçapta karşılamak üzere görevlendirilmiş son elçidir. Bir ayette o bize şöyle ta-nıtılmıştır:“Gerçek şu ki içlerinden, kendilerine Allah’ın ayetlerini okuyan, (kötülük-lerden, şirk ve inançsızlıktan) onları arındıran, kendilerine kitap ve hikmetiöğreten bir peygamber göndermek suretiyle Allah, müminlere büyük bir lü-tufta bulunmuştur...” (Âl-i İmrân, 164)Peygamber Efendimiz de biz ümmeti karşısındaki konumunu, “inne me-selî = benim konumum” diye başlayan beyanlarında, değişik açılardan orta-ya koymuştur. Neticede “aleyküm bi sünnetî = Size benim yaşayışımı takipetmek düşer” buyurmuş, bizimle arasındaki ilişkinin ittiba ve uyum ilişkisi ol

duğunu duyurmuştur. Nitekimyüce Rabbimiz de “...O elçiyeuyarsanız, doğru yolu bulursu-nuz.” (A’raf, 158) buyurmuştur.Öte yandan Allah Teâlâ, Hz.Peygamber ile aramızdaki ilişki-nin temelini; “Peygamber, mü-minlere öz nefislerinden dahaileri/önceliklidir.” (Ahzab, 6) diyebelirlemiştir. Bu ayet, kimi mü-fessirlerce -haklı olarak- “Pey-gamber’in sünnetine uymak,müminler için kendi görüşleriy-le amel etmekten önde gelir.”(Bk. Kadı İyaz, eş-şifâ-i şerif (tercüme, s.55)) diye anlaşılmış ve açıklan-mıştır. Bu sebeple biz artık, “in-neme’l-amelü’s-sahih hüve mâvâfeka’s-sünne = Makbul kulluk,ancak sünnete uygun olan kul-luktur.” gerçeğiyle karşı karşıyabulunmaktayız. Dostlar!Peygamber Efendimiz, yüceRabbimizin emir ve yasaklarınınnasıl uygulanacağı görevini,Kur’an-ı Kerim’i hayatıyla ör-neklendirerek yerine getirmiştir.Dolayısıyla Peygamberimizinhayatı canlı Kur’an’dır. Bu se-beple Allah Teâlâ onu bize, “engüzel hayat örneği” olarak tak-dim etmiştir. “Andolsun ki sizin için, Al-lah’a ve âhiret gününe kavuş-mayı umanlar ve Allah’ı çokananlar için, Allah’ın resûlündegüzel bir örnek (hayat modeli)vardır.” (Ahzâb, 21)Hz. Âişe validemiz kendisinegelip Hz. Peygamberin ahlâkı-nı/yaşayışını soranlara “Onunahlâkı/yaşayışı Kur’an’dan iba-rettir.” (Müslim, Müsâfirîn, 139) ce-vabını vermiştir. Bu sözüyle Hz.Âişe, Kur’an-ı Kerim ile Peygam-ber Efendimiz’in hayatı arasın-daki birlikteliği açık bir şekildeifade etmiştir. Hz. Peygam-ber’in sünnetini yaşamanın as-lında Kur’an’ı yaşamak demekolduğunu anlatmak istemiştir.Dostlar!Hz. Peygamber’e uymak,hiç şüphesiz, onun yaşayış biçi-mine, sünnetine hayatımızı uy-durmakla mümkündür. Bir baş-ka deyişle, onun hayatını taklitetmek, iman gereğidir. Bu, aslaterim anlamında bir taklit değil,tam aksine İslâm kimlik ve kişili-ğinin elde edilmesi için gerekliolan ittiba anlamında bir taklitdemektir. Çünkü sadece Hz.Peygamber’in hayatı dindir. Di-ni yaşamış olmak için onun ne-zih hayatının -imkânlar ölçü-sünde- taklit edilmesi gerek-mektedir. Nitekim o, bir hadis-işerifte bu gerçeği şöyle dile ge-tirmiştir:“Size iki şey bırakıyorum,bunlara sıkı sarıldığınız süreceasla sapıtmazsınız; Allah’ın kita-bı ve nebisinin sünneti!” (Muvat-ta, Kader, 3; et-Tac, I, 47)Otomatik hâle gelmemekşartıyla sünnete uymak, mümi-ni sürekli bir uyanıklık ve dolayı-sıyla kendine güven duygusuiçinde yaşamaya alıştırır. ÇünküHz. Peygamber’in sünnetineuymak, her işi onun yaptığı gibiyapma esasına dayanır. Bu damüminlerde, Hz. Peygamber’iniş ve davranışlarını, işlerinde vedavranışlarında örnek alma dü-şünce ve dikkatini geliştirir. Hiç kuşkusuz bütün mesele,bizim Hz. Peygamber’e hayatı-mızda ne kadar yer verebildiği-mizde düğümlenmektedir. Öy-le sanıyorum ki, acı gerçek deişte tam bu noktada ortaya çık-maktadır.Dostlar!Size garip gelmiyor mu?Yıllardır yazıp çizdiklerimizve konuştuklarımız ile kendikendimizi, birbirimizi iman de-ğerlerimiz ve dinimiz hakkındahep ikna etmeye çalışıyoruz.Her düzeydeki etkinliklerin de-


ğişmeyen çizgisi, iknâ… His-leri, duyguları ve aklı ikna...İlginç ve yeni yorumlarla din-leyenleri, izleyenleri ve oku-yanları yani beni, seni, bizle-ri, sizleri iknâ... Hep fayda-za-rar hesabı… Bu hesâbîlik için-de hasbîlik nerededir dersi-niz?Bir türlü teslimiyet seviye-sini yakalayamadık. “Duydukve uyduk” (Bakara, 285) çerçe-vesinde kalamadık. “Sevdim”kâr-zarar diyemedik. İnancı-mızı “aşk” hâline getireme-dik. Muhammed İkbal, “dinaşktır” diyor. (Bk. Câvidnâme, s.198, Ankara, l968) Aşk hâlini al-mamış dindarlığın sadecesözde kalacağını söylüyor.“Gerçi ‘lâ ilâhe’ sesi gelirsede, kalpten gitmiş, yalnız du-dakta kalmış” (Câvidnâme, s.168) diye yakınıyor. Binlerce kez salâvat getiri-yoruz, Hz. Peygamber’e. Bel-ki yaptığımız tek şey bu encömertçe. Fakat hangi derin-likte? “Peygamber, müminle-re öz nefislerinden daha ileri-dir” derinliğine kaç salât ü se-lâmımız erişebildi? Gönlü-müz dilimize ne ölçüde eşlikedebildi? Yoksa ağız alışkılı-ğıyla mı söyleyip geçtik? Bukadarla mı yetindik, yetin-mekteyiz?Dindarlığımızdan, ibadet-lerimizden zevk alamadığı-mız şikâyetleri, ya da zevk al-mış gibi davranışlarımız neanlama gelmektedir?“Ballar balını buldum” di-yen derviş, aşk olsun sana!“Mallarım yağma olsun”derken, kaybedecek hiçbirşeyinin kalmadığını sen debiliyorsun.Ya biz?Biz, en küçük bir fedâkâr-lığı göze alabilmek için kırksaat düşünüyoruz. Hem de“âmentü billah” diye diye…”Muhammed ümmetiyiz” di-ye diye…“Bi ebî ente ve ümmî yaResûlellah = Anam-babamsana fedâ olsun Ey Allah’ınResûlü!” diyen asr-ı saadetağızları nerede?Oysa o; “Ümmetimdenbeni en çok sevenlerin bir kıs-mı; benden sonra gelip ailesi-ni ve malını feda ederek benigörmüş olmayı isteyecekolanlardır.” (Bk. Müslim, Cennet,12) diye sevgi dolu yüreği Hz.Peygambere yönelik, özverilimüminlerin asr-ı saadetle sı-nırlı olmadığını bildirmişti.Dostlar!Virân olası hânesi de, ma-lı mülkü de, Allah’a olan sev-gisi de ancak peygambereuymakla bir anlam ifade etti-ğine inananlardan ve hayatı-nı bu inanç doğrultusundaşekillendirenlerden olabildikmi? Böyle bir bilincin ve gay-retin sahibi, böyle bir hedefintalibi miyiz? Hayatımızın her aşama-sında gerçekten onu arama-ya kalkışabilir miyiz?Ben bu soruyu kendimesormaya ve cevabını bu ölçü-de hayatımda aramaya cesa-ret edemiyorum. Bana böylebir soru yöneltip yazı isteyenDiyanet Aylık Dergi sorumlu-larına cevap olması niyetiylesadece bir itirafta bulunuyor,bir ümidimi ve bir dileğimidile getirebiliyorum:Yâ Resûlellah! Biz sana;medyûn, muhtaç ve mahcuphissediyoruz kendimizi.Fakat senin müminlere;merhametli, muhabbetli vemüşfik olduğunu biliyor, ko-ruyoruz ümidimizi. Ne olur,çok görme bize şefaatini!