Makale

İstanbul'da Bayezid Camii ve Külliyesi

İstanbul’da Bayezid Camii ve Külliyesi



Cevat Akkanat


Amasya, Edirne ve İstanbul, bu üç güzide şehir, Sultan Bayezid-i Velî (II. Bayezid)’nin adını ve hatırasını taşıyan, bizzat kendisi tarafından yaptırılmış birer külliyeye sahip şehirlerimizdir. Bu yazımızda, her biri bulundukları beldenin abidevî eseri olan bu yapılardan birinden, İstanbul’daki Bayezid Camii ve Külliyesi’nden bahsedeceğiz.

Bayezid Camii ve Külliyesi, İstanbul’un merkezî bir yerindedir. Beyazıt semtinde, meşhur Beyazıt Meydanı’na dağınık bir şekilde yayılmış haldedir. Külliyenin camii, Divan Yolu’ndan Aksaray’a giderken sağ taraftadır.

Bayezid Camii ve Külliye’si bir cami, imaret, tâbhane, sıbyan mektebi, medrese, türbe, kervansaray ve hamamdan oluşur. Bu külliye, daha önce bu sayfalarda anlattığımız Fatih Camii ve Külliyesi’nden sonra inşa edilen en büyük külliyedir. Fakat, buradaki külliye unsurları, Fatih’teki gibi belirli bir simetriye göre değil, dağınık bir şekilde yerleştirilmiştir. Bununla birlikte Bayezid Camii ile Fatih Camii’nin planları arasında belirli bir benzerlikten bahsedilebilmektedir. Bu arada, Fatih Camii’nin orijinalliğini kaybettiği düşünülürse, Bayezid Camii’nin İstanbul’da orijinalliğini koruyan en eski selâtin camii olduğu söylenebilir.

Osmanlı klâsik mimarisinin erken dönem eserleri arasında yer alan Bayezid Camii’nin inşasıyla ilgili malumatı, cümle kapısı üstünde bulunan ve hattat Şeyh Hamdullah tarafından celî-sülüs ile yazılan Arapça kitabede buluruz. İşbu kitabenin tercümesi şöyledir: “Bu binanın yapımına 906 yılının (M. 1501) Zilhicce ayının sonlarında başlandı ve Hicrî 911 yılında (M. 1505) tamamlandı.”
Bayezid Camii’nin Arapça Vakfiyesi Rumeli Kazaskeri Mevlânâ Abdurrahman Çelebi tarafından 1505 yılında yazılmış olup bugün Vakıflar Genel Müdürlüğü’ndedir. Bu vakfiyeye göre, külliyeye gelir sağlamak üzere Selânik, Bursa ve Edirne’de birer kervansaray yapılmış, ayrıca Selanik’te bedesten, başhâne, hamam gibi başka eserler vakfedilmiştir.

Mimarı kim?
Bugün, Bayezid Camii’nin kim tarafından inşa edildiği meselesi henüz aydınlığa kavuşturulamamıştır. Bu bahiste adı anılan üç mimar vardır. Bunlar Mimar Hayreddin, Mimar Kemaleddin ve Mimar Yakûp Şâh’tır.

Sözgelimi Ayvansarâyî’nin Hadîkatü’l-Cevâmi’sinde Bayezid Camii’nin mimarı olarak Mimar Hayreddin gösterilir. Bu kanaat uzun süre genel kabul görmüştür. Fakat, sonraki dönemlerde Mimar Kemaleddin’in Bayezid Camii mimarı olabileceği görüşü ileri sürülmüştür. Bazılarına göre ise, her iki mimar da Bayezid Camii’nin yapımında çalışmışlardır. Zamanla bu kanaate de şüpheyle yaklaşılmıştır. Örneğin A. Süheyl Ünver meseleyi bir makaleyle ele alarak tereddütlerini bildirmiştir.

Benzeri bir yaklaşımı Rıfkı Melûl Meriç de sergilemiş ve 1958’de yazdığı bir makalede ispatlayıcı bir belge de sunarak hem camiin inşa tarihini 1500-1505 yılları ile sınırlandırmış, hem de mimarının Yakûb Şâh b. Sultan Şâh adlı bir usta olduğunu bildirmiştir. Buna göre, mimarın halifeleri Ali b. Abdullah ve Yusuf b. Papas adlı sanatkârlardır. Bina nâzırı ise Mirlivâ Mustafa Bey’dir. Bu araştırmaya göre inşaatta İstanbul yeniçerileri çalışmış, pencerelerin madenî parmaklıkları Sertopçuyan Bâlî Bey ve Topçular Ocağı tarafından dökülmüş, nakışlar nakkaşlar cemaati sanatkârları eliyle yapılmış, avize zincirleri Derviş Mehmed adlı usta tarafından imal edilmiştir. Rıfkı Melûl Meriç’in takdim ettiği belgede inşanın bitişinden sonra camiye verilen Kur’an-ı Kerim, halı, seccade, kandil, askı, fener, mum, cüz mahfazası, rahle, avize, Kur’an kesesi gibi eşyanın kimler tarafından verildiği de kayıtlıdır.

Harime girelim...
Bayezid Camii’nin büyük bir alan üzerine yapıldığını bildirmiştik. Kaynaklar, vaktiyle bu eserin çevresinin geniş bir dış avlu ile çevrili olduğunu zikreder. Buna dair bilgilere Evliya Çelebi’de de rastlıyoruz. Bugün böyle sınırlı bir avludan bahsetmemiz mümkün değildir. Fakat, camiin çevresi hâlâ geniş bir alan olarak varlığını sürdürmektedir.

İşte böyle bir çevre içerisinde Bayezid Camii genel bir bakışla bakıldığında, dört fil ayağı üzerindeki kubbe ile, kuzey ve güneydeki yarım kubbeler ve bunların iki tarafındaki dörder ayak yan kubbelerden ve binanın iki tarafında beşer kubbeli tabhâne kanatlarından meydana gelmiştir. Ayrıca 24 kubbeli bir son cemaat avlusu ve kanat uçlarındaki birer şerefeli iki minaresi bulunmaktadır.

Camiin ana mekânını örten kubbe, kıble ekseni üzerinde (kuzey ve güneyde) iki yarım kubbe ile desteklenir. Bayezid Camii’nin kubbesindeki bu sistem Ayasofya Camii’nin örtü düzenine benzediğinden, bu camiin Ayasofya’nın ilhamı ile yapılmış olduğu, onun benzeri, hatta taklidi olduğu görüşü yabancılar tarafından söylenegelmişse de Ayasofya’daki statik zayıflığın burada olmayışı, Bayezid Camii’ni yapan mimarların başka merhalelerden geçerek bu eseri vücuda getirdiklerini gösterir. Bu çerçevede, Bayezid Camii’nin Edirne’deki Üç Şerefeli, İstanbul’daki ilk Fâtih ve Atik Ali Paşa camilerinin devamı niteliğindeki bir gelişmenin eseri olduğu bilinmektedir

Bayezid Camii’nin mihrabı, minberi, müezzin mahfili ile giriş duvarına konsollar üzerine oturan kadınlar mahfili itinalı taş işçiliğine sahiptirler. Bunlardan bilhassa minberin dantela gibi işlenmiş olması kayda değer bir özelliktir. Kapı ve pencere kanatları da devrinin ahşap işçiliğinin en güzel örneklerindendir.

Avlu yok, iç avlu var...
Bugün, Bayezid Camii’nin avlusu denilince akla iç avlu gelmektedir. Burası kare biçimli bir avlu olup son cemaat yerine bitişiktir. Yirmi dört kubbeli revaklarla çevrilmiş olan bu avlu mermer döşeli bir zemine sahiptir. Avlunun ortasında şadırvan bulunur. Aslında üstü açık olan bu şadırvanı Sultan IV. Murat zamanında etrafına dikilen sekiz mermer sütun üzerine oturan barok üslupta bir kubbe ile örtülmüştür. Bu kubbeyi taşıyan yeşil somaki sütunlar devşirme malzemedir. Bunların altlarında prizma biçimindeki kaideler de devşirme sütun başlıklarıdır ve üzerleri yontularak düzenlendikten sonra kullanılmışlardır. Avlu mermerlerinin aralarında geniş kırmızı porfir taşı (ayak taşı) levhalar görülür. Bayezid Camii revaklı avlusu ayak taşları açısından İstanbul’daki en zengin yapıdır.

Camiin iç avlusu dışarıya üç kapı ile bağlantılıdır. Bunlardan ortadaki Saray Kapısı, soldaki İmâret Kapısı, sağdaki Meydan Kapısı olarak isimlendirilmiştir. Bu kapıların dış yüzleri âbidevî bir görünüm arz eder. Methal açıklığı mukarnaslı mermerden muhteşem bir nişin içinde açılmıştır. Burmalı bir çerçeve ile sınırlanan kapıların tepelikleri zengin profilli tomurcuklar ile taçlanmıştır.
İki tabhâne...

Bayezid Camii zaviyeli (tabhâneli, kanatlı) yapıların son örneği kabul edilir. Bu kanatlar plan olarak orta kubbenin iki yanında (camiin doğu ve batı taraflarında), biri merkezde olmak üzere beşer kubbe ile örtülü vaziyette karşımıza çıkarlar. Ana mekândan bağımsız birer kitle hâlinde inşa edilen bu tabhânelerin dışarıya açılan kapıları vardır. Bu yapıların ortasında, önceden üzerlerinde aydınlık fenerleri olan kubbeli birer kapalı avlu mahiyetindeki orta bölümleri ile buna açılan iki taraflarında ocaklı ve kubbeli dörder hücreleri vardı. Harimle zaviyeler arasındaki duvarın çok kalın olması buraların farklı bir fonksiyonla yapıldığını gösterir. Ayrıca kubbelerinde rastlanılan baca izleri de buna eklenince, buraların gerçekte tabhâne olduğu kesinleşir. Sonradan bu tabhâneler, esas cami ile aralarındaki duvarlar kaldırılarak namaz mekânı hâline getirilmiştir.

Nadide iki minare...
Bayezid Camii’nin birer şerefeli, taştan yapılmış iki minaresi vardır. Bu minareler Osmanlı devri Türk mimarisinde çok değişik sistem uygulanarak tabhânelerin en dış köşelerine yerleştirildiğinden aralarındaki açıklık 79 m.’yi bulmaktadır. Birer şerefeli bu minareler, kaide, pabuç, gövde ve şerefeleriyle nadide eserlerdir. Minareler renkli taşlarla ve kûfi yazıyla bezelidir. Bu minarelerden sağdaki orijinal süslemesini zamanımıza kadar korumuştur. Bunun gövdesinde pişmiş topraktan kırmızı renkte kuşaklardan başka gövdenin yukarı bölümünde yine aynı malzemeden geometrik bir süsleme kaplaması görülür. Şerefe çıkmaları ise sarkıtmalı mukarnaslar ile bezenmiştir. Sol taraftaki minare birkaç kez onarım geçirdiğinden bezemelerinin birçoğu günümüze ulaşmamıştır. Bununla birlikte, şerefe çıkmaları altında, diğer minarede olduğu gibi sarkıtmalı mukarnaslar vardır. Bu minareler, özellikle kürsü kısımlarının mimarisi ve süslemesi bakımından eşsiz eserlerdir.

Uzakta bir medrese...
Günümüzde Vakıflar Hat Sanatları Müzesi olarak kullanılan medrese, camiin uzağına bağımsız bir bina hâlinde yapılmıştır. Klasik Osmanlı medrese plânında, açık bir avlu çevresindeki kubbeli revakların arkasında sıralanan odalardan oluşmaktadır. Medresenin yapımı 1507’de bitmiş olup mimarı Yûsuf b. Papas’dır. İstanbul’un en önemli medresesi olarak bilinen bu eğitim kurumunda genellikle şeyhülislâmların ders vermiş olduğu görülür. Medresenin inşasında dersane-mescid bölümü hariç kesme taş kullanılmıştır. Bu mekân ise taş ve tuğla şeritleri şeklinde örülmüştür. Medresenin cümle kapısı sivri kemerli büyük bir eyvanın içinde açılmıştır. Revakların arkasında her biri ocaklı, dolaplı ve dışa penceresi olan kubbeli yirmi odası vardır. Avlu ortasında ise bir şadırvan bulunur.

İlginç bir mimarî: Sıbyan Mektebi...
Külliyenin güneydoğusunda (camiin kıble tarafındaki hazirenin de ilerisinde) yer alan sıbyan mektebi 1507’de inşa edilmiştir. Sıbyan mektebi, önünde dört sütuna ve iki yan duvara dayanan bir sundurması olan yan yana bitişik, ikisi de kubbeli çifte mekândan ibarettir. Bunlardan soldaki yazlık bölüm olmalıdır ki, geniş bir eyvanla dışarı açılır. Buradan geçilen ikinci kubbeli mekânda ocak ve dolap yeri bulunur ve kışlık (asıl) mektep kısmıdır. Yazlık kısımda altta altı, üstte dört pencere vardır. Kışlık kısmın güney duvarının ortasında bir mihrap yer alır. Diğer duvarlarda ikişer alt ikişer üst pencere bulunmaktadır.

Bayezid-i Velî Türbesi...
Sultan II. Bayezid’in türbesi camiin kıble tarafında kalan hazirededir. Bu türbe, vefatından sonra oğlu Yavuz Selim tarafından yaptırılmış olup her kenarı 5.35 m. ölçüsünde sekizgen bir yapıdır. Kesme taştan yapılmış olan türbenin üstünü sağır kasnaklı bir kubbe örter. Her cephede altlı üstlü pencereler vardır. Altta yedi, üstte sekiz pencere bulunur. Giriş kapısı geçmeli pembe beyaz taşlarla yapılmış basık kemerlidir. Kapı kemeri üstündeki kitabe yerine boya ile besmele yazılmıştır. Çok zengin oymalar ile işlenmiş, geçmeli kapı kanatları ayrıca altın yaldızlı madeni kaboşonlarla süslenmişse de bunların çoğu yerinde değildir. Kapının iki yanında üç sıra bademli beş kenarlı birer hücrecik bulunmaktadır. Kapının üstündeki saçak, son devir tamirlerden olup geniş saçaklı ampir üslubundadır. Türbenin içindeki kalem işi süslemeler geç devrin barok üslubundadır. Pencerelerdeki ahşap kapaklar orijinaldir. Sultan II. Bayezid’in sandukası tek olarak ortada bulunmaktadır. Hazirede II. Bayezid’in kızı Selçuk Hatun’un ve Tanzimat döneminin sadrazamı Mustafa Reşid Paşa’nın türbeleri de bulunur.

İmaret ve Kervansaray...
Külliyenin bu iki unsuru caminin sol tarafındadır. İmaret, ortası şadırvanlı bir avlu çevresinde dizili odalardan oluşur. Avlu 15.70x16.66 m. ölçülerindedir. Avludaki revak 12 mermer sütunludur. Avluyu çevreleyen bütün mekânlar kubbeyle örtülmüştür. İmaret bütünüyle kesme taştan yapılmış olup, içerde bazı pencere ve kapı kemerleri tuğladandır. Giriş kapısı sade olup, kırmızı ve beyaz taştan sivri kemer içinde parça taşlardan lentoludur. Vaktiyle avlunun ortasında yer alan mermer şadırvan sonradan kaldırılmış, revakın altına alınmıştır. Yerine ise, avluyu örten çatının beton direği dikilmiştir. Kervansaray ise imaretin solunda, onunla bitişik altı kubbeli bir yapıdır. İmaret ile kervansarayın ayakta kalan bölümleri bugün Beyazıt Devlet Kütüphanesi olarak kullanılmaktadır.

Hamam ve diğer unsurlar...
Külliyenin çifte (hem kadınlar hem de erkekler için ayrı bölümleri olan) hamamı Lâleli’ye inen cadde üzerinde, fakültenin yanındadır. Halk arasında yanlış olarak ‘Patrona Hamamı’ olarak bilinir. Haç biçimli hamam, büyük kubbeli orta bölüm ile köşe odaları ve soğukluk odasından oluşmaktadır. Yapının sivri kemerli bir niş içinde basık kemerli bir kapısı bulunmaktadır. Altta ve üstte dörder, kubbe kasnağında ise yine dört penceresi vardır. Harap vaziyette olan hamamın kullanıma açılması için çalışmalar yapılmaktadır.

Bunların dışında, cami ile imarethane arasına Sultan II. Mahmud tarafından ahşap bir Kasr-ı Hümayun yaptırılmış, fakat bu yapı 1933’te Belediye tarafından yıktırılmıştır.
Külliye içinde bir muvakkithane bulunduğuna dair bilgiler bulunmakla birlikte, bunun yeri tespit edilememiştir. Evliya Çelebi’nin “Sebilhane-i Sultan Bayezid Veli” diye bahsini yaptığı sebilin yeri de belirlenememiştir.
“Dağılıp pâre pâre...”

İnşaatından birkaç yıl sonra (1509’da) İstanbul’da “küçük kıyamet” adı verilen deprem olmuş, bu tabii afetten Bayezid Camii de etkilenmiştir. Gelibolulu Mustafa Âli’nin Künhü’l Ahbâr’ındaki bir kayıtta, camiin kubbesinin “dağılıp pâre pâre olduğu” belirtilmektedir.

Mimar Sinan’ın eserlerini veren Tuhfetü’l-Mi’mârin’de, onun 1573’te Bayezid Camii’nin içinde bir kemer inşa ederek güçlendirdiği belirtilmektedir. 1580’de de camii mütevellisinin Mimar Sinan’dan külliye bünyesi içinde beş adet dükkân yapmayı talep ettiği bilinmektedir.

İstanbul’daki büyük yangınlardan Bayezid Camii ve çevresi de zarar görmüştür. 1683’teki bir yangında minare külâhları tutuşmuş, 1741’de de diğer bir yangın caminin etrafındaki dükkânları yok etmiştir. 1743’te minarelerden birisine yıldırım isabet etmiş, külahı yanmıştır.

1754’te camiin kubbesi tamir edilmiştir. Doğu tarafı kapısı üstünde bulunan hattat Mustafa b. Mehmed imzasını taşıyan kitabe 1797 tarihlidir. Bundan hareketle camiin bu tarihte bir tamir gördüğü söylenebilir.

Camiin tabhânelerine bitişik olarak sonradan ahşap eklemeler yapılmış, bunlar 1920’den sonra kaldırılmıştır. 1950’den sonra iç avlu döşemeleri yenilenmiş, minareler de tamirden geçirilmiştir.

Bayezid Camii bunların dışında 1870, 1940 ve 1958 yıllarında da büyük onarımlar geçirmiştir.