Makale

Abdurrahim Karakoç'un ardından: Şiiri ve sanatı

Abdurrahim Karakoç’un ardından:Şiiri ve sanatı

Vural Kaya


7 Haziran Perşembe 2012’de Abdurrahim Karakoç ebedî âleme göç etti. Allah gani gani rahmet eylesin. Abdurrahim Bey 7 Nisan 1932 Kahramanmaraş Elbistan’a bağlı Ekinözü köyünde dünyaya geldi. 1958 yılından itibaren Hasan’a Mektuplar isimli eseriyle büyük bir çıkış yapan Abdurrahim Karakoç’un şiir dilinde halk şiirine yaklaşık duruşu, dilde sadeliği, hicviyeyi derinlikli ve işçilikli kullanışı kendisini sürekli gündemde tuttu diyebiliriz.
1958-1981 yılları arasında devlet memuriyeti mevcuttur; 1984 yılından itibaren Ankara’ya yerleşti. Bütünüyle halkın içindendi ve halkın en güzel halkası olarak vefat etti. Kısa süreli politik çalışmaları olmuşsa da daha sonraki zamanlarında umumi olarak gerçek mazlumlardan yana olmayı genel politik duruş olarak kabullendi ve bu misyonuyla büyük bir kesimin sevgi ve saygısını kazandı.
Eserlerinden bazıları şunlar: Hasan’a Mektuplar (1965), El Kulakta (1969), Vur Emri (1973), Kan Yazısı (1978), Suları Islatamadım (1983), Beşinci Mevsim (1985), Dosta Doğru, Akıl Karaya Vurdu (1994), Yasaklı Rüyalar (2000), Gökçekimi (2000), Gerdanlık-I (2000), Gerdanlık-II (2002), Gerdanlık-III (2005, Parmak İzi (2002), Düşünce Yazıları, Çobandan Mektuplar (Deneme).
Abdurrahim Karakoç halk şiirini yüzyılımızda diri tutmaya çalışan ender şairlerdendir. Necip Fazıl Kısakürek ile hececi şiirin zirveye çıkışı ve Necip Fazıl sonrası hecenin denenebilirliği zayıflasa da, hicvi ve halkın gerçek değerlerini doğru okuyarak kullanışı Abdurrahim Bey’in hececi ve halk şiirinde isabetli karar almasına imkân tanıdı diyebiliriz.
Mihriban şiiri gibi imgesi, buluşçuluğu, imaj değerleri yüksek bir büyük şiiri de mevcuttur. Mihriban şiirini kısmen modern şiir tarzına yaklaşık kabul edebiliriz ve fakat bu Abdurrahim Bey’in sanat hayatı ve özellikle de şiirdeki serüveni dikkate alındığında fazlaca kabul görebilecek bir yaklaşım olmayabilir. Mihriban’daki benzetmeleri, simge ve imajları, tekrarlardaki imgesel kuvvetlendirmeleri inceleyerek sadece Mihriban şiiri üzerinden eleştirmenlerce yeniden bir dikkate sunuş belki ilerde mümkün olabilirse de genel bağlamda Abdurrahim Karakoç şiirini halk şiiri kategorisinde görmemiz daha şık olacaktır. Mihriban’ı hariç tutmak kaydıyla elbette. Mihriban şiiri Abdurrahim Karakoç Bey’in halk görünümlü modern şiiridir diyebiliriz. Yahut da yeni dönem eleştirmenlerce ortaya atılan “yeni hece”ci sınıfa katmamız da mümkündür. Mihriban şiirindeki imge örülüşü, lirizmin aşikâr bir dille kaotik zemine çekilmeden işçilikli özellikleri haiz oluşu başlı başına bir başyapıtın alametifarikasını üzerinde toplamaktadır.
Abdurrahim Bey’in şiiri, genel anlamda toplumcu, halkçı, insanı merkeze alan, insanın karşılaştığı güncel zorluklar, gündelik hayattaki çarpıklıklar, toplumsal bunalımların kaynağındaki değersizlikler, adalet, müsavat gibi kavramların yerli yerince insanlığa mal olması mücadelesidir en temelinde. Bu kavram ve değeler üzerinden daima toplumsal mesajla insanı diri tutan ve insanı uyaran bir şiir diline sahiptir. Belirgin bir örnek vermemiz gerekirse bilinçsizlikle mücadele eder ömrü boyunca.
Halk dili, halkın içerisinde yaşayan folklor incelikli ve değerleri koruma, muhafaza endişesini haiz bir iz sürerek kendini gösterir durmadan, Abdurrahim Bey’in şiirinde. Tekerleme, mani Abdurrahim Bey’in şiirinde genel bir tını olarak karşımıza çıkar; en toplumsalcı şiirinden en minik değer vurgusu olan şiirine kadar her birinde bu izlek vardır.
Abdurrahim Karakoç şiirinde sadece kendi kültürünün, milletinin acıları, duyarlıkları görülmez, aynı zamanda ümmetin acıları, onların bunalımları ve içerisinde bulundukları makûs talihin gidişatı da dile getirilir. Siyahi milletlerin ezilmişliğini, onların kökenlerinden koparılışlarını, onların aksinden yayılan dünya insanının iç sesini, vicdanını yoklayan seslenişlerle de şiirinde ilerlemiştir üstat. Ümmetin sesi olmuştur.
Abdurrahim Bey’in, bütün meselesi bir millet uyanışına tanıklık etmektir diyebiliriz. O’nun bir dirilişe, uyanışa, zor zamanlarda ve özellikle duyarlıklarımızı yitirdiğimiz zamanlarda bir uyarıcı olarak ortaya çıkışı elbette bir iç sızıyla, bir gayret-i diniyye algısıyla açıklanabilir. Buna hicviyye katarak, ironinin dozunu yüksek tutarak ulaşmış olması şiir dilinde kendine aracı kıldığı bir yol bir menfez telakkisiyle ilintilidir. Bir silkinişin, uyanışın en mühim derdi olması dilinin de yer yer sert ve eleştirel olmasıyla ayrıca yakından ilgili olmuştur. Abdurrahim Bey’in, uzun yıllar önce büyük yankı uyandıran Hasan’a Mektuplar’ı ne ise sonraki bütün şiirleri de aynıdır. O anlayış ve algıdan, o terennümden zerre şaşmamıştır Abdurrahim Bey. Belki de büyük bir vebalden kurtulmak için kalemini doğrunun ve iyinin ve dahi uyanışın emrine verdi ömrü boyunca. Ömrü boyunca iyiye, doğruya, güzele çağırdı insanlığı; kutsî bir çağrıda bulundu ve iyi, doğru, minnetsiz olarak hayata gözlerini yumdu üstat. Allah gani gani rahmet eylesin.