Makale

“Hz. Muhammed’in Hayatı” isimli seçmeli dersin işlenişi ile ilgili bazı mülahazalar

“Hz. Muhammed’in Hayatı” isimli seçmeli dersin işlenişi ile ilgili bazı mülahazalar

Prof. Dr. Hüseyin Algül
Emekli Öğr. Üyesi

Bilindiği gibi değerlere kalıtım yoluyla değil, genellikle öğrenme yoluyla sahip oluruz. İnanç, ahlak ve toplumsal değerlerin gençliğe aktarılması titizlik ister. Çünkü değerleri sahiplenme konusunda çocukluk ve gençlik, hassas bir sosyal kategoridir. Bu yaşlarda insanlar, fizyolojik, ruhsal, duygusal ve zihinsel yönden gelişim sürecindedir; heyecanlı ve hareketli olup iyi ve kötü telkinlere açıktırlar. Genç, bu dönemde iyiye ve doğruya yönlendirilmediği zaman duygularına ve nefsani arzularına yenik düşebilir. Dolayısıyla insan hayatının çocukluk ve gençlik aşamalarında onlarla özel olarak ilgilenmek, onların eğitiminde özenli bir dil kullanmak ve dikkatli davranışlar sergilemek gerekir.
2012-2013 ders yılı itibarıyla ilköğretim ve liselere “Kur’an-ı Kerim” ve “Hz. Peygamberimiz’in Hayatı” adıyla Siyer dersleri seçmeli olarak konulmuş olup ilk uygulama bu yıl başlayacaktır.
Biz bu noktada seçmeli statüde konulmuş olan “Hz. Peygamberimiz’in Hayatı” dersine dair birkaç soru etrafındaki mülahazalarımızı okuyucularla ve konuya özel ilgi duyan eğitimcilerle paylaşmak istiyoruz. Her şeyden evvel, böyle bir dersin seçmeli dersler arasında yer alması için çaba gösteren ve bunu başaranlara teşekkür borcumuz vardır. Zira yapılan iyilikleri takdir ve yapanlara teşekkür, vefakârlığın bir gereğidir. Bundan sonra ilim adamlarına ve eğitimcilere düşen, “Çocukların ve gençlerin hayatlarının bu dönemlerinde karşılaştıkları problemleri çözmede ve kişiliklerinin olumlu bir zeminde oluşup gelişmesinde ‘Hz. Peygamberimiz’in Hayatı (literatürdeki ismiyle: Siyer-i Nebi)’ dersi acaba nasıl katkı verebilir? İnsan ilişkilerini övülen değerler üzerine inşa etme hususunda bu ders ne gibi avantajlar sağlayabilir?” gibi soruları tartışarak işin başında olan yöneticilere ve öğretmenlere ışık tutmaktır. Yani nasıl bir Siyer dersi işlensin ki, yaş gruplarına göre dinleyenler anlasınlar, öğrensinler, örnek alarak kişiliklerinin olumlu yönde gelişmesine destek versinler ve çevre ile münasebetlerinde doğru davranışlar geliştirebilme hususunda destek alsınlar!
Kur’an-ı Kerim’de belirtildiğine göre Hz. Peygamber, tüm Müslümanlar hatta tüm insanlar için (değerler ve davranışlar açısından) en güzel örnektir. (Ahzab, 33/21.) O, en güzel ahlakın sahibidir. (Kalem, 68/4.) Allah’ın sevdikleri arasına girebilmemiz ve Allah’ın mağfiretine erişebilmemiz, Peygamberimize samimi muhabbet beslemek ve Onun yolunda yürümekten geçer. (Âl-i İmran, 3/31.) O, içimizden biridir, bizim hayrımıza düşkündür; başarılarımız onu sevindirir, hatalı davranışlarımız ise onu üzer, o bize çok şefkatli, çok merhametlidir. (Tevbe, 9/128.) Bu bağlamda Yüce Allah güzel isimlerinden ikisini ümmetinin menfaatine düşkünlük anlamında Rasul-i Ekrem Efendimize sıfat olarak vermiş ve söz konusu iki mübarek ismini sadece onda birleştirmiştir. Yüce Allah ile birlikte ona yani Rasulüllah (s.a.s.)’a tabi olanlar, bu dünyada üstün bir insanlık seviyesine ulaşabilecekleri ve imrenilecek davranış ve hizmetlerde başarılı olabilecekleri gibi öteki dünyada da Hak Teala’nın kendilerine nimet verip ihsanda bulunduğu peygamberlerle, sıddıklarla, şehitlerle ve salihlerle beraber olacaklardır. (Nisa, 4/69.) Cenab-ı Hak, Peygamber Efendimizi ve onun inanç çevresinde yer alan müminleri mahşerde utandırmayacak, yalnız bırakmayacak, rüsva etmeyecektir. (Tahrim, 66/8.)
O hâlde Kur’an’ın zihinlerimiz, gönüllerimiz ve ruhlarımızın önüne Sevgili Peygamberimizle alakalı koyduğu bu değerleri bu ders münasebetiyle nasıl okuyacağız? Nasıl anlayacağız? Nasıl yorumlayacağız ve çocuklarımızın-gençlerimizin gönüllerine herkesi yüreğiyle kucaklayan, herkese huzur ve başarı yollarını gösteren, mutsuzluk ve sıkıntı getirecek her kötülükten herkesi sakındıran Aziz Peygamberimizi nasıl sunacağız?
Belki bu noktada Sevgili Peygamberimizin çocuklara ve gençlere bakışına, onlarla ilişkisine dair bazı temel bilgileri paylaşmamız uygun olacaktır.
Peygamber Efendimizin verdiği müjdeye göre çocuklar, aile ve toplum için huzur vesilesidir; çocukları sevmek, onlara şefkat, merhamet ve ilgi göstermek, onların problemlerini çözmek, Müslümanlara cennetin kapılarını açar, cehennemin kapılarını kapatır. Sevgili Peygamberimiz, çocukları çok severdi, onlara önem verirdi, yanlarına giderdi, aralarına girerdi. Selam verirdi, onlarla anlayacağı dil ile konuşur, başlarını okşar, şakalaşır ve hediyeler verirdi. Gerektiğinde oyunlarına katılır, duygularını paylaşır ve onlarla aynı ortamda bulunmaktan mutluluk duyardı. Zaman zaman onları kucağına alır, mevsimin ilk meyvelerini onlara ikram eder; bunu bolluk ve bereket sebebi sayardı. Çocukları bineğinin terkisine alır, devesine bindirirdi. Bu nedenle Sevgili Peygamberimiz bir yolculuğa çıktığında çocuklar onun ardından yollara düşerler, onu uğurlarlar, dönüşünü özlemle beklerler ve onu sevinçle karşılarlardı.
Sevgili Peygamberimiz şehit çocuklarına, bir şekilde anneleri babaları ölmüş yetim ve öksüzlere, yoksul aile çocuklarına ve geçimini sağlamak için yorucu işlerde çalışmaya mecbur kalan çocuklara özel bir ilgi gösterir, onların problemlerini çözmek için çalışır ve ashab-ı kiramı da bu tür hizmetlere yönlendirirdi. Çocukların, güçlerine ve yaşlarına uygun düşmeyen ağır işlerde çalışmaya zorlanmalarını da doğru bulmaz, kazanç için çocukların sömürülmesine izin vermezdi.
Peygamber Efendimiz, inanç, ibadet ve ahlak konularının çocuklara yumuşaklıkla anlatılmasını ister, bu hususta katı ve kaba davranılmasını yasaklardı. Kendisi de bu konularda çok hoşgörülü davranırdı. Oruca ilk başlayan çocuklarla bizzat ilgilenir ve vaktin kolayca geçmesine yardımcı olurdu. Peygamber Efendimiz, camide namaz kıldırırken çocuk ağlaması duyarsa namazı uzatmaz, kısa surelerle tamamlardı; böylece çocuk huzura erer, annesi de rahatlardı. Namaz kılarken de torunları Hasan ile Hüseyin ve Ümame’nin, omzuna binmesini hoş görür, hatta çocuğun keyfini hemen bozmamak için secdeyi uzattığı olurdu.
Özetle Sevgili Peygamberimiz çocukları çok severdi, iyi bir şekilde yetişmelerini isterdi, kendi çocuklarına, torunlarına ve bütün çocuklara çok şefkatli ve merhametliydi. Kız ve erkek çocukları arasında ayırım yapmazdı, ayırım yapılmasını da asla doğru bulmazdı. Yoksul, hizmetçi ve kimsesiz çocukların dertlerine çözüm arardı, şehit yetimleriyle yakinen ilgilenirdi. Çocukların hatalarını tatlı dil ve güler yüzle düzeltirdi.
Öte yandan Sevgili Peygamberimiz, gençlik yıllarının ömür sermayesinin en iyi değerlendirilmesi gereken bir aşaması olduğunu belirtir, ihtiyarlık gelip çatmadan önce gençliğin kıymetinin bilinmesi üzerinde önemle dururdu. Ona göre gençlere tertemiz bir inanç, doğru bilgi, güzel ahlak ve dünyevi alanda başarıya ulaşabileceği bir beceri kazandırılmalıdır. Gençlik aşamasını gönüllerini Allah ve Peygamber muhabbetiyle besleyen ve her türlü kötülükten uzaklaşarak samimi bir dindarlıkla geçirenler, dünyada da ahirette de mutlulukla müjdelenmişlerdir.
Gerçekten de Peygamber Efendimiz gençleri sever, onlarla iyi ilişkiler kurar, eğitimlerine önem verir, ahlaki olgunluğa erişmelerini sağlar, eğitip yetiştirdikten sonra onlara görev, sorumluluk ve yetki vererek ailelerine, ana-babalarına, topluma ve İslam’a hizmet vermeleri ve katkı sağlamaları için fırsat verirdi. Gençleri azarlamaz, sorularına soğukkanlılıkla cevap verirdi. Onları, anne-babalarına saygı ve hizmete sevk eder, annelerin-babaların da evlatlarıyla ilgilenmeleri üzerinde ısrarla dururdu. Ayrıca gençler ve yaşlılar arasında sevgi-saygı bağının güçlü olmasını isterdi. Gençler de Peygamber Efendimiz’in kendilerine verdiği değeri doğru algılayarak onun gösterdiği yolda hizmet ederlerdi.
“Sevgili Peygamberimiz’in hayatında kendilerine çok değer verdiği, çok sevdiği ve kendileriyle mükemmel ilişkiler kurup geliştirdiği yaş gruplarına Siyer dersi nasıl anlatılmalıdır?” sorusuna cevap olabilecek ayrıntılar bu yazının hacmini aşmaktadır. Biz bu sorunun cevabını, ilgili kurumların ve bu dersin müfredatı ve işlenişi konusunda derdi ve düşüncesi olan sivil kuruluşların tertipleyeceği çalıştaylara ve gündemli toplantılara bırakarak birkaç noktaya temas etmekle yetinmek durumundayız.
Kronolojisiz tarih ve siyer olmaz, ama bu yaş gruplarına anlatılacak konular kronolojik ağırlıklı olmaktan ziyade yaşanmış örneklerden yola çıkılarak güncel olaylarla ilişki kurmak suretiyle zenginleştirilmelidir. Bu derslerde kronolojik bilgi, yemekteki tuz kadar olmalı, kronoloji özetle verildikten sonra Hz. Peygamber’in çocuklarlarla ve gençlerle bağlantılı olarak hayata dair ortaya koyduğu örneklere muhakkak yer verilmelidir. (Burada kastedilen örneklere nasıl ulaşılabileceğine dair bilgiler müktesebatımız dâhilindedir. Bize veya İlahiyat Fakültelerinde İslam Tarihi’nin Siyer-i Nebi alanında çalışma yapan herhangi bir hoca arkadaşımıza ulaşıldığı takdirde beklenen cevapları bulabilmek mümkün olabilir.) Ayette yer alan örneklik meselesinin doğru anlaşılmasının bir sonucu da budur.
Çizgi filmler izleyerek yetişen bir yaş grubundan bahsediyoruz. Dolayısıyla bu derslerde muhataplarımıza bütünüyle takriri usulde ders vermekten (yani başından sonuna kadar öğretmenin anlattığı bir yöntemden) -istisnalar dışında- uzak durmalı, bunun yerine öğrencilerle dersi ilişkilendirerek, merak ve istek uyandırmak suretiyle dersi içtenlikle takip etmelerini ve doğru anlamalarını, hatta sevmelerini sağlamalıyız. Öğrenciye dersi sevdirmek esastır, bu gerçekleşmezse onun ruhuna dersle ilgi bir şey kazandırmak kolay olmaz. Bunun için Hz. Peygamber’in şemail ve ahlakından bahseden kitaplardan okumalar verilebilirse öğrencinin hem dersle irtibatı hem de derse katkısı sağlanmış olur.
Hz. Peygamber’le ilgili doğru bilgilere dayanarak iyi hazırlanmış cd ve kasetler yani göze ve kulağa hitap eden görsel materyaller de dersin sunumu ile ilgili malzemeler arasında yer almalıdır. Bazen Peygamber Efendimiz’e ait bazı bilgiler, basit bir ilahi veya şiir formuyla görsel bir elektronik sunum neticesinde çocuk zihnine daha kolay aktarılabilir.
Mekke-Medine, Kâbe, Mina, Arafat, Hira ve Sevr Mağarası gibi şehir, mabet (Mescid-i Haram, Mescid-i Nebi vb.) ve kutsal mekânların resimleri, oralarda olup bitenleri öğrenme konusunda öğrencileri uyaracaktır.
Tabii ki bütün bunları başarması gerekenler, öğretmenlerimizdir. En başta öğretmen arkadaşlarımız, amacına uygun bir Siyer dersini sunabilmenin alt yapısını hazırlama konusunda istekli olmalı, bu konudaki bilgilerini yenileyerek birikimlerini zenginleştirmeli, bunun için benzer derslere giren diğer öğretmenlerle iletişim haalinde olmalı, sürekli görüş alışverişinde bulunmalı, bu konuda düşünen, tartışan ve yazan bilim adamlarının kitaplarına veya yazdıkları web sitelerine başvurmalı ve gerektiğinde bir tecrübe alışverişinin örneğini vermelidirler.
Peygamber Efendimizin hayatından inanç, ibadet ve ahlak değerlerinin benimsenip yaşanmasına vesile olacak yaşanmış örneklerle üniteler desteklenmelidir. Tabii ki buna dair örneklerin verilmesine bu yazının hacmi izin vermemektedir. Ama ümit ediyorum ki burada kast olunan şey, herkes tarafından doğru olarak anlaşılmıştır.
Benim bu konudaki önerim söz konusu dersin işlenişi hususunda düşünen, konuşan, yazan bilim ve düşünce adamlarının, bu dersin müfredatı ile alakalı sorumlulukları olan kurumların, başkanlığını ve yönetim kurulunu İlahiyat Fakültelerindeki İslam Tarihi Öğretim Üyeleri’nin oluşturduğu “İslam Tarihçileri Derneği”nin, bizzat bu dersi vermekte olan değerli öğretmenlerimizin, konuya içtenlikle ilgi duyan sivil kuruluşların, Kur’an kurslarındaki Siyer derslerinin muhteva ve sunumları itibariyle bir ölçüde konunun merkezinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığındaki ilgili birimlerin meseleyi sürekli gündemde tutması, tartışması, zaman zaman toplantılarda bir araya gelerek görüş alışverişinde bulunmasıdır. Unutmayalım ki, Türkiye’mizdeki sahada çalışan ilim adamları ciddi bir birikime sahip bulunmaktadırlar. Bütün mesele, bu birikimden yararlanma yollarının bulunmasıdır.