Makale

Kur'an neden bir rahmet kaynağıdır?

Kur’an neden bir rahmet kaynağıdır?

Prof. Dr. İbrahim Hilmi Karslı
Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi
ihkarsli@diyanet.gov.tr

“Kur’an müminler için gerçekten bir hidayet rehberi ve rahmettir.” (Neml, 27/77.)

Müslümanlar Kur’an’ı bir rahmet kaynağı olarak kabul eder ve ona böyle inanırlar. Zaten Kur’an da kendisini böyle nitelendirmiyor mu? Rahmet sıfatının onun temel bir karakteri olduğu da söylenebilir. Çünkü bu sıfat, birçok defa Kur’an’la ilgili olarak kullanılmaktadır. Bu durum, onun bir rahmet kaynağı oluşunun üzerinde iyice düşünmemiz gerektiğini de bizlere hatırlatmaktadır. Bu yazıda konunun sadece bazı yönlerine işaret edeceğiz:
Günümüz insanı, şiddet, hoşgörüsüzlük, uyuşturucu, depresyon, aile yapısının çözülmesi vb. çeşitli problemler yaşamaktadır. Suç oranları gittikçe artmaktadır. Bütün bunlar, insanlığın geleceği konusundaki endişeleri gittikçe artırmaktadır.
Yaşanan bu sosyal problemler ve Kur’an’ın getirdiği prensipler birlikte düşünüldüğünde, Kur’an vahyinin insanın saadeti açısından ne denli isabetli teklifler içerdiği daha iyi anlaşılacaktır. Mesela ruhsal bunalım ve depresyonun, çağımızın önemli hastalıklarından biri olduğu ve önümüzdeki yıllarda kalp hastalığından sonra en tehlikeli ikinci hastalık olacağı belirtilmektedir. Ülkemizde antidepresan ilaç kullanımının gittikçe arttığı araştırmalar tarafından ortaya konmaktadır.
Depresyonun birçok sebebinden bahsetmek mümkündür. Ancak her hâlde en önemlisi, günümüz insanının manevi, varoluşsal bir boşluk içerisinde bulunmasıdır. Hayatın amacı, maddi zevkleri yaşamaya ve hazcılığa indirgenmiş; dolayısıyla anlamını kaybetmiştir. Bu dünyada bulunuş amaçları konusunda insanlara tatmin edici bir bilgi ve bilinç verilmemektedir. Oysa insanın en önemli özelliği, maddi ihtiyaçlarının ötesinde hayatına yüklediği anlam, inandığı varoluşsal ülkü ve amaçlardır. Nitekim insanın, her an bir anlam boşluğuna düşebileceği Allah Teala tarafından bilindiği için, yaratılışın bir amaç ve hikmetinin olduğu Kur’an’da sık sık tekrarlanır. Şu ayet bunlardan biridir: “Sizi boşuna yarattığımızı ve bize tekrar döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?” (Mü’minun, 23/115.)
Bu soruyla insanı uyaran Kur’an, başka ayetlerde de onun Allah’a ait olduğu, O’na kulluk için yaratıldığı ve nihayetinde O’na varacağını beyan eder. (Bakara, 2/156; Zâriyat, 51/56.) Yine Kur’an, ölüm ve hayatın gayesinin en güzel ameller üretmek olduğunu bildirir. (Mülk, 67/2.) Böylece insanın zihnini kemiren “Ben kimim?” “Niçin yaşıyorum?” “Nereye yönelmeliyim?” sorularına cevap vererek ona hedef ve istikameti tayin eder. Yine insan bu şekilde bir taraftan hayır faaliyetleri konusunda muazzam bir motivasyon kazanır. Diğer taraftan da zorluk ve sıkıntıların üstesinden gelmede cesaret ve direnç sahibi olur.
Getirdiği dünya görüşü ile Kur’an, mutsuzluk sebeplerinden birisi olan başıboşluk ve gayesizlikten insanı kurtarır; kimlik krizine düşmesini önler. Ruhunu tatmin edip sonsuz kurtuluşa ermesini sağlayacak ulvi bir davaya bağlanmasını insana emreder. İnsanlar benimsedikleri ilahî değerler sayesinde bir kimlik kazanır; mutlu ve huzurlu olurlar. Çünkü kimlik kargaşası yaşayan insanlar kendini güvende hissetmezken, kimlik ve davasını özümsemiş insanlar kendilerini rahat ve huzurlu hissederler. (Nevzat Tarhan, Toplum Psikolojisi, Eylül 2011, 42.) Nasıl ki insan için evi bir huzur ve sükûn kaynağı ise (Nahl, 16/80.), aynı şekilde benimsediği dinî değer ve dünya görüşü de böyle bir rol oynar; kişi onunla yaşadığı müddetçe kendini güvende hisseder.
Diğer taraftan Kur’an, insanın önüne sonsuzluğa açılan bir kapı aralıyor. Böylece onu dünyaya hapsolmaktan kurtarıyor ve onu rahatlatıyor. Aslında insan dünyaya eğilimli bir varlıktır; ancak diğer taraftan da sonsuzluklara bakan bir yönü vardır. Nitekim Hz. İbrahim tarafından bu dile getirilir. (En’am, 6/76.) İşte Kur’an insandaki bu duyguyu tatmin etmeye yönelik şöyle cevap verir: “Yeryüzünde bulunan her canlı yok olacak. Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zatı baki kalacak.” (Rahman, 55/26-27.) “Sizin yanınızdaki tükenir, Allah’ın yanındaki ise bakidir.” (Nahl, 16/96.)
İnsanın ruhsal gerilim ve bunalıma düşmesinin sebeplerinden birisi de, karşılaştığı musibetleri anlamlandıramamasıdır. Oysa Kur’an küçük büyük her olaya bir anlam yüklüyor; böylece hayatı anlamlandırmamızı sağlıyor. Bu da, insana rahatlatıcı bir çıkış yolu oluşturuyor.
Mesela bazı olayları anlamaktan aciz kalınca onu Allah’a havale ediyor, “Bir hikmeti vardır” diyoruz. Veya bizi sarsan bir durumla karşılaştığımızda “Şer gördüğümüzde, Allah Teala bir hayır takdir etmiş olabilir.” diyoruz yahut da bir imtihana tabi tutulmuş olabileceğimizi düşünüyoruz. Böylece musibet ve felaketler karşısında kafamız, kalbimiz allak bullak olmuyor; yılgınlığa kapılmıyoruz. Kısaca her durumda Kur’an imdadımıza yetişiyor ve bir çıkış yolu olduğunu bizlere gösteriyor.
Yine insan tabiatında bağlanma ve adanma duyguları vardır. İnsan bunları doğru bir şekilde karşıladığı zaman mutlu olur. Aksi takdirde de kendini boşlukta hisseder. Bir işe yaramadığı hissine kapılır, kendine yabancılaşır. İşte Kur’an, getirdiği dünya görüşü ile insan fıtratındaki bağlanma ve sığınma duygularını tatmin etmektedir. Zaten İslam, kendi isminden de anlaşılacağı üzere, bağlılarına Allah’a teslim olmayı emreder. Yine bu teslimiyetin, dünya ve ahirette gerçek kurtuluşa götüreceğini şu şekilde ifade eder: “Kim etrafına hep iyi davranarak yüzünü ve özünü Allah’a teslim ederse o kimse, en sağlam tutamağa sarılmıştır.” (Lokman, 31/22.) Bu anlamda Kur’an, âdeta semadan yeryüzüne sarkıtılmış ilahî bir ip (hablullah)tir. İnsan ona sımsıkı sarıldığında, hayatın hengâmesi içerisinde düşüp kaybolmaktan, manevi bir yok oluşa sürüklenmekten kendisini kurtarır.
İnsanı ayakta tutan, ona yaşama şevkini veren ümitleridir. Ümidini kaybeden insan hayata tutunma cesaretini de kaybeder. Allah Teala’ya inanma, insana verilebilecek en büyük müjdedir. Zaten Kur’an’ın bir özelliği de müjde oluşudur. (Nahl, 16/89.)
Yüce Yaratıcı’ya bağlı bir kimse, hayatın silleleri karşısında hiçbir zaman yaşama azmini kaybetmez. Çünkü Kur’an her sayfasında ümit ışıkları ile insanın önünü aydınlatır, ona güven ve cesaret verir. O bakımdan çaresiz sineler ona yöneldiklerinde ümitle dolarak geri dönerler. Onlar, görünürde kaybetseler de sonsuz bir mükâfata erme ümidini hiç yitirmezler. (Hicr, 15/55-56.)