Makale

ORUCUNUZ SİZİ OLUMSUZ SÖZ, EYLEM VE DAVRANIŞLARDAN ALIKOYUYOR MU?

ORUCUNUZ
SİZİ OLUMSUZ SÖZ, EYLEM VE DAVRANIŞLARDAN
ALIKOYUYOR MU?

Doç. Dr. İsmail Karagöz
Din işleri Yüksek Kurulu Üyesi

İnsanların yaratılış gayesi olan ibadet görevi; ya namaz, oruç, zekat ve hac gibi belirli bir zamanda, belirli bir mekanda ve belirli kurallara uyularak yapılır (formel ibadetler), ya da herhangi bir zaman, mekan ve şekille kayıtlı olmaksızın yerine getirilir. Allah’ı zikretmek, ana babaya iyilik etmek, şahitliği, tartı ve ölçüyü dosdoğru yapmak gibi emirlere; alkollü içkiler içmek, uyuşturucular kullanmak, kumar oynamak, hırsızlık yapmak ve cana kıymak gibi yasaklara uyularak yerine getirilir.

Formel ibadetlerin temel amaçlarından biri, informel ibadetlerin insan hayatında uygulanır hale gelmesini sağlamaktır. Sözgelimi namaz ibadetinin temel amaçlarından biri insanı her türlü çirkinlik, kötülük ve haramlardan alıkoymasıdır (Ankebût, 45). Formel ibadetlerden biri olan oruç ibadetinin temel gayelerinden biri de aynı şekilde insanı her türlü olumsuz söz ve davranışlardan alıkoymasıdır. Yazımızda bu hususu da ifade eden, "Ey müminler! (Kötülüklerden ve haramlardan) korunmanız için oruç tutmak, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı" anlamındaki Bakara suresinin 183. âyetini tahlil etmeye çalışacağız.
Âyet, iki hüküm içermektedir:
Oruç evrensel bir ibadettir
Sözlükte kişinin kendisini yeme, içme, yürüme ve konuşma gibi herhangi bir söz ve davranıştan alıkoyması anlamına gelen "savım" kelimesi bir Kur’an kavramı olarak; müminin ibadet niyetiyle imsâk vaktinden iftar vaktine kadar kendisini yeme, içme ve cinsel ilişkiden alıkoyması demektir. (Rağıb, 291; Taberî, II, 128)
Kur’an’da bu kelime, "(Ey Meryem!) insanlardan herhangi birisini görürsen, ’şüphesiz ben Rahman’a susmayı (savm) adadım, bu gün hiçbir insan ile konuşmayacağım’ de" (Meryem, 26) anlamındaki âyette "susmak", diğer âyetlerde ise terim anlamında kullanılmıştır, (bk. Bakara, 183, 184,185, 187, 196; Ahzab, 35; Nisa, 92; Maide, 89, 95; Mücadele, 4)
"Farz kılındı" diye çevirdiğimiz "kütibe" kelimesi, sözlükte yazı ile harfleri birbirine eklemek, toplamak, cem etmek, yazmak anlamlarına gelir. Kur’an’da bu kelime emretmek (Maide, 21), yapmak (Al-i imrân, 53), hüküm vermek (Tev- be, 51), korumak (Nisa, 81) ve tahlil ettiğimiz âyette olduğu gibi bir çok âyette (mesela, Bakara, 178, 180, 216, 246) farz kılmak anlamında kullanılmıştır.
"Sizden öncekilere farz kılındığı gibi" cümlesi, Hz. Adem’den Hz. Muhammed (a.s.)’a kadar oruç ibadetinin bütün insanlara farz kılındığını ifade etmektedir.
Tâbiîn müfessirlerinden Katâde b. Dâime (ö. 11 7/735), Allah’ın önceki toplumlara farz kıldığı orucun Ramazan orucu olduğunu söylemiştir. (Taberî, II, 2/1 30)
Yahûdiler, Ramazan orucunu terk etmişler, yerine yılda bir gün oruç tutmaya başlamışlardır. Hıristiyanlar ise sıcak sebebiyle orucu bahar mevsimine almışlar, bu değişimin karşılığı olarak 10 gün ilave yapmışlardır. Daha sonra 10 gün daha ilave ederek orucu 50 güne çıkarmışlardır. (Yazır, I, 626. bk. Taberî, II, 1 30-1 31)
Oruç, insanı olumsuz söz ve davranışlardan alıkoyar
"Korunmanız için" diye çevirdiğimiz "le’alleküm tettekûn" cümlesindeki "la’alle" "için" anlamında illet harfi veya "umulur ki" anlamında tereccî harfidir. Bu takdirde cümlenin anlamı, "umulur ki (kötülüklerden ve haramlardan) korunursunuz" olur. Bu cümleyi, "umulur ki siz muttakîlerden olursunuz" diye çevirmek de mümkündür.
Cümledeki "tettekûn" kelimesi; insanın îmân edip, Allah ve peygamberin emir ve yasaklarına uyarak dünya ve âhirette kendisine zarar verecek inanç, söz, eylem ve davranışlardan, kötülük ve haramlardan sakınmayı ve korunmayı, nefse ve şehvete hâkim olma melekesi kazanmayı ifade eder. Bu fiil, Kur’an’da daha çok îmân ve ibadet etmenin amacını bildirme sadedinde kullanılmıştır. Mesela Bakara suresinin 21. âyetinde, "Rabb’inize ibadet edin"; En’âm suresinin 153. âyetinde, "İşte bu, benim dosdoğru yolumdur, ona uyun" emrinden sonra, "le’alle küm tettekûn" buyurulmuştur. Peygamberler kavimlerine, "Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?" anlamında "elâ tettekûn", "efelâ tettekun" uyarısında bulunmuşlardır, (mesela bk. Şuarâ, 106, 142, 16) Bir çok âyette de, "ittekûllâhe" (Allah’a karşı gelmekten sakının) buyurulmuştur.
Orucun kötülük ve haramlardan korunmak için farz kılındığının bildirilmesi, ibadetin insanın kişisel ve sosyal hayatındaki yerini ve etkisini bildirmeğe yöneliktir. Nitekim yüce Allah, günde beş vakit kılınan namazın insanı hayasızlık ve haramlardan alıkoyduğunu bildirmektedir. (Anke- bût, 45) Aynı şekilde orucun da insanı haram ve kötülüklerden alıkoyması gerekir. Peygamberimiz (a.s.), "Biriniz oruçlu iken çirkin, kötü ve kaba söz söylemesin, bağırıp çağırmasın, câhillik etmesin. Birisi oruçlu kimse ile kavga etmek, tartışmak ve dövüşmek isterse, ona ’ben oruçluyum, ben oruçluyum’ desin." (Müslim, Sıyâm, 160, I, 806; Buhârî, Savm, 3, I, 226 )
"Oruç sadece yemeyi ve içmeyi terk etmekten ibaret değildir. Aynı zamanda oruç, çirkin, kötü ve kaba sözlerden uzak durmaktır. (Ey oruçlu!) Eğer birisi sana sataşır, sövüp sayar, bağırıp çağırır, kaba ve çirkin davranırsa, ona ’ben oruçluyum, ben oruçluyum’ de" (Ibn Hıbbân, ibn Huzey- me ve Hâkim, bk. Münzirî, II, 148) buyurmuştur.
Hadisler, orucun gayesinin insanın edep ve ahlâkını iyileştirmek olduğunu açıkça ifade etmektedir. Eğer oruç, insanı kötü söz, eylem ve davranışlardan uzaklaştırmıyor, edep ve ahlakını güzelleştirmiyorsa amacına ulaşamamış demektir, böyle bir oruçtan istenilen sevap da elde edilemez. Nitekim Peygamberimiz (s.a.s.):
"Kim yalan sözü ve yalan ile iş yapmayı bırakmazsa, Allah’ın onun yemesini ve içmesini terk etmesine ihtiyacı yoktur." (Buhârî, Savm, 9, l, 228; Ebû Dâvûd, Savm, 25, I, 767; Tirmizî, Savm, 16, III, 87; Ibn Mâce, 21, I, 539)
"Nice oruç tutanlar vardır ki, onların oruçtan nasipleri sadece aç (ve susuz) kalmalarıdır. Nice geceleri namaz kılanlar vardır ki, onların namazdan nasipleri sadece uykusuz kalmaktır" buyurmuştur. (Ibn Mâce, 21, I, 539; Nesâî, Ibn Huzeyme, Hâkim, Beyhakî, Taberânî bk. Münzirî, II, 148)
Dolayısıyla oruç tutan insan; yalan, yalancı şahitlik, gıybet, iftira, hile, aldatma, kötü söz ve benzeri davranışlardan uzak, iş ve işlemlerinde, söz ve sözleşmelerinde, alım ve satımlarında dürüst ve dosdoğru olmalıdır.
Peygamberimizin beyanı ile "oruç kalkandır" (Müslim, Sıyâm, 162, ı, 806) Gerçek anlamda tutulan oruç, hem kötü söz ve davranışlara, hem de cehennem ateşine karşı perde olur; kişiyi fuhuş ve edep dışı davranışlardan alıkoyar, çünkü "orucun şehveti kıran bir özelliği vardır." (Buhârî, Savm, 11, I, 229)
İnsanın günah işlemesine genellikle iki şey sebep olur: Biri şehevî arzuları, diğeri dili ve midesidir. "Kim diline ve ırzına sahip çıkacağına güvence verirse, ben de o kimsenin cennete gireceğine güvence veririm" (Tirmizî, Zühd, 60, ıv., 606) anlamındaki hadis, insanın şehevî arzularına, konuşmasına, yeme ve içmesine dikkat etmesi gerektiğine vurgu yapmaktadır.
Orucun farz olmasının arka planında, müslü- manın cinsel arzularını, konuşmalarını, yemesini ve içmesini kontrol altında tutması, huyunu ve ahlâkını güzelleştirmesi ve nefsine sahip çıkabilme yeteneğini kazanması vardır. Bu sebeple Kur’an ve sünnette, Müslümanlar oruç tutmaya teşvik edilmiş, oruç tutanlar övülmüş ve onlara Allah’ın rahmeti, rızası, sevap ve mükâfâtı va’d edilmiştir. Ahzab suresinin 35. âyetinde, on özelliğe sahip olan kadın ve erkeklere mağfiret ve büyük mükâfat olduğu bildirilmiştir. Peygamberimiz (s.a.s.), "Adem oğlunun her ameline on katından yedi yüz katına kadar sevap verilir." Yüce Allah da:
"Oruç hariç, çünkü oruç benim içindir, onun mükâfatını da ben vereceğim. Oruç tutan kimse yemesini, içmesini ve şehvetini benim için terk etmektedir. Oruçlunun iki sevinci vardır: Biri iftar ettiği zaman, diğeri de Rabbine kavuştuğu zamandır. Oruçlunun ağız kokusu, Allah katında misk kokusundan daha güzeldir." (Müslim, Sıyâm, 164, I, 807; Tirmizî, Savm, 55, III, 1 36)
"Kim inanarak ve sevabını umarak Ramazan orucunu tutarsa, Allah o kimsenin geçmiş günahlarını bağışlar." (Buhârî, Sıyâm, 6)
"Cennette reyyân adında bir kapı vardır ki, buradan kıyamet gününde sadece oruç tutanlar cennete gireceklerdir."(Müslim, Sıyâm, 166, l, 808) "Kim Allah için bir gün oruç tutarsa, Allah yetmiş yıllık bir mesafe kadar onu cehennem ateşinden uzaklaştırır." (Müslim, Sıyâm, 168, I, 808) anlamındaki hadisler de orucun değerini ifade etmektedir.
Peygamberimiz (s.a.s.), Ramazan ayından sonra gelen şevval ayında altı gün ve her haftanın pazartesi ve perşembe günleri oruç tutmuş ve tutulmasını da tavsiye etmiştir. Bu oruçları tutmanın sebeplerini de şöyle açıklamıştır:
"Kim Ramazan orucunu tutar, sonra şevval ayından altı gün oruç tutarsa, bütün yıl boyunca oruç tutmuş gibi olur." (Tirmizî, Savm, 53, III, 132)
"Ameller, pazartesi ve perşembe günleri Allah’a arz edilir. Ben amellerimin oruçlu iken Allah’a arz edilmesini severim" sözleriyle açıklamıştır. (Tirmizî, Savm, 39, III, 122)
Geçerli bir mazereti olmadığı halde Ramazan orucunu tutmayan bir Müslüman, Allah’a ve Peygambere isyan etmiş, pek çok sevap ve manevi nimetten yoksun kalmış ve büyük günah işlemiş olur. Mazeretsiz olarak tutmadığı bir günlük Ramazan orucunun yerine, başka zamanlarda ömür boyu oruç tutsa telâfi edemez. Peygamberimiz (s.a.s.); "Kim hastalığı ve bir ruhsatı olmaksızın Ramazan ayından bir gün oruç tutmasa, bütün günleri oruç tutsa yine bu orucu yerine getiremez" buyurmuştur. (Ebû Dâvûd, Savm, 38, I, 789; Tirmizî, Savm, 27; ibn Mâce, Savm, 14,
III, 101; Nesâî, Savm, No: 1672)
Oruç evrensel bir ibadettir, tarihi insanlık tarihi kadar eskidir. İnsana sabrı öğretir, çünkü "oruç sabrın yarısıdır." (Tirmizî, Deavât, 87, V, 536)
Oruç tutan insan; Allah ve Peygambere itaat etmiş ve büyük sevap kazanmış, Allah’ın verdiği nimetlere şükretmiş, aç kalanların hallerini öğrenmiş, sağlığını korumuş, nefsini terbiye etmiş, irade eğitimi yapmış, sabır ve metanet kazanmış, kötü söz ve davranışlardan korunmuş, ahlâkını güzelleştirmiş, dînî bilince ermiş, ibadet zevkini tatmış, Allah’ın rızasını ve cennetini kazanmış olur.