Makale

BİZİM ÇOCUĞUMUZ...

BİZİM ÇOCUĞUMUZ...

Ar. Gör. Yıldız Kızılabdullah
Ankara Üniversitesi ilahiyat Fakültesi

Çocuk idealdir, hayattır, paylaşımdır, mucizedir, anne-babanın hayatını adadığı, uğruna hiçbir fedakârlıktan kaçınmadığı bir varlıktır. Tüm anne-babalar için durum aynıdır. Her anne-baba gözünden bile sakındığı, üzerine titrediği çocuğu ile iftihar eder. O çocuk, onların gözünde hiç kimsede olmayan, kendilerine verilmiş bir lütuftur. Kimse onunla kıyaslanamaz, kimse onun gibi olamaz, çünkü o, onların çocuğudur, çünkü onun varlık sebebi olmuşlardır.
Bu durum, gayet tabiidir ki her anne-babanın düşüncesidir. Ancak asıl mesele bu mudur? Elbette her çocuk, Allah’ın anne-babaya bir lütfudur. Ama aslında aynı zamanda her çocuk Allah’ın topluma da bahşettiği bir nimettir. Çünkü o, toplumun geleceği, varisi olacaktır. Ama nasıl?
Evet nasıl? Anne-baba çocuğu büyütürken nasıl bu nimetin hakkını vermelidir? Bir çocuk düşünelim. Ailesinde her türlü nimete gark olmuş, bir dediği iki edilmemiş, her şey onun adına yapılmış ve önüne serilmiş. Ve bir çocuk daha düşünelim; ailesinde sadece bir fert olarak bulunuyor, kimse varlığını bile hissetmiyor, çocuk kendisinin, yeteneklerinin farkında bile değil. Yeteneklerini geliştirmesi için kendisine hiç fırsat tanınmamış.
Hangisi Allah’ın anne-babaya ve de topluma olan lütfudur. Aslında cevap açık ikisi de değil. Peki toplumun varisi, geleceğin güvencesi ve emanetçisi olacak çocuk nasıl olmalıdır?
Cevap oldukça açık aslında. Bir çocuk daha düşünelim. Ailesinde dikkate alınan, görüşlerine değer verilen, yetenekleri anne-babanın istekleri doğrultusunda değil de kendi istekleri doğrultusunda geliştirilen, kendini rahatça ifade edebilen, istekleri fütursuzca değil, ölçülü ve makul bir şekilde yerine getirilen, dolayısıyla ilişkilerini ailesinden aldığı örnek terbiye ile dengeli bir şekilde sürdürebilen bir çocuk. Bu özellikleri daha da uzatabiliriz.
Bu özlenen, arzulanan niteliklere sahip olamamak çocuğun hatası değil, anne-babanın hatasıdır. Çünkü anne-baba çocuğunu yormamak, üzmemek, incitmemek için onun kararlarını bile onun adına alabilmektedir. Daha ona sormadan onun mesleğini bile belirleyebilmektedir. Çocuğun bunun sonucunda doğal olarak başarısızlığını da ona yükleme cesaretini kendinde bulabilmektedir.
Öyleyse çocuğumuzun hak ettiği şerefi, ailesi de dahil olmak üzere kimse onun elinden almamalıdır. Çünkü o, bizim çocuğumuzdur, o, Allah’ın bize bir emanetidir. Bu emanete ihanet etmeye kimsenin hakkı yoktur. Bizim çocuğumuz, çocuklarımız bizim ve toplumun gururu olabilmek için bizden gereken desteği alabilmelidirler.
Ona insan olduğunu, toplumun bir ferdi olduğunu hissettirebilecek, onun ilişkilerinde bencillikten uzak, madde ve mana dengesini kurabilecek, kendisini rahatlıkla ifade edebilecek, sevincini ve hüznünü ailesiyle ve çevresiyle yalandan uzak bir şekilde paylaşabilecek bir ortam hazırlamamız gerekmektedir.
İşte o zaman ne yıl sonunda karnesini göstermekten korktuğu için evden kaçan, ne istemediği mesleklerde çalışmak zorunda olan, ne çevresinde bencil damgası yiyen, ne de sorumsuzluktan dolayı cezaevlerinde ve ıslahevlerinde yatmak durumunda kalan çocuklar olmayacaktır.
Bunu istemeyiz değil mi? Elbette. Çünkü o bizim çocuğumuzdur, onlar bizim çocuklarımızdır, değil mi?