Makale

Hz. Peygamber Döneminde Kadın ve Cami

Hz. Peygamber Döneminde
Kadın ve Cami

Dr. Muhammet Ali Asar Atama II Daire Başkanı

İslam dini Allah’ın erkek ve kadın kulları arasında insan olmak bakımından hiçbir ayrım yapmamıştır. Kur’an’a göre kadın ve erkek aynı özden yaratılmıştır. (Nisa, 4/1.) Kur’an’da geçen insan kelimesi kadın ve erkeği birlikte içine almakta, erkeğe yöneltilen hitaplar Arap dilinin hususiyetlerinden dolayı kadınları da kapsamaktadır. İnanç ve ibadet konularında her iki cins arasında ayrım yapılmadığı gibi (Ahzab, 33/35.) her iki cins işledikleri iyi ve kötü fiillerin sorumluluğu konusunda da eşittirler. Sevgili Peygamberimiz de kadınlar yaratılışta erkeklerin benzerleridir (Ebu Davud, Tahare, 95.) buyurarak kadın ve erkeğin bir bütünün iki ayrı parçası olduğuna işaret etmiş; müminlerin en hayırlılarının kadınlarına iyi davrananlar olduğunu belirtmiş (Tirmizi, Rada, 11.); böylece cahiliye döneminden kalma kadınlara karşı kötü muamele alışkanlığını ortadan kaldırmak istemiştir. (İ. Hakkı Ünal, 40 Hadis, Yorum, 196.) Kadın ile erkeği bir bütünün parçası gören, ona karşı daima güzel muameleyi tavsiye eden Hz. Peygamber, kadınların eğitimine özel önem vermiş, bu konuda çok hassas davranmıştır. Nazil olan Kur’an ayetlerini en yakınlarına anlatmaya başladığında, Erkam’ın evinde yapılan gizli toplantılara hanımları kabul etmiş (İbn Hişam, Siret, I, 343.), hicretten önce Akabe’de Medineli Müslümanlarla buluştuğunda, bu tarihî biatlaşmaya hanımları da dâhil etmiştir. Hicret’ten sonra kendisini ziyarete gelen Medineli hanımlarla ahlak eğitimi ekseninde ahitleşmiştir. (Nesai, Biat, 18.), Hz. Peygamber hanımların sadece iman ya da ahlak eğitimine ağırlık vermekle yetinmemiş, okuma yazma ve ilimle meşgul olmaya onları teşvik ederek ilim öğrenmenin kadın erkek herkese farz olduğunu ifade etmiştir. (İbn Mace, Mukaddime, 81.) Kendisinden öğrenilenlerin, başkalarına da öğretilmesini tavsiye ederken (Buhari, İlim, 9.) ya da âlimleri peygamberlerin varisleri kabul ederken (Ebu Davud, İlim, 1.), cinsiyet ayrımına gitmeksizin bütün inananları muhatap almıştır.
Erkek ve kadın müminlerin eğitim ve öğretimine aynı derecede önem veren Hz. Peygamber, eğitim, öğretim faaliyetini icra ettiği en belirgin mekân hiç şüphesiz Mescid-i Nebevi’dir. Hz. Peygamber döneminde mescit, dinî ve sosyal hayatın merkezi olmasının yanında, ilmî hayatın da merkezidir. Özellikle daha yapımı sırasında, Suffe Ashabı olarak bilinen, kendilerini ilme adamış seçkin talebeler için orada bir bölüm ayrılması (Halebi, es-Siretü’l-Halebiyye, II, 277.) bu durumu göstermektedir. Allah Rasulünün mescide girdiğinde ilimle meşgul olan kimseleri görüp onların yanına oturarak “Muhakkak ki ben muallim olarak gönderildim.” (İbn Mâce, Sünne, 17.) buyurması onun mescitte eğitim öğretime verdiği ehemmiyeti göstermektedir. O, sahabenin sorularını zaman zaman mescitte cevaplamış, kendisine dini öğrenmek üzere gelenlere gerekli bilgileri burada vermiştir. (Buhari, İlim, 6.) Kendisine gelen ayetleri mescitte okuyup açıklayarak dinin hükümlerini ve inceliklerini öğretmiş; söz, vaaz ve hutbeleriyle inanan gönüllere bunları yerleştirmeye çalışmıştır. Ashabın uygun olduğu vakitleri kollayarak bu zaman dilimlerinde onlara dersler vermiştir. (Buhari, İlim, 11.) Sahabiler mescide geldiğinde halkalar kurarak Kur’an okumuş, ilmî sohbetlerde bulunmuş ve özellikle de fıkhi konularda müzakere etmişlerdir. (Kettânî, et-Terâtibü’l-İdâriyye, II, 218-222). Öğrenmeye son derece hevesli olduklarından Peygamberimizin sohbetinden bir şey kaçırmamak için meşguliyetleri sebebiyle gündüz namazlarına katılamayanlar, akşam ve yatsı namazına katılarak gündüz yapılan sohbetlerde nelerden bahsedildiğini dinleyenlerden öğrenmişler; evi mescide uzak olanlar da nöbetleşe mescide giderek, öğrendiklerini birbirlerine anlatmak suretiyle ilimden istifade yollarını aramışlardır. (Buhari, İlim, 27.)
Mescidi ibadethane yanında bir ilim merkezi olarak da gören Sevgili Peygamberimiz hanımların bu ilmî havayı teneffüs etmelerini özellikle istemiş, onları mescide gelmeye teşvik etmiş, erkekleri de bu konuda kadınlara engel olmamaları için şu şekilde uyarmıştır: “Hanımlarınız mescitlere gitmek için sizden izin isterlerse onlara izin verin.” (Müslim, Salât, 137.) ve “Allah’ın hanım kullarını, Allah’ın mescitlerinden men etmeyin” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 76.) Allah Rasulü sabah, akşam, yatsı vakitlerinde de olsa hanımların mescide gelmelerinin engellenmemesini istemiş ve ashabına, “Hanımlarınız geceleyin mescide gitmek için sizden izin istediğinde onlara izin veriniz.” uyarısında bulunmuştur. (Buhari, Ezan, 162.) Hz. Ömer gibi bazı sahabiler eşlerinin mescidin müdavimleri arasında bulunmaları (Buhari, Mevâkîtü’s-salât, 27.), ilmî ve sosyal hayatın bu denli içerisinde yer almalarından kişisel olarak pek hoşnut olmasalar da Allah Rasulünün bu konudaki tavizsiz tavrından dolayı (Buhari, Cuma, 13.) hanımlarının mescide gitmelerine engel olmamışlardır. Diğer taraftan bazı hanım sahabiler uygun elbiseleri olmadığı için mescide gitmeme hususunda Hz. Peygamberden izin istemişler, ancak Allah Rasulü “İki elbisesi olan kadınlar, elbiselerinden birini, elbisesi olmayanlara versinler ki onlar da cemaate katılabilsinler.” (Ebu Davud, Salât, 238.) buyurarak onların bu taleplerini geri çevirmiştir.
Günlük namazları mescitte kılmanın yanında cuma namazlarını da mescitte kılmaları hanımların hutbeden istifadesine imkân sağlamış, nitekim Ümmü Hişam binti Harise b. Nu’mân “Kaf suresini her cuma hutbede okurken bizzat Rasulüllah’ın ağzından ezberledim.” (Müslim, Cuma, 52.) diyerek bu durumu ifade etmiştir. Hz. Peygamber’in özel emri üzerine yaşlısıyla bekârıyla bütün hanımların bayram namazlarında namazgâha çıktıklarını söyleyen Ümmü Atıyye de, âdetli hanımların da namaz kılmasalar bile cemaatin arkasında durmak suretiyle eğitim ve ibadet birlikteliğine dâhil olduklarını ifade etmiştir. (Müslim, Salâtü’l-îdeyn, 11.)
Peygamber Efendimiz hanımların mescide rahat gidip gelebilmeleri için bazı önlemler de almıştır. Mescidin bir bölümünü onlara ayırması, (Ahmed b. Hanbel, Müsned, VII, 523.) onlara özel bir kapı tahsis etmesi, (Ebu Davud, Salât, 17.) erkeklerden önce mescitten çıkmalarını sağlaması (Buhari, Ezan, 152.) çocuklu kadınların çocuklarından dolayı sıkıntı yaşamamaları için namazı kısa tutması (Buhari, Ezan, 65.) bu önlemlerden bazılarıdır.
Diğer taraftan kadınların Allah Rasulüne gelerek “Ey Allah’ın Rasulü, erkeklerden bize zaman kalmıyor, bize özel bir gün ayırır mısınız?” diyerek talepte bulunmaları üzerine Allah Rasulü onlar için özel bir ders günü belirlemiştir. Kadınlar o gün gelir, Hz. Peygamber de onlara sohbet ederdi. (Buhari, İlim, 36.) Böylece Mescid-i Nebevi’de haftanın bir günü Hz. Peygamber tarafından sadece kadınların eğitimine tahsis edilmişti. (Buhari, İlim, 35.) Ayrıca Hz. Peygamber bayram günleri vb. zamanlarda ashabına hitap ettiğinde kadınları ihmal etmez, yanlarına gelerek onlara özel sohbet eder ve birtakım tavsiyelerde bulunurdu. (Buhari, Zekât, 21.) Camide kız çocuklarının ve kadınların eğitimiyle Hz. Peygamber sadece kendisi ilgilenmez, kadın öğretmenler de görevlendirirdi. Özellikle kendi hanımları, kız çocuklarının ve kadınların eğitim öğretimiyle yakından ilgilenirlerdi. (Ali Özek, Hadis Ricali, 1967, s. 113.)
Mescide gelen kadınlar, sadece ibadet edip okunan hutbeleri, yapılan sohbetleri dinleyerek oradan ayrılmıyorlardı. Onlar öğrenmek istedikleri konuları mahrem de olsa soruyor, isteklerini aktarabiliyor, özel hayatlarına dair problemleri bizzat Hz. Peygamber’e danışabiliyorlardı. (Buhari, Vudû’, 63; Buhari, Hayız, 24.) Kadınların en mahrem konuları ilmî gayret nedeniyle Hz. Peygambere sorabilmelerine şahit olan Hz. Aişe, utanma duygularının öğrenme azimlerine ket vurmasına izin vermeyen Medineli hanımlara karşı hayranlığını şu sözleriyle dile getirmiştir: “Şu ensar kadınları ne iyi kadınlardır. Utanma duyguları onların dinlerini öğrenmelerine engel olmuyor.” (Müslim, Hayız, 61.) Hz. Peygamber döneminde kadınların mescitteki eğitim öğretim faaliyetlerine etkin katılımları, sahabe içerisinde yirmi kadar kadın fıkıh bilgininin yetişmesine vesile olmuştur. (Hamidullah, İslam Peygamberi, II/79, 2003.) Hz. Peygamber’in tohumlarını attığı ilmî atmosferin tezahürlerinden birisi olan şu hadise mescitteki ortamı göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Hz. Ömer evlilikte kadınlara verilecek mihrin miktarının üst sınırını belirlemeyi konu alan bir hutbe irat ederken cemaat içerisindeki bir kadın oturduğu yerden Nisa suresinin yirminci ayetini okuyup “Allah kadınlara verilen mihrin yüklerle olsa bile geri alınmayacağını beyan ederken siz nasıl buna sınır getirirsiniz” diyerek itiraz etmiş, Hz. Ömer “Kadın Ömer’den daha iyi bildi, Ömer ise yanıldı.” diyerek kararından dönmüştür. (Reşid Rıza, Vahyü’l-Muhammedî, Mısır, 1935, s.283.)
Kadınların özellikle eğitim öğretimden mahrum olmamaları için mescide günün her vaktinde gelmelerinde ısrarcı olan Hz. Peygamber, mescide gelen kadın ve erkeklerin davranışlarına dikkat etmelerini, karşı cinsin dikkatini çekecek tutum ve davranışlardan kaçınmalarını, (Ahmed el-Vahidi, Esbâbu’n-Nüzul, Kahire, 1968, s.186.) giyim kuşama özen göstermelerini, (Buhari, Meğazi, 537.) dikkat çekecek şekilde güzel koku sürünmemelerini tembih ederdi. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 363.) Mescitte kadınlar erkeklerin arkasında namaza durdukları için, erkeklerin avret yerlerinin gözükme ihtimaline karşı, onlar secdeden kalkıp doğruluncaya kadar kadınların secdeden başlarını kaldırmamalarını tavsiye ederdi. (Ebu Davud, Salat, 54.) Böylece o, mescitteki manevi, ilmî atmosferin muhafaza edilmesini de temin etmiştir. Nitekim Hz. Peygamberin vefatından sonra Hz. Aişe validemizin “Eğer Rasulüllah kadınların kendisinden sonra mescitlerde neler ihdas edeceklerini bilseydi, İsrailoğulları gibi o da onların mescitlere gitmelerini yasaklardı.” (M999 Müslim, Salât, 144; B869 Buhari, Ezan, 163.) sözü Allah Rasulünün mescit adapları konusundaki hassasiyetinin önemini göstermektedir.
Görüldüğü üzere Hz. Peygamber döneminde bir ilim merkezi olan mescidin en önemli unsurlarından birisi hiç şüphesiz kadınlardır. Sevgili Peygamberimiz kadınların günün bütün vakitlerinde mescide gelmesini teşvik etmiş, onlara mescitte özel alan ayırmış, onlar için belirli bir ders günü tespit etmiş, böylece hanımların ilmî hayatın içerisinde yer almalarını temin etmiştir.