Makale

Tevhit Dini Fıtrat Dini İslâm

Tevhit Dini
Fıtrat Dini
İslâm

Prof. Dr. Yunus Vehbi Yavuz
Uludağ Üniv. İlâhiyat Fak.

I. Fıtrî iman
İslâm dini gerçekten insanın yaratılışına uygun bir dindir. Bu husus Kur’an ayetlerinde ifadesini şöyle bulmuştur:
1. “Yüzünü Hanîf olan dine doğrult. Hanîf dini, Allah’ın insanları üzerinde yarattığı dindir. Allah’ın yarattığını değiştirmek söz konusu değildir.” (Rum, 30)
2. “Yüzünü Hanîf dinine yönelt, sakın Allah’a ortak koşanlardan olma.”

Yukarıdaki ayetlerde hanîflikten kast edilen şey tevhit inancına bağlanmak, Allah’tan başkasına tapmamak ve şirkten sakınmaktır. Ulu Allah, İslâm dininin yaratılışa uygun bir din olduğunu bu iki ayette açıkça ifade etmekte ve bu dine bağlanmanın lüzumunu vurgulamaktadır. İslâm dininin inanç, ibadet, ahlâk ve dünya işleri bakımından hayat dini olduğunu aşağıdaki açıklamalarla ortaya koymaya çalışacağız. Bu sebeple, insanlık için yaratılış kanunlarına en uygun bir din olan İslâm’dan başka bir din aramaya gerek yoktur. Çünkü yaratılış ile çelişen inanç, ibadet, ahlâk ve hayat biçimi, toplumsal hayatta tezatlar oluşturarak insanların sıkıntıya düşmelerine zemin hazırlar.

Tevhit inancı insan fıtratına, hayat gerçeklerine tamamıyla uygundur. Çünkü tevhidin temeli; birleşmek, bütünleşmek, parçalanmamaktır. İnsan da ruh ve bedenin birleşmesinden oluşan değerli bir varlıktır. Yaşayabilmek için ruh ile bedenin birbirinden ayrı olmaları düşünülemez. Bu iki varlığın birleşmesinden insan denen yüce bir varlık meydana gelmektedir. Bu durum sadece insan için söz konusu değildir. Evrende var olan her şey bazı unsurların bir araya gelmesinden oluşmaktadır. Varlığın temel kuralı budur. Maddede yer alan proton ve nötronlar birbirini tamamlamakta ve bir bütün teşkil ederek madde âlemini meydana getirmektedir. İşte bu birliğin bozulması hayatın son bulmasını doğuracaktır.

Tevhit inancı tek tanrıya tapmayı esas alıp onun dışındaki varlıklara tapmayı reddeder. Bu açıdan tevhit inancı evrendeki birlik ilkesine tam olarak uygun bir inanç ilkesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Allah’tan başkasına tapmak şirktir ve en büyük günahların başında gelmektedir. Tevhit birleştirmek, bütünleştirmek, tek güç etrafında toplanmak demektir. İslâm, işte bu fıtrî inancı getirerek insanlığın gerçek anlamda kurtuluşunu hazırlamıştır. Tevhit inancına sahip olan toplumlarda ikilik, ayrılık, gayrilik yoktur. İkilik bütünü ile noksanlıktır. Tevhit inancı insanın ruhsal ve bedensel yapısını birleştirerek, ikisine de gerekli olan gıdaları sağlayacak tedbirleri getirmiştir.

II. Fıtrata uygun ibadetler
İslâm’ın getirdiği tevhit inancı madde-mana, ruh-beden kompozisyonuna tam anlamı ile uygun olduğu gibi, koyduğu ibadetler de buna tamamen uygundur. Namaz, oruç, hac, dua, zikir, istiğfar, tespih, tahmid ve tehlil gibi ibadetler ruhsal yapımızı güçlendirici niteliktedir. İnsan bu ibadetler aracılığı ile manevî yönden güç kazanır, Allah’tan kuvvet alır, ruhunu tazeler. Zekât, fitre, kurban, sadaka ve hayırlar da bedensel yapımızı güçlendirici niteliktedir. Kur’an ruh-beden, madde-mana dengesini son derece hassas ölçüler içinde koruyor ve bu denge içinde hayatımızı sürdürmemizi istiyor. Bütünü ile İslâm’ın ibadetlerini, emir ve tavsiyelerini kabul edip hayata geçiren insan, fıtratının ihtiyaçlarını gidermiş, kendini tatmin etmiş, dolayısıyla ortaya çıkması muhtemel sorunlarına kalıcı çözüm getirmiş olur. İster ruhsal yapımızla ilgili olsun, ister maddî yapımızla ilgili olsun, İslâm’ın bütün emir ve tavsiyeleri hem ferdî yapıyı hem de sosyal yapıyı güçlendirecek tarzda konulmuş olup, insanlığı her çağda mutlu kılacak zenginliğe sahiptir. Şimdi sırasıyla anılan ibadetlerle ilgili hikmetleri açıklamaya çalışacağız:

a. Namaz
Namaz, günde beş kere insanın ruhunu temizleyip arındıran, ona manevî bir güç kazandıran, insanı âdeta miraca yükselten kapsamlı ve çok yönlü bir zikirdir.
Namazın hem ferde hem de topluma bakan yönleri vardır. Günde beş vakit kılınması emredilen namaz, tek başına kılınınca insanın ruhsal yapısını güçlendirdiği gibi, cemaatle kılınması durumunda da sosyal bütünleşmeyi sağlamaktadır. Cemaatle kılınmasının sevabının 27 derece üstün olduğu hadislerde ifade buyrulmaktadır. (Buharî, K. Ezan, 30, c.1/158) Bu durum toplumsal bütünleşme açısından namazın ne kadar önemli bir işleve sahip olduğunu gösterir.

b. Oruç
Müslüman bir kişi yılda bir kere rahmet ve bereket havuzuna girer; kendini manen temizleyerek arındırır, bedensel sağlığını garanti altına alır, uzuvlarını dinlendirir. Ramazan ayı bütünü ile bir zikir ayıdır. Mümin kul ramazanda oruç tutunca ruhen genişler, manen hafifler, güçlenir ve tam anlamıyla arınır.
Oruç tutan insan, ruhsal yönden hem güçlenir, hem temizlenir. Ramazan ayı sonunda ise, oruçlu kişi anasından doğduğu gibi günahsız hâle gelir. Dolayısıyla, ramazandan sonra da hayatını düzgün bir çizgide yürütme imkânını bulur.

c. Hac
Ömürde bir kere yerine getirilmesi emredilen hac görevi, dünya çapında bütünleşmenin sembolü durumundadır. Hac, bir tür ibadetler harmanı olarak da nitelendirilebilir. Hacca giderek görevlerini hakkıyla yerine getirenler arınmış olarak geri dönerler. Hz. Peygamber bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor: “Kabul olunmuş bir haccın karşılığı cennetten başkası değildir.” (Tirmizî, K.Hac, 90; H.No: 933)

Haccını yerine getiren bir Müslüman bu görevi ifa ettikten sonra yepyeni bir kimlik kazanır. Kötü huy ve davranışlarını atarak güzel davranışlar kazanır.
d. Zekât

Zekât; ruh ile beden arasında denge sağlayan çok etkili bir sosyal güvenlik emridir. İslâm, aynı zamanda ekonomik bir faaliyet olan zekâtı ibadet hâline getirmiş ve bunu İslâm’ın beş temel emrinden biri yapmıştır. Zekâtın hem ferde hem de topluma yönelik hedefleri vardır. Zekât, Müslüman’ı bencillikten kurtarıp toplumculuğa iter, onu toplumu ile iç içe kılar.

Zekât, Müslüman’ın dünyaya yaklaşımının temel taşıdır. Onu çalışıp zengin olmaya, terk-i dünyada bulunmamaya teşvik eder; malî ibadetin hazzını tattırır.

İbadetlere bir de denge olma açısından bakmamızda yarar vardır. Namaz, oruç, dua, zikir, tespih, tehlil, tövbe ve istiğfar, bir müminin bu dünya hayatı ile geçici bir süre bağlantısını keserek rahatlamasını sağlar. Dünya işlerinin telaş ve sıkıntıları içinde sıkışan mümin, günde beş vakit namazını düzenli bir şekilde kılar, sürekli olarak Allah’ı hatırında tutar ve davranışlarını buna göre ayarlarsa, dünya hayatı ile geçici olarak ilgisini kesmiş ve yepyeni bir hayatın içine girmiş olur. Aynı zamanda nefs muhasebesi yapma fırsatını da bulmuş olur. Ancak, bu durum geçici olduğu için ibadet merasiminin bitişinden sonra yeniden aktif hayatın içine döner. Bu olay, insanın bir tür kendini çekup’tan geçirmesi, kendine enerji enjekte ettirmesi, ya da güçlü vitamin almasına benzer. İnanan bir kul, bu dünya hayatının acımasız ve ezici sıkıntılarından kendini başka türlü kurtaramaz.

Ruhsal ibadetlere karşılık, Allah’ın temel emirleri içinde yer alan zekât, sadaka, karz-ı hasen ve hayırlar da mümin bir kulun dünya hayatı ile bağlantısını sağlar. Şöyle ki; bir mümin sadece ruhsal ibadetlerle hayatın dengesini kuramaz. Belki toplumu ile bütünleşmesi gerektiğini anlar. Ekonomik ve sosyal ibadetler bu bütünleşmeyi sağlar.

Gerek ibadetlerde gerekse diğer emir ve tavsiyelerde öyle mükemmel bir denge vardır ki, ibadetler insanın hayatı ile yaratılışı ile ve sosyal hayatla çelişmemekte, tam tersine paralel, hatta iç içelik arz etmektedir. Bu dengeyi kurmaksızın, insanoğlunun gerçekten mutluluğa ermesi, ya da yakaladığı mutluluğu sürdürmesi mümkün değildir.

Özetle; İslâm’ın getirdiği ibadet ilkeleri, insanları hem maddeten hem de manen tatmin edecek güçtedir. Başka güç kaynakları aramaya gerek yoktur. Hikmetleri açısından ele aldığımız iman ve ibadetleri, aslında hiçbir sebep ve gerekçeye dayalı olmaksızın kabul edip tereddütsüz uygulamak gerekir. Ebedî mutluluğun yolu buradan geçer.

III. Fıtrata uygun dünyevî muameleler
İslâm’ın getirdiği ibadetler, insan fıtratına ve evrenin yaratılışına uygun olduğu gibi, hayatımızla ilgili fıkhî hükümler de insan fıtratına tamamen uygundur. İslâm fıkhı bir insanın anne rahmine intikal ettiği andan ölümüne kadar ki haklarını ve buluğ çağından sonra ki vecibelerini mükemmel bir şekilde düzenleyerek kelimenin tam anlamı ile tarihte bir hukuk toplumu inşa etmiş, devletleri hukuk devleti, fertleri (Müslüman-gayrimüslim) de birer hukuk vatandaşı hâline getirmiştir.

İslâm sadece hür vatandaşlara hak düzenlemekle kalmamış, toplumda yer alan kölelerle hayvanların da hukukunu düzenleyerek hayatın dengeli ve adil ölçülerde devam etmesini sağlamıştır. Öyle ki, İslâm’dan önce hiçbir hakka sahip olmayan ve hayat hakkı tamamen sahibinin elinde olan kölelere İslâm, aynen hür insanlar gibi insanî haklar getirmiştir: İnanma hakkı, ibadet yapma hakkı, insanî ölçülerde çalıştırılma hakkı; evlenme ve boşanma hakkı, miras hakkı, çalışma hakkı, ilim öğrenme hakkı.

İslâm sadece insanlara hak getirmemiş, belki hayvanlar için de bazı hukukî düzenlemeler getirmiştir. Bu düzenlemeler de fıkıh kültüründe yer almıştır.

Hülâsa olarak; İslâm’ın getirdiği hayat ilkeleri insan fıtratına ve hayat gerçeklerine tamamıyla uygundur. Doğduğu andan ölümüne kadar geçen sürede onun sağlıklı yaşamasına medar olacak bütün tedbirler alınmıştır. Doğunca bebek yıkanır, ölünceye kadar temizlenmesi için gereken hükümler fıkıh kitaplarında ayrıntılı bir şekilde yer alır. Bizim fıkhımız taharet eğitimi verme noktasında son derece başarılıdır. Fıkıh kitaplarının ilk konusunun temizlenme ile başlaması dikkat çekicidir. Önce tuvalet temizliğine, sonra ibadet temizliğine ve bir insanın belli zamanlarda yıkanması için de zorunlu hükümlere yer verilir.

Bizim fıkıh kültürümüz doğum ve sonrası hayatla ilgili çeşitli düzenlemeleri yapmış ve tarihte yaşamış toplumların düzenini sağlayarak fıtratlarının gereklerine uygun düzenlemeler getirmiştir. Bütün bunlar insan hayatının gerekleridir. Ölünce de miras bırakmışsa bu mirasın nasıl taksim edileceğini ayrıntıları ile düzenlemiştir. Eğer ölü geride borç bırakmışsa, Allah’ın huzuruna kul borcu ile gitmemesi için tedbir almıştır. Hz. Peygamber bir cenaze namazına katılacağı zaman ölünün borcu olup olmadığını sorar, eğer yok denilirse namazını kıldırır, borcu varsa bu borç anında ödenmedikçe namazı kıldırmazdı. Dolayısıyla İslâm dini ve bu çerçevede İslâm fıkhı borçsuz, günahsız tertemiz doğan insanoğlunun, Allah’a yine borçsuz tertemiz halde dönmesini sağlar. Bütün bunlar, İslâm dininin gerçekten fıtrat dini olduğunun mükemmel göstergeleridir.
Hülâsa; tevhid dini İslâm, fıtrat dini İslâm’dır.