Makale

Helâl Kazanç Dürüst ve Hilesiz Kazançtır

Helâl Kazanç,
Dürüst ve Hilesiz Kazançtır

Yrd. Doç. Dr. Abdullah Yıldız
Harran Üniv. İlâhiyat Fak.

Yüce Allah’ın örnek insan Hz. Peygamber aracılığı ile insanlara getirdiği mesajların en sonu ve en mükemmeli olan İslâm dini, kuşkusuz getirdiği emir ve yasakları ile insanlık ufkumuzu aydınlatmakta, hayatımızı, anlamlandırmakta, dünya ve ahirette mutluluğumuzu amaçlamaktadır. “Hâlık”, “Rab” ve ”Rezzak” sıfatlarının tecellisi olarak Yüce Yaratıcı, bütün canlılar için rızık halk etmiş, kâinat sofrasını donatmış ve nimetlerini onların istifadesine sunmuştur. Bu bağlamda Yaratıcı, insanlık âlemi içinde başta peygamberler olmak üzere müminlere muhtaç oldukları yeme-içme, giyim-kuşam ve barınma gibi ihtiyaçlarını helâl ve temiz yollardan kazanmalarını emretmiştir. Bu konuda seçilmiş insanlar olan ve günah işlemekten korunmuş bulunan elçilerine bile: “Ey peygamberler! Temiz ve güzel olan şeylerden yeyin ve (insanlar için) yararlı işler yapın; çünkü ben yaptıklarınızı bilmekteyim.” (Mü’minün, 51) buyurmuştur. Yüce Yaratıcı, tüm insanlara hitaben: “Ey insanlar! Yeryüzünde bulunan gıdaların temiz ve helâl olanlarından (güzel ve temiz olanlarından) yeyin, şeytanın peşine düşmeyin; çünkü şeytan sizin için apaçık bir düşmandır.” (Bakara, 168) buyurmuş ve müminlere hitaben de:
“Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların iyilerinden yeyin, eğer siz gerçekten yalnız Allah’a kulluk ediyorsanız, O’na şükredin.” (Bakara, 172)
“Ey inananlar! Allah’ın size helâl kıldığı temiz şeyleri haram kılmayın, hududu da aşmayın; doğrusu Allah, aşırı gidenleri sevmez. Allah’ın size verdiği rızıktan temiz ve helâl olarak yiyin. İman ettiğiniz Allah’tan korkun.” (Maide, 87-88) buyurarak temiz ve helâl rızıkla müminin imanını ilintilendirmiştir.

Bu ilâhi mesajlardaki “yenilecek ve yararlanılacak temiz ve güzel olan şey” ifadesindeki esprinin, başka ayetlerdeki yorum ve açıklaması yine yaratıcı kudret tarafından biz müminlere şöyle ifade edilmektedir:
“Ey iman edenler! Aranızda karşılıklı rızaya dayanan ticaret (alış-veriş) olmasının dışında, mallarınızı, aranızda batıl sebeplerle yani meşru olmayan yollarla, haksız sebeplerle yemeyin. Ve kendinizi öldürmeyin.” (Nisa, 29)

Hakiki bir mümin için, ayetlerde emredilen “güzel ve temiz olan kazanç” ile amacın, doğruluk ve dürüstlüğe, iyi niyete dayalı, meşru olan helâl kazanç ve sebepler olduğu; yasaklanan “batıl ve haksız kazanç yollardan” anlaşılması gereken şeyin ise, “batıl sebepler” de denilen sırkat (hırsızlık), hıyanet, gasp, kumar, riba, tezvirat, şarlatanlık ve rüşvet gibi meşru olmayan sebeplerle elde edilen kazançlar olduğu muhakkaktır. (Elmalılı, Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, I, 678-679; II, 1341) Bunun içindir ki başta insanlığın hidayet ve saadet öncüleri peygamberlerden her birinin bizzat bir kazanç yolu ile (sanat, ticaret, ziraat, tarım vb.) meşgul olduğunu, helâl kazanç kazanmaya öncülük ettiklerini görmekteyiz. (Hz. Adem çiftçilik; Hz. Nuh marangozluk; Hz. İdris terzilik; Hz. Davut demircilik ve zırh örgücülüğü; Hz. Musa çobanlık; Hz. Muhammed çobanlık ve ticaret. Bu konuda bkz.; İbn Hacer, Fethü’l-Bari, IV, 306)

Mensubu olduğumuz yüce İslâm dini, haksızlıkla ve haram yollarla servet edinmeyi, fert ve cemiyet hayatının iflâsı olarak ve adım adım ölüme gitme olarak görmektedir. (Elmalılı, a.g.e. II, 1341-1343) “Ölçüde ve tartıda hile yapanların (haktan sapanların) vay haline! (onlara yazıklar olsun!).” (Tatfif, 1) ayetinde belirtildiği üzere, ticarette haktan, doğruluk ve dürüstlükten sapanlar, kendi nefislerini ve toplumlarını helâke sevketmektedirler. Nitekim İbn Abbas’tan gelen “beş günaha beş türlü ceza” hadisinde “Bir toplumda ölçü ve tartıda hainlik yapılıp haktan sapıldığında, o toplumda insanlar mahsulden ve üründen mahrum edilirler.” şeklindeki haberde bu duruma işaret edilmektedir. (Çantay, H. Basri, Kur’an-ı Hakim ve Meal-i Kerim, III, 1155, dipnot: 2)

İlgili ayetteki “kendinizi (fert ve toplum olarak) öldürmeyin”, rüşvet, hırsızlık, tefecilik ve faiz gibi batıl yolarla, haram kazanç yiyerek kendinizin ve toplumunuzun sonunu hazırlamayın şeklindeki değerlendirmeye itibarla, doğruluk ve dürüstlüğü helâl kazancın temeli sayan ve İslâm toplum hayatının mayası ve devamı kabul eden İslâm dininin şanlı peygamberi, zaman zaman toplum içine girer, pazarları dolaşır ve orada gördükleri aksaklık ve eksiklikleri tespit eder ve önemle üzerinde dururdu. Nebiler sultanı, iyi kaliteli bir yiyecek ile kötüsünü karıştırıp yiyecek satan bir adama uğradı. Ona bunu nasıl yaptığını, niçin yaptığını sordu. Adam: Alış-verişi çoğaltmak, ilgi ve rağbeti artırmak için yaptığını söyledi. Bunun üzerine Hz. Peygamber, adama: “Dinimizde aldatma yoktur!” (el-Hindi, a.g.e., IV, 159, 9974) buyurdu. Bir başka zaman da Hz. Peygamber koyun yüzen bir kasaba uğradı, kasap onu üfleyerek şişiriyordu. Rasûlullah (s.a.s.), koyunun derisiyle eti arasına elini soktu, fakat eline hiç ıslaklık ve kan dokunmadı, bunun üzerine O: “bizi aldatan biden değildir.” buyurdu. (el-Hindi, a.g.e., IV, 158, 9972)

Allah’ın habibi arkadaşlarını her konuda eğitir, özellikle mülk edinmenin ve kazanmanın en önemli ve en yaygın yollarından biri olan alış-verişle ilgili eksiklik ve aksaklıkları muhtelif zaman ve mekânlarda, çarşıda, pazarda gördüğünde düzeltir ve onlara: “Bizi aldatan bizden değildir; hile yapan ve aldatan kimse cehennemdedir.” (Müslim, a.g.e., III, 545, 7824) buyururdu. Özellikle ticaretle uğraşan kimselere hitaben: “Kim ayıplı (kusurlu) bir malı kusurunu açıklamadan satarsa, o kimse, Allah’ın gazabında ve meleklerin lânetindedir.” (el-Hindi, a.g.e., IV, 59, 9501) Müslüman hiçbir tüccara, bildiği halde malının ayıbını söylemeden satması helâl olmaz buyuran Allah Rasûlü, böyle sattığı malın ayıbını söylemeden satan, malının ayıbını gizleyen veya malını olduğundan fazla iyi gösteren, abartan tüccarlar için, böyle tüccarların gerçek facirler (günahkârlar) olduğunu önemle belirtirlerdi. (el-Hindi, a.g.e., IV, 158, 9971)
“Rızkın onda-dokuzu ticarettedir.” (el-Hindi, a.g.e., IV, 30, 9342) buyuran kutlu Nebi, yukarıda belirttiğimiz hileli kazanç ve satışı yermesinin aksine helâl kazanmayı, doğru-dürüst ticareti ve faillerini övmektedir. “Güvenilir, güven veren dürüst ve Müslüman bir tüccar kıyamet gününde nebiler, sıddıklar ve şehitlerle beraberdir.” (el-Hindi, a.g.e., IV, 7, 9217) Aynı zamanda böyle dürüst ve güvenilir bir tüccar (dehşetli ve sıcak) kıyamet gününde arşın gölgesinde olacağını söylerdi. (el-Hindi, a.g.e., IV, 7, 9218)

İnsan hayatının tamamını kapsayan İslâm dini, hayatın hangi alanında olursa olsun müminlere doğruluğu, doğrularla beraber olmayı emretmekte, doğruluğun zıddı olan şeyleri yasaklamaktadır. Bu manada Yüce Allah: “Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve doğrularla beraber olun.” (Tevbe, 119) buyurmaktadır.

Bu ilâhî mesajları bizlere ulaştıran, en etkin ve yetkin bir şekilde bizlere açıklayan sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) de: “(İstisnasız) Her Müslüman üzerine helâl kazanmak, helâli aramak farzdır.” (Acluni, a.g.e., II, 162) buyurarak helâl olanı kazanma, bunun için çalışma ve gayret göstermenin İslâm adamı olan her Müslüman için önemli bir vecibe olduğunu belirtmişlerdir. Hatta kutlu Nebi (s.a.s.): “Helâl olanı kazanmak bir Müslüman üzerine öncelikli bir vecibedir.” (A.g.y.) Yani imandan sonra en önemli bir vecibe, zorunlu bir görevdir, buyurmuş ve böyle bir uğraşının Allah yolunda cihat olduğunu belirtmiştir. İnsanın alın teri dökerek el emeği ile geçinmesi, çalışmaya ve kazanmaya önem vermesi anlamındaki “kesb” İslâm ümmeti içinde “el-kâsibü habibullah” (çalışıp kazanan Allah dostudur) sözüyle âdeta geleneksel bir düstur olmuştur.

O halde en doğru ve helâl kazancın neler olduğunu ve helâl kazanç yollarını tanımamız gerekmektedir. Kazanç yollarından sanat, ziraat, tarım, ticaret, cihat, ganimet, hizmet vb. hangisi olursa olsun İslâm’ın öngördüğü helâl kazanç yolu, meşru olan, Allah ve Rasûlünün arzusuna ters düşmeyen, başkalarının hakkına mütecaviz olmayan, dünya ve ahiret dengesini gözeten, insanlara zarar vermeyen el emeği, göz nuru ve beyin gücüyle çalışıp kazanma olarak bilinmektedir. (Elmalılı, a.g.e., II, 1341) Helâl kazançla ilgili bu nitelemenin yanında yapılan işlerin sağlamlık ve kalitesi de o kazançtaki dürüstlüğe, helâllığa ve verilen emeğin kutsallığına delâlet etmektedir. Hem uzmanlarınca da helâl kazanmada en güvenli yolun dürüstlük ve kalite olduğuna inanılmaktadır. Bu manada sevgili peygamberimiz yaptığı işlerini düzgün ve sağlam yapardı ve şöyle buyururdu: “Sizden biriniz bir iş yaptığında, onu mükemmel yapsın; Allah yaptığı işi sağlam ve güzel yapan kimseyi sever.” (İbn Sa’d, et-Tabakatü’l-Kübra, I, 142; Suyuti, Camiü’s-sağir, I, 75; el-Hindi, a.g.e., III, 907) Yanlış ve yasak olan olan, “helâl-haram ver Allah, aciz kulun yer Allah; gelsin de nerden gelirse gelsin, olsun da nasıl olursa olsun!” anlayışının aksine, günlük hayatında her Müslüman birey için yemek, içmek, giyinmek ve barınmak gibi konularda, rızkında ve kazancında, gerek hayatımızı anlamlandıran yüce İslâm dininin ilkeleri ve gerekse örnek insan Hz. Peygamber’in söz ve davranışlarından hareketle şu esasları göz önünde bulundurma zorunluluğu vardır: Kazanç, temiz ve helâl olmalı, setri’l-avrete (İslâm’ın örtünme emir ve sınırına) riayetle israf, taklit ve gösterişten uzak olmalıdır. (Görmez, Mehmet, Sünnet ve Hadisin Anlaşılması ve Yorumlanmasında Metodoloji Sorunu, 300)

“Ücretlinin (çalışan emekçinin) ücretini alnının teri kurumadan veriniz.” (İbn Mace, Sünen, Rühün, 4), “İnsanlara yük olmayınız; içinizden kim bana insanlara yük olmayacağına ve onlardan bir şey istemeyeceğine dair söz verirse ben de ona cenneti söz vereyim. (Zorunlu olmadığı halde) dilencilik yapan kimse kıyamet gününde yüzündeki etler parça parça dökülerek huzura gelir.” (Buhari, Sahih, Zekât, 52; Nesai, Sünen, Zekât, 83; İbn Hanbel, Müsned, II, 15, 88; Acluni, a.g.e., II, 238, 241; II, 141; el-Hindi, a.g.e., III, 238) buyuran örnek insan rahmet Peygamberi, “Hiçbir kimse kendi eli ile kazandığı taamdan (kazançtan) daha hayırlı ve güzelini yememiştir; şüphesiz Allah’ın nebisi Davut (a.s.) da kendi elinin emeğini yerdi.” (Buhari, Buyu’, 15) buyurarak en helâl rızkın ve en onurlu işin el emeği olduğunu vurgulamışlardır. Alemlerin Efendisi, kendileri sabah namazlarını kıldıktan sonra sürekli, “Allahım! Senden faydalı ilim, temiz ve helâl kazanç, kabul görmüş amel isterim.” diye dua ederler, tembellik ve acizlikten de Allah’a sığınırlardı. (Buhari, Cihat, 25, 74; Et’ıme, 28) Bu konuda Hz. Ömer: “Halk arasında hakir görülen hizmetleri bile yapmak, halka arz-ı ihtiyaç edip dilenmekten çok daha şereflidir.” der. Hz. Ali de: “İnsanlar, bir kısım kazancı ar telâkki ederler; bence ar ve ayıp olan şey, dilenme zilletine düşmektir.” derim. Atalarımız da: “Kârın (kazancın) ârı olmaz; yeter ki el emeği olsun.” demişlerdir. (Babanzade, Ahmet Naim, “ Sahih-i Buhari Muhtasarı ve Tecrid-i Sarih Tercemesi, V, 263)

Hz Aişe, ahlâkı Kur’an olan Rasûlullah (s.a.s.)’ı, anlatırken onun herhangi bir beşerden farksız olarak alış-verişini yaptığını, bütün ev işleriyle meşgul olduğunu, kendi işlerini kendisi yaptığını, artan zamanında da eşlerinin ev işlerine yardımcı olduğunu belirtir.” (Abdürrezzak, Musannef, 11,260; İbn Sa’d, I 367; İbn Hanbel, VI, 106, 121, 167, 242; Buhari, Ezan, 44)
Yüce İslâm dininde Müslüman bir kimsenin kendini, çoluk-çocuğunu kimseye muhtaç etmemek, onların ihtiyaçlarını helâl ve meşru yollardan kazanmak, Allah yolunda cihat ve kutsal bir uğraşı sayılmaktadır. “Helâl kazanç aramak, bunun için uğraşmak cihattır.” (Acluni, a.g.e., II, 162) Buyuran nebiler sultanı, “İbadet, yetmiş küsür çeşittir; en üstünü helâl kazanç için çalışmak, çaba sarfetmektir.” (Acluni, a.g.e., II, 68; 162) Bir hadiste: “Evdeki dul kadın ve ailedeki diğer muhtaç kişilerin iaşe ve bakımı için çalışıp kazanan veya kazancının bir kısmını onlara ayıran kimse Allah yolunda cihat eden kimse gibidir. Böyle bir kimse, gündüzleri nafile oruç tutan, geceleri sürekli nafile namaz kılan kimse gibi sevap ve hayırdadır.” (Buhari, Edep, 25, 26; İbn Mace, Sünen, Ticaret, 1) Kişi, kendi el emeğinden daha temiz ve daha helâl bir rızık kazanmamıştır. Kişinin çoluk-çocuğuna, hizmetçisine ve bakımıyla yükümlü olduğu kimselere yaptığı meşru harcama ise bir sadakadır.” (İbn Mace, a.g.e., Ticaret, 1) Helâl kazanmak için yorulup evine dönen kimse, günahsız olarak yatar ve yatağından Allah’ın sevdiği kimse olarak kalkar. (Acluni, a.g.e., I, 285)

Yukarıdaki durumun aksine haram kazanç konusunda hadislerde: “Haramla beslenen bir vücudun ateşte yanmaya daha layık.” (Acluni, a.g.e., II, 175) olduğu belirtilmekte, bu konuda Hz. Ömer’in oğlu Abdullah şöyle demektedir: “Bir Müslüman olarak kambur oluncaya kadar namaz kılsanız, kıl gibi incelinceye kadar oruç tutsanız, haram kazançtan uzaklaşmadıkça bu ibadetleriniz kabul olmaz; onların size bir faydası da olmaz.” (Gazali, İhya-ü Ulumiddin, I, 191) Şahıslara ve onların mallarına ihaneti yasaklayan hain ve aldatıcıları İslâm toplumundan uzak fasık ve facirler olarak niteleyen Allah Rasûlü kamu malına ve hukukuna ihanet eden hainleri son derece yererdi. Nitekim o, Huneyn savaşından sonra ganimetlerin toplandığı yerde ayakta durmuş ve eline devesinin hörgücünden bir tüy alarak oradaki insanlara şöyle hitap etmiştir: “Ey insanlar! Benim sizin ganimetlerinizde gözüm yoktur, hatta şu tüyde bile. Bir dikiş iğnesi de olsa ganimetin, kamu malının gasp edilmemesini, kıyamet gününde kamu malı gasp edenler için, gasp ettikleri bu malların ancak bir ar (utanç), bir rezalet vesilesi be bir ateş (azap) olacağını vurgulamışlardır.” (İbn Mace, Cihat, 34; Ebu Davut, Sünen, Cihat, 131) Bu konuda yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de de: “…Kim emanete (kamu malına) ihanet ederse, kıyamet günü, hainlik ettiği şeyin günahı boynuna asılı olarak gelir…” (Al-i İmran, 161) buyurulmaktadır.

Hayatın her alanında doğruluk ve dürüstlüğü emreden yüce dinimiz, görüldüğü üzere dürüstlüğü helâl kazancın temeli saymakta, âlemlerin efendisi Peygamberimiz de, hayatımızın her alanında ve özellikle de helâl kazanma ve ticarette dürüst olanları cennetle müjdelemektedir. Nebiler sultanı: “Elbette doğruluk, mümin kişiyi iyiliğe, iyilik onu cennete götürür; bunun aksine hiç kuşkusuz yalan, mümin kimseyi kötülüğe, kötülük de onu cehenneme götürür.” buyurmuşlardır. O halde, İslâm insanı Müslümanlar olarak bizler;
“İnsana sadakat yaraşır görse de ikrah,
Doğruların yardımcısıdır Hazreti Allah” demeliyiz ve bunu başta işimiz ve kazancımız olmak üzere hayatımızın her alanına hakim kılmalıyız.