Makale

GENÇLERDE GELECEK ALGISI Ve Güven Duygusu

GENÇLERDE GELECEK ALGISI
Ve
Güven Duygusu

Dr. Nebile Aslan
Uludağ Ü. ilahiyat Fakültesi

Gençlik, bireyi yetişkinliğe hazırlayan ve çocukluk dönemi yaşantılarından derin izler taşımakla birlikte, ondan farklı yepyeni bir yaşamın oluşmaya başladığı dönemin adıdır. Bu dönemde olaylar ve olgular arasındaki nedensellik ile anlam ilişkileri fark edilmeye, insana ve kâinata dair değerler keşfedilmeye başlanır. Gençler bu dönemde hem fizyolojik hem de psikolojik açıdan hızlı bir değişime maruz kalırlar. Bu nedenle kendisinde meydana gelen değişiklikleri tanımak, nedenlerim anlamak genç insan için son derece önemlidir. Ayrıca ideallere yönelik duyguların uyandığı ve canlılık kazandığı bu dönem, gençlerin hayata dair ve özellikle de kendisi ile ilgili olarak çok çeşitli duygu ve düşünceler geliştirdiği bir süreci içerir.
Bu gelişmeler, gençlerin ağır duygusal problemler yaşamalarına ve ümitsizlik hissetmelerine neden olabilmektedir. Özellikle ergenlik döneminde yaşanan yeni bir kimlik oluşturma süreci, gencin tam bir bilinmeyenler zinciriyle kuşatılmasına neden olmaktadır. içinde bulunduğu kültür ve gelenekten destek almasına rağmen, attığı her adım onu yeni bir bilinmeyene doğru çekmektedir. Böylelikle pek çok zorluğun bir arada yaşandığı bu dönem, güven duygusuna en fazla ihtiyaç duyulan, ama aynı zamanda da bu duygunun sık sık kaybedilebildiği bir dönem olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bilindiği üzere kimlik oluşumu, bu dönemin en önemli psiko-sosyal sürecidir. Özdeşleşme ise bu sürecin temel faktörlerinden biridir. Nitekim çocukluk döneminden başlayarak çevresindeki yetişkin insanları, özellikle de ana-babayı model alan genç, aile üyelerinin ideallerini, tutum ve davranışlarını benimser ve ergenlikten itibaren de farklı özdeşim modellerine yönelir. Doğal olarak, yaşanması hiç de kolay olmayan bu süreçte genç, sürekli değişen duygu ve düşünceler arasında bocalayabilir. İşte bu yüzden, dengeli bir kimliğin oluşumu, gencin kendisinde, süreklilik ve bütünlük görebilmesine, tutarlı ve düzenli yaşantı biçimleri geliştirebilmesine bağlıdır.
Bu zorlu süreçte, sağlıklı özdeşim modellerinin ve onlara karşı hissedilen güven duygusunun çok önemli bir yeri vardır. Ayrıca, bu duyguya sahip bireyler olarak yetiştirilmeleri, gençlerin olumlu bir gelecek algısına sahip olmaları açısından da son derece önemlidir. Çünkü algısal süreçler, bireye anlam veren etkileşim ve yaşantıların ürünüdür. Nitekim, zihinsel algılamaya konu olan herhangi bir uyaran (nesne ya da durum) karşısında birey, bu uyaranın belli özelliklerini analiz etmek suretiyle, söz konusu uyaran hakkında bir kestirimde bulunurken, öncelikle daha evvelki yaşantılarının kümelendiği yer olan belleği tarar ve yeni edindiği bilgiyi onlarla ilişkilen- dirmeye çalışır. Eğer geçmiş yaşantıları ve özdeşim modelleri ile olan ilişkileri onda güven duygusu oluşturuyorsa, genç insanın geleceğe dair algılama yeteneği de olumlu duygu ve düşüncelerden beslenerek gelişir.
Özdeşleşme süreci, gencin dinî düşünce ve duygularının şekillenmesinde de büyük katkı sağlar. Çünkü, model alınan kişilere yönelik olan duygusal bağlılık çok önemli olup, gencin, bu kişilerin dinî inanç ve kanaatlerini benimsemesini kolaylaştırıcı bir unsurdur. Bu konuyla ilgili olarak bazı yazarların hayat hikâyelerinde pek çok örneğe rastlamak mümkündür. Meselâ Ömer Seyfettin çocukken, annesinin onu sabah namazı kılması için uyandırışını şöyle anlatmaktadır: "Uykum yoktu. Anneme bakıyordum. Yeşil başörtüsü başında, bu ışıklı karanlık içinde bir hayal gibi hareket ederek Kur’an’ını aldı ve pencerenin kenarına, geniş sedire oturarak dokunaklı ve ince sesi ile okumaya başladı... Annemi bir meleğe benzetiyordum... Annemin şimdi Kur’an tutan ince parmaklarıyla okşadığı sarı ve çok saçlarıma dokunduğunu hisseder gibi oluyorum ve dalıyorum." (bkz. M. Nuri Yardım, Edebiyatçılarımızın Çocukluk Hatıraları) Yine Tolstoy’un şu sözleri de, din duygusunun oluşumunda annenin yeri ve önemi açısından güzel bir örnektir; "Annemden görerek tekrar ede ede öğrendiğim duaları söylerken, anneme karşı duyduğum sevgi ile Tanrı’ya karşı duyduğum sevgi tek bir duygu hâlinde kaynaşır." (bkz. Pierre Bovet, Din Duygusu ve Çocuk Ruhu) Güven duygusunun oluşumunda en önemli faktör, dikkate alındığını hissetmek ve kendini ifade etme imkanını bulabilmektir. Bunun için gençlere kulak vermek ve onları empatik duyarlılıkla dinleyebilmek son derece önemlidir. Çünkü dinlemek, karşıdaki insana değer vermenin en açık göstergesidir. Nitekim dinlenildiğini gören insan sevildiğini, kabul edildiğini, değerli olduğunu ve fikirlerine saygı gösterildiğini düşünür. Bu konuda en güzel örnekleri Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in davranışlarında görebiliriz ki o, büyükleri dinlediği, onlara değer verdiği gibi küçük çocuklara da değer verir, onlarla şakalaşır ve bir şey söyledikleri zaman onları dinlerdi.
Esasen güven duygusu ve olumlu gelecek algısı, İslâm dininin inananlara kazandırmak istediği duyguların en başında gelir. Nitekim ahirete iman, bu dinin temel esaslarından biri olup, müminlere güven verici ve onların geleceğe yönelik algılarını olumlu yönde şekillendirici bir içeriğe sahiptir. Kuşkusuz bu inancın sunumunda korku ve ümit dengesi gözetilmektedir ancak, Kur’an’da, "Allah, insanları işledikleri günahlar yüzünden hemen cezalandıracak olsaydı, yeryüzünde bir tek canlı bile bırakmazdı.(Fatır, 45)"; "Çünkü, O’nun rahmeti her şeyi kuşatmıştır. (A’raf, 156)"; "De ki: Ey nefislerine fenalık yapmakta ileri giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümid kesmeyin. Çünkü Allah, bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir." (Zümer, 53) gibi pek çok ayette de görüleceği üzere, Allah Teâlâ’nın rahmeti, korku verici unsurlardan daha ön plandadır. Allah’a ve ahirete iman eden insanlar, Allah’ın her şeyin tek hâkimi olduğunu bildikleri için, huzur ve güvenin O’nun emri ile gerçekleşeceğinin bilincindedirler. Ayrıca hem dünya hem de ahiret hayatı açısından, geleceğe yönelik algılamalarını bu güven duygusunun verdiği umut ile şekillendirirler. Çünkü her işinde Allah’a yönelen, her işinin karşılığını yalnızca Allah’tan bekleyen insan, Allah’ın yardım ve desteğini sürekli yanında hisseder. Böylelikle onlar, "Eğer Allah size yardım ederse, artık sizi yenilgiye uğratacak yoktur ve eğer sizi yapayalnız ve yardımsız bırakacak olursa, ondan sonra size yardım edecek kimdir? Öyleyse mü’minler, yalnızca Allah’a tevekkül etsinler." (Âl-i Imran, 160) emri gereğince, zorlukların geçici olduğu bilinciyle ve tevekkülün sağladığı güven duygusu eşliğinde hayatlarını sürdürürler.
Görüldüğü üzere güven duygusunun oluşumunda, "mümin insan" modeli önemli bir faktördür. Çünkü Allah’a güvenen insanları model alarak onlar gibi davranmaya çalışmak, güven duygusu elde etmeyi kolaylaştıran bir husustur. Kısacası gençlerin gelecek algılamalarının olumlu yönde gelişebilmesi, gerçek anlamda "mümin" olabilen modellerin varlığına ve onlarla kurulacak güven verici ilişkilere bağlıdır.