Makale

GELECEK KAYGISI Üzerine

GELECEK KAYGISI
Üzerine

Harika Özel
Fatih Ü. Tıp Fakültesi Hastanesi

Sınav kaygısı, iş kaygısı vs. nasıl adlandırırsak adlandıralım, yaşanılan, bilinemeyene dair bir kaygı aslında.
Kaygı, varoluşumuzun özünde var. Bir uyaranla karşı karşıya kalındığında duygusal, bedensel ve zihinsel olarak değişim ve tepkilere yol açan bir uyarılmıştık hâlidir. Kaygı, bir şeyi isteme, yönelme, karar verme ve hedefe yönelmede enerji sağlayan ve performansı arttıran bir durumdur. Bu sebeple belirli düzeyde kaygıya her zaman ihtiyacımız vardır. Hiç kaygı yaşamadığımızda, bir performansa yönelik isteğimiz de olmayacaktır.
Kaygının şiddetli olduğu durumlarda ise, içinde bulunulan durum daha çok tehdit olarak algılanıyor olabileceğinden, enerji verimli bir şekilde kullanılmayacak ve performans da olumsuz etkilenecektir.
Gençlerde gelecek kaygısını yaratan faktörlerden biri de, istedikleri meslek ile ilgili eğitim alabileceklerine ve iş bulabileceklerine dair yaşadıkları endişedir.
Aile ve çevrenin olumsuz tutumları, olanakların sınırlılığı, çocuklarını kendi gelecekleri için yatırım gibi görmeleri, gençlerin yükünü daha da artırmaktadır. Ayrıca, eğitim sistemindeki problemler, doğru yönlendirilememe, gençlerin bilgi ve eğilimlerine göre değil de, puanlarına göre seçim yapmalarına yol açmaktadır. Bu da gençlerin istemedikleri alanlarda eğitim almalarına, çalışma yaşamında motivasyon azlığına ve mutsuzluğa sebep olmaktadır. Bunlarla birlikte kendine güvensizlik, geleceğe yönelik endişeleri ve karamsarlığı da beraberinde getirir.
Eğitim almak, iş bulmak, sosyal ve ekonomik olarak refah yaşam beklentileri, geleceğe yönelik plânları ve duyguları etkilemektedir.
Başarının anahtarı hiç kaygı yaşamamak mı? Değil tabii...
Bugünü iyi değerlendiriyor olmak, geleceğe de yatırım yapmaktır, irrasyonel düşünceler (bir başarısızlığı bütün olaylara genellemek gibi), kendimizi ve dünyayı değerlendirmemizi olumsuz etkiler. Bu da güven kaybına ve umutsuzluğa yol açabilir.
Uzun ve kısa vadeli hedefler oluşturmak, haz ve başarının yaşanacağı aktiviteleri eklemek, problem çözme ve zamanı etkin kullanma becerilerini geliştirmek, bütün bunlarla birlikte olası engellere karşı da tolerans ve kabul geliştirmek önemli görünmektedir.
Başarısızlıkları ya da olumsuzlukları felaketleştirmek yerine, ders alınacak ve bir şeyler öğrenilecek deneyimler olarak değerlendirmekte yarar vardır. Bu şekilde bir değerlendirme, hem problem çözme kapasitesini artıracak, hem de geleceğe yönelik karamsarlık ve ümitsizlik duygularına kapılmayı da önleyecektir.
Durumu gerçekçi değerlendirmek gerekir. Gerçekçi olunmadığında hedefler, hem bireylere uygun olmayacak hem de beklenen performans gerçekleşmeyecektir. Hedeflerin doğru belirlenmesi "Ben kimim?" ve "Nasıl bir yaşam istiyorum?" sorularını yanıtlamaktan da geçiyor. Hedefler, kişiliğimizle uyumlu olduğunda, o duruma yönelik değerlendirmemiz de daha gerçekçi olacaktır. Hedef sadece diğerlerini mutlu etmek olduğunda ise, kendi bireyselliğimiz bu durumdan zarar görecektir. Sadece hedeflerin oluşu değil, onlar doğrultusunda yapılan plânlar da önemli. Plânların da hedefe göre belirlenmesi, kapasitemize uygun olması gerekir.
Sınavların olumsuz sonuçlarının ve iş görüşmelerinin, işe alımla sonuçlanmamasının kişiliğimizin bir göstergesi gibi algılamak yerine, süreci baştan değerlendirmek daha uygundur. Böyle bir değerlendirmeden kastedilen, bu sonuçlarla ilgili duyguları bastırmak değil, sonuçla ilgili duyguları (üzüntü gibi) yaşamaya izin vermek, ancak umutsuzluğa kapılmadan bu durumu deneyim hanemize kaydetmektir.