Makale

MUHAMMED EBÛ ZEHRE VE ZEHRETÜ’T-TEFÂSÎR İSİMLİ TEFSİRİ

MUHAMMED EBÛ ZEHRE VE ZEHRETÜ’T-TEFÂSÎR İSİMLİ TEFSİRİ MUHAMMAD ABU ZAHRA AND HIS COMMENTARY CALLED “ZAHRAT AL TAFASEER”

MUHAMMET YILMAZ
YRD. DOÇ. DR.
RECEP TAYYİP ERDOĞAN Ü. İLAHİYAT F.


ÖZ
Makalede, yirminci yüzyılda Mısır’ın ve İslam dünyasının seçkin âlimlerinden kabul edilen Muhammed Ebû Zehre’nin (1316-1394/1898-1974) 1951 yılında başlayıp vefat ettiği ana kadar kaleme aldığı ve Kur’an’ın 30 cüzünden 19 cüzünü oluşturan Zehretü’t-Tefâsîr isimli tefsirini metodolojik açıdan inceledik. Söz konusu eserde müellifin, rivayete ağırlık vermekle beraber dirayeti de ihmal etmediğini tespit ettik. Kur’an’ın Kur’an’la ve sünnetle tefsirine öncelik vermekle birlikte, ayetlerdeki belagata dair inceliklere yer verdiğini; lügat, sarf ve nahiv konularına işaret ettiğini, kıraat noktasında da bolca örnekler verdiğini belirledik. Fıkhî ve kelâmî konuları kendine has üslupla ele alan müfessirin, İslâm dünyasında muteber kabul edilen tefsirlerden de nakiller yaparak birçok görüşü bu eserinde bir arada sunduğunu gördük.

Anahtar Kelimeler:
Muhammed Ebû Zehre, Tefsir, Zehretü’t-Tefâsîr.


ABSTRACT
In this article, we examined the commentary of Muhammad Abu Zahra (1316-1394/1898-1974), well-known Muslim Egyptian scholar, in his Qur’anic exegesis Zahrat al-Tafaseer. Muhammad Abu Zahra began to write his exegesis, which consists the 19 out of 30 parts of the Qur’an, in 1951 and continued till the end of his life. In conclusion, we found out that even though mainly riwayah method was used in the exegesis, dirayah method was not neglected. The author paid attention to interpreting Qur’anic verses with the help of other verses and the sayings of the Prophet. He also pointed out the rhetorical aspects of the verses. Linguistic and grammatical issues were stated; and different styles of recitation were explained through several examples. Legal and theological matters were examined by means of a specific approach. Sources were selected with special care and quotations from widely-accepted works of exegesis were presented along with various views.

Keywords:
Muhammad Abu Zahra, Qur’anic Exegesis, Zahrat al-Tafaseer.


I. Hayatı, Kişiliği ve İlmî Kariyeri
A. Doğumu, Nesebi ve Kişiliği:

M
uhammed b. Ahmed b. Mustafa b. Ahmed b. Abdullah Ebû Zehre (1316-1394/1898-1974) 5 Zilkade 1316/29 Mart 1898 yılında, Mısır’ın ilim, ticaret, ziraat ve sanayi merkezlerinden biri kabul edilen “Mahalletü’l-kübrâ” şehrinde, İslâmî değerlere bağlı ve aynı zamanda saygın bir aile olan Ebû Zehre ailesine mensup olarak dünyaya gelmiştir. Dönemindeki seçkin ilmi medreselerde eğitim görmüş ve arkadaşları arasında keskin zekâsı, güçlü muhakemesi ve tutarlı düşünceleriyle dikkat çekmiştir.
Hayatı boyunca Kur’an ve tefsir ilimlerine dair eserlerden davet ve hi-tabete dair eserlere; fıkıh, usûl-i fıkıh, mantık’a dair eserlerden fukaha ve müçtehitlerin hayatlarını anlatan biyografik eserlere; toplum, siyaset ve aile düzeninden, temel insan hak ve hürriyetlerine kadar dînî ilim sahala-rının tamamına dair seksene yakın pek çok aydınlatıcı, faydalı eser telif etmiştir.
Ebû Zehre, ilmî kişiliğinin yanında takva sahibi, kanaatkâr, güzel ah-laklı, taassuptan uzak, itikatta ehl-i sünnet, fıkıhta Hanefi bir şahsiyettir. Gündelik çıkarlara esir olmayarak, milletin ve ülkenin menfaatlerini her türlü çıkarın üstünde tutmuş; Kur’an’a ve sünnete zıt uygulamalar karşı-sında devlet adamlarına dahi açıkça muhalefet etmiştir.

B. İlmî Kariyeri:
Ebû Zehre’nin çocukluğundan itibaren hayatının sonuna kadar devam etmiş olan ilmî hayatı ve kariyeri şöyle gelişmiştir: Dindar bir şahsiyet olarak tanınan babası Ahmed Ebû Zehre ve annesi Hadire hanımefendi tarafından Kur’an’ı ezberlemesi için gönderildiği mektepte hem okuma ve yazmayı öğrenmiş hem de henüz dokuz yaşında iken hafızlığını ta-mamlamıştır. Daha sonra, Arabî ilimlere ek olarak matematik, coğrafya gibi müspet ilimleri öğrenme maksadıyla gönderildiği okuldan mezun olup 1913 yılında, Mısır’ın önemli büyük şehirlerinden sayılan Tanta’ya gönderilmiş ve orada ikinci Ezher olarak da isimlendirilen el-Câmiu’l-Ahmedî’ye girmiştir. Buradaki üç yıllık öğrenimi sırasında üstün başarı ve dikkat çekici yükselme göstermiş olan Ebû Zehre, kendisini yeterli görmeyerek bu okuldan ayrılmış ve şer’i mahkemeler için hakim, kâtip, avukat ve müftü yetiştirmek üzere kurulmuş olan Medresetü’l-Kazâi’ş-Şer’î’ye girmiştir (1916). Dokuz yıl boyunca eğitimini aldığı bu okuldan 1925 yılında “Doktor” unvanı alarak mezun olmuştur.
1925 yılında, insanların haklarını savunmak ve onlara yardımcı olmak maksadıyla bir yıl kadar stajyer avukatlık yapmıştır. Bu eğitim onun şer’i ilimlere yaklaşımını ve bu ilimleri yorumlamadaki metodunu şe-killendirmiştir. Bir yıl süren stajyer avukatlıktan sonra ise, hazırlık seviyesinde Arap dili ve Fıkıh dersleri vermek ve Tefsir dersleri okutmak üzere Medresetü’l-Kazâi’ş-Şer’î’ye müderris (öğretmen) tayin edilmiş ve üç yıl süre ile bu görevi ifa etmiştir.
Bundan sonra Ebû Zehre için müderrislik; hocalık hayatı başlamıştır. Nitekim 1933 yılında el-Ezher Üniversitesi’ne bağlı Külliyyetü Usûli’d-din’in vaaz ve irşat bölümüne cedel, hitabet, dinler ve mezhepler tarihi müderrisi olmuştur. Burada okuttuğu derslere dair yazdığı eserlerle telif hayatına da başlamış olan müfessir, birçok dile tercüme edilmiş olan Hitabet, Târihu’l-Cedel, Târihu’d-Diyânâti’l-Kadîme, Muhâdarat fi’n-Nasrâniyye eserlerini bu dönemde kaleme almıştır. 2 Kasım 1934 tari-hinde o dönemdeki adı I. Fuâd Üniversitesi olan Kahire Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde hitabet müderrisliğine, bir yıl sonra da İslâm huku-ku hocalığına getirilmiş ve İslâm hukuku bölüm başkanlığını yürütmüş-tür.
1934-1942 yılları arasında Usûlüddîn Fakültesi’ndeki derslerini misafir öğretim üyesi sıfatıyla sürdüren Ebû Zehre, İslâmî Araştırmalar Cemiyeti (Cem’iyyetü’t-Dirâsati’l-İslâmiyye) ile Arap Birliği’ne bağlı İslâm Araş-tırmaları Enstitüsü’nün (Ma’hedü’d-Diraseti’l-İslâmiyye) kuruluşunda rol almış ve bu enstitüde hocalık yanında İslâm hukuku bölüm başkanlığı görevlerini üstlenmiştir (1952). Hanefî ve Şâfiî mezheplerine göre ka-nunlaştırma komisyonu başkanlığı görevini de yürütmüş olan Ebû Zehre, 1963-1964 yıllarında Ezher Üniversitesi’ne bağlı İşletme ve İdari Bilim-ler Fakültesi’nde (Külliyyetü’l-Muâmelât ve İdâre) İslâm hukuku dersleri okutmuştur.

C. Vefatı:
Üstün gayreti, fedakârlığı, cesareti, verdiği dersleri ve yazmış olduğu eserleri ile ömrünü İslam’ın ve Müslümanların hizmetine adamış olan Ebû Zehre, özellikle 1973’ün sonlarında ve 1974’ün başlarında İskende-riye Üniversitesi’nde, Kahire Üniversitesi’nde ve Müslüman Gençlik Cemiyeti’nde İslâm dinine saldıranlarla mücadele için birçok konferans ve toplantılar düzenlemişti. Ayrıca, Sosyal İşler Bakanlığı Aile Hukuku kanun tasarısındaki boşanma, çok eşliliğin sınırlandırılması, aile planla-ması ile ilgili olarak el-Ezher’de ve İslâm Araştırmaları Akademisi’nde oldukça keskin ve sert çıkışlar yapıyordu. Bu çalışmalar doğrultusunda, evinin önünde dinî, içtimaî ve sosyal alandaki sorunları konuşup tartış-mak; yeni fıkhî problemleri çözüme kavuşturmak için “İslam’ın Çağı-mızdaki Sorunları” adıyla büyük bir çadırda ulusal bir konferans dizisi başlatmaya karar vermişti. Bu dizi konferanslara başkanlık etme görevi de oy birliği ile Ebû Zehre’ye takdim edilmişti.
Ebû Zehre, 12 Nisan 1974 Cuma günü sabahın erken saatlerinde tüm masraflarını kendisinin karşılayıp yaptırdığı söz konusu konferans çadırı-nı gözetlemek ve son kontrolleri yapmak üzere toplantı yerine gelmişti. Gerekli teftişi yaptıktan sonra evine döndü ve evinin üst katındaki kütüp-hanesine çıktı. Amacı, başladığı Neml suresinin tefsirine öğle ezanına kadar devam etmekti. Ancak, bir sure sonra bir elinde tefsirini yazdığı kalemi; Neml suresi 19. ayetlerinin; (رَبِّ اَوْزِعْنِي اَنْ اَشْكُرَ نِعْمَتَكَ الَّتِي اَنْعَمْتَ عَلَيَّ وَعَلَى وَالِدَيَّ وَاَنْ اَعْمَلَ صَالِحًا تَرْضَاهُ وَاَدْخِلْنِي بِرَحْمَتِكَ فِي عِبَادِكَ الصَّالِحِينَ) bulunduğu sahifenin açık olduğu Mushaf’ı ve yazdığı tefsir sayfaları; diğer elinde kendisinin hazırlamış olduğu kahve fincanı olduğu halde alt kata inerken elinde tuttuğu Mushaf’ın ve yazdığı tefsir sayfalarının üzerine secde eder bir vaziyette düştü.
Bu düşmeden dolayı başından yaralanan ve cuma ezanından o günün akşam sonrasına kadar baygınlığı devam eden Ebû Zehre, 19 Rabîulevvel 1394 / 12 Nisan 1974 cuma günü akşamı 77 yaşında iken ruhunu mevla-sına teslim etmiş ve vefatının ikinci gününde yani 13 Nisan 1974 / 20 Rabîulevvel 1394 cumartesi günü Ezher Üniversitesi’nde cenaze namazı kılınarak ebedi istirahatgâhına defnedildi.

D. Hocaları:
Muhammed Ebû Zehre; ilmini, ahlâkını ve faziletini devrin ileri gelen hocalarından almıştır. Üstün ahlâka, hikmetli dini bilgiye, fıkıhtaki de-rinliğe, düşüncedeki engin hikmete hocaları sayesinde ulaşmıştır. Onun karakterini ve ilmi şahsiyetini en çok etkileyen; eğitim-öğretim, ahlâk, hukuk ve vatanperverlikte örnek aldığı hocalarından bazıları şunlardır: Eğitim-Öğretim: Ahmed İbrahim (ö.1955); Hukuk: Muhammed Ahmed Ferec es-Senhûrî (ö.1977); Ahlak: Muhammed Âtıf Berekât (ö.1924); Milliyetçilik-Vatanperverlik: Abdülvehhâb Azzâm (ö.1959); Edebiyat: Ahmed Emin (ö.1954); Fıkıh: Ali b. Muhammed el-Hafif (ö.1978) ve Abdülvehhab Hallâf (ö.1956); Hitabet: Muhammed Ahmed ez-Zevahirî (ö.1944), Abdülhamit Hasan (ö.1976) ve S’ad b. İbrahim Zağlûl (ö.1927).

E. Öğrencileri:
İlmi ve cesareti başta olmak üzere ahlâkî, siyasî, edebî, fikrî ve benzeri birçok konuda çağının seçkin ilim adamlarından sayılan Ebû Zehre’den etkilenen ve onun aydınlatıcı fikir ve görüşlerinden istifade etmiş olan çeşitli alanlarda birçok öğrencisi vardır. Gerek doğrudan öğrencilerini gerekse kitaplarından istifade ile onun fikirlerini benimseyip uygulama ve yayma çabası içerisinde olan öğrencilerinden bazıları şunlardır: Tefsir: Ahmed Seyyid el-Kûmî; İslam Tarihi: Muhammed et-Tayyib en-Neccâr (ö.1991); Hukuk: Abdülaziz Mûsa Âmir; Fıkıh: Muhammed Gazâlî (ö.1996), Seyyid Kutup (ö.1966), Yusuf b. Abdillah el-Kardâvî, Zeke-riyya el-Berrî, Salah Ebû İsmail, Vehbe Züheyli ve Ahmed Fethi Surûr.

II. Müfessir Kişiliği ve Zehretü’t-Tefâsîr İsimli Tefsiri
A. Müfessir Kişiliği:
Çok küçük yaşta Kur’an’ı ezberlemesiyle başlayıp vefat ettiği ana ka-dar devam eden süreçte Kuran ve Tefsir, Ebû Zehre’nin hayatında hep olmuştur. Fıkhî derslerinden dolayı tefsirle ilgilenmekten uzak kalmasına rağmen, zaman zaman konferans ve toplantılar sayesinde tefsirle olan ilgisini ve bağını devam ettirmiştir. Güçlü hukukçu kimliği yanında, Livâü’l-İslâm dergisinde yazdığı yazılar ve yaptığı ayet tefsirleriyle, radyo aracılığıyla devam ettirdiği 15 dakikalık 40’tan fazla tefsir oturu-muyla değerli bir müfessir olduğunu ispatlamıştır. Medresetü’l-Kazâi’ş-Şerî’de tefsir derslerinin Ebû Zehre’ye tahsis edilmiş olması da bu ilginin bir tesadüf olmadığını göstermektedir. Aynı zamanda el-Meclisü’l-A’la li’ş-Şuûni’l-İslâmiyye bünyesinde; Kur’an-ı Kerim’in kısa, öz ve kolay anlaşılır bir tefsirinin hazırlanması ve bu tefsirin diğer dillere tercümesi amacıyla Evkaf Bakanlığı tarafından 1960 yılında oluş-turulan ve otuz yedi bilim adamından oluşan komisyonun başkanlığını da Ebû Zehre yapmıştır. Nitekim yoğun çalışmalar neticesinde hazırlanan el-Müntehab fî tefsiri’l-Kur’âni’l-Kerîm / ألْمُنْتَخب في تَفْسيرِالقُرأن الْكَريم adlı eser birçok dile tercüme edilmiştir.
Kısacası, vefat edinceye kadar Kur’an’ın üçte ikisine tekabül eden tef-sir çalışmaları, radyodaki oturumları, Kur’an’la ilgili araştırmaları ve makaleleri düşünüldüğünde onun tefsir sahasında önemli gayret ve çalış-maları olduğu görülmektedir.

B. Zehretü’t-Tefâsîr İsimli Tefsiri
1. Tefsirin Yazılış Gayesi:
Müellif, daha çok dirayet özelliği taşıyan tefsirinin mukaddimesinde Kur’an’ı Kerim’in tefsirini yazmasındaki gayesini iki maddede şu şekilde belirtmektedir:
a. Geniş yada kısa yazılmış tefsirler, bu sahada dengeyi sağlayacak; çok uzun veya çok kısa olmayan, orta hacimli bir tefsirin yazılmasını doğur-muştur. Çünkü ayrıntılı klasik tefsirlerde; mezhebi kalıpların, fıkhî gö-rüşlerin, dramatik tahlillerin yahut da tartışmalı konulardaki cedel üslu-bunun, ihtilafların ve farklı görüşlerin ayrıntılı şekilde sunulmasıyla Kur’an’ın asıl maksadı dağılmakta ve böylece Kur’an’ın mucizevi yönü bu ihtilaf ve görüşler arasında gizli kalmaktadır. Bunun karşısında, kısa tefsirlerde de Kur’an’ın aydınlatıcı özelliği kendisini gösterememekte ve Kur’an manalarının etrafındaki tartışmaların az olmasıyla beraber mana Eşarî, Mu’tezile gibi belirli bazı mezheplere göre verilmektedir.
b. Kur’an-ı Kerim’in ilkelerine aykırı olmasına rağmen, müfessirlerin bir mana üzerinde mutabakat sağlamaları kendileriyle beraber başkalarını da hataya düşürmektedir. Örneğin;“اَهُمْ يَقْسِمُونَ رَحْمَةَ رَبِّكَ نَحْنُ قَسَمْنَا بَيْنَهُمْ مَعِيشَتَهُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَرَفَعْنَا بَعْضَهُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ لِيَتَّخِذَ بَعْضُهُمْ بَعْضًا سُخْرِيًّا وَرَحْمَةُ رَبِّكَ خَيْرٌ مِمَّا يَجْمَعُونَ Rabbinin rahmetini onlar mı taksim edip paylaştırı-yorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz taksim ettik; birbirlerine iş gördürmeleri için kimini kimine derecelerle üstün kıldık; Rabbinin rahmeti, onların biriktirdikleri şeylerden daha hayırlı-dır.” ayetinin tefsirine baktığımızda, müfessirlerin yorumuna göre bu ayette, zenginlerin fakirlerden üstün olduğu belirtilmektedir ki, bu anla-yış ne İslâmî ilkelere ne de dinin prensiplerine uygundur. Bu durumda bize düşen bu tür anlamları tashih etmek, Kur’an’ın şanına, peygamber-liğin kemaline uygun biçimde doğru olanı söylemektir. İşte bu sebep-lerden dolayı gücümüzün üzerinde gayret harcayarak, aklımızın kavradı-ğı kadarıyla Kur’an’ı Kerim’in gizemini ve manalarını ortaya çıkarmak için tefsirimizi yazmaya başladık.

2. Tefsirinde Esas Olarak Kabul Ettiği Prensipler:
Ebû Zehre’nin tefsirde göz önünde tuttuğu ve güvenip esas aldığı prensipleri şu şekilde maddelemek mümkündür.
a. Kur’an ve sünnetin diğer delillere olan üstünlüğü: Kur’an ve sünne-tin diğer delillere olan üstünlüğünü sıkça ayetlerin tefsirinde uygulamalı olarak kullanmıştır.
b. Siyak ve Sibak’a (bağlama) başvurması: Siyaka başvurmak, ayetten sonra gelen ve bir bakıma ayetin manasını veya içerdiği konuyu açıklayan ayetlere başvurmayı ifede eder. Ebû Zehre, “Ayetin bu anlamı, çoğu müfessirin mutabık olduğu ve ayetin siyakıyla da uyuştuğu, ittifak ettiği bir anlamdır.” “bu mana, ayetin siyakıyla ve konusuyla uyuşan kuvvetli bir manadır.” “Bu tercihimiz, ayetin siyakıyla da uyuşmaktadır.” gibi benzer ifadelerle tefsirde ayetin siyakına başvurmanın ne derece önemli olduğuna ve kendisinin bu prensip doğrultusunda ayetlere yorum getirdiğine işaret etmektedir. Aynı zamanda sibaka yani ayetten önce geçen ayet, konu ve iraba da dikkat etmiş; “Bu ayet, önceki ayetle (sibak’ıyla) bağlantılıdır.” “Bu ayet ile bundan önceki ayet arasındaki alâka şudur.”, gibi ifadelerle ayetleri öncesiyle ve sonrasıyla bir bütün olarak tefsir etmeye çalışmıştır.
c. Hususiliğini gösteren kat’î (kesin) delilin bulunmadığı yerde, lafzın umumiliğine göre ayete mana verilmesi: Usulcülerin söylediği ve mü-fessirlerin ortak uygulaması doğrultusunda müfessirimiz de tefsirinde bu kurala dikkat ederek, gerekli yerlerde lafızlara umumi veya hususi mana-lar yüklemiştir.
d. Lafzı, öncelikle zahirî manaya göre tefsir etmesi: Tüm müfessirlerin ittifakla kabul ettikleri bu hususla ilgili müfessirimiz çok defa: “Kur’an’ı zahirî anlamına göre tefsir etmek zorunludur.” “Zahirî anlamını verme-ye engel bir ayıp bulunmadığı müddetçe -ki bu durum Allah’ın kelâmın-da söz konusu olamaz- ayetlere zahirî anlamı dışında bir anlam verme-mek gerekir.” gibi ifadelerle bu konuya dikkat çekmiştir. Bu hususun metodunu teşkil ettiğini, zâhiri mana dışındaki anlamların doğru olmadı-ğını tefsirinde, İslâm hukuku ve Kur’an ilimleriyle ilgili telif ettiği eser-lerde dile getirmektedir.

3. Tefsirdeki Rivayet Ve Dirayet Metodu
Tefsirler farklı açılardan değerlendirilip, yorumlayanların durum ve metotları dikkate alınarak farklı taksimata tâbi tutulmuş olsalar da kay-nak itibarıyla iki guruba ayrılmaktadır:

a. Rivayet Tefsiri:
Kur’an-ı Kerim’in bazı ayetlerinin başka ayetlerle, Hz. Peygamber’in kavilleriyle ve sahabenin sözleriyle tefsir edilmesi esasına dayanan bir tefsir çeşididir. Bazıları buna, tâbiînin sözlerini de katmaktadırlar. Bu kaynaklarla yapılan tefsire, “rivayet tefsiri” denildiği gibi “me’sur” veya “naklî” tefsir de denmektedir.

a1. Kur’an’ı Kur’an’la Tefsiri:
İslâm âlimleri, müphem ve mücmel olan ayetlerin açıklanması konu-sunda en güvenilir tefsirin Kur’an’ın kendisi olduğunda hemfikirdirler. Ebû Zehre de, bu doğrultuda Kur’an’ın Kur’an’la tefsirine birinci dere-cede yer vermiş ve bu metodu sıkça kullanmıştır. O, mücmel olanın tafsil edilmesinde, mutlak olanın kayıtlanmasında, müphem olanın beyan edilmesinde, tercih edilen mananın kuvvetlendirilmesinde, kısa ve özlü anlatılan bir konunun başka ayetlerle ayrıntılı olarak açıklanmasın-da, zıt gibi gözüken ayetler arasındaki çelişki vehminin giderilmesin-de, âmm (Umumi) olanın tahsîs edilmesinde ve benzeri hususlarda Kur’an tefsirinden istifade etmiştir.

a2. Tefsirinde Kıraat İlmi:
Kıraat ilminin tefsir hareketlerinde önemli bir yeri vardır. Zira müfes-sirler kıraatlere dayanarak ayetlerden farklı hükümler elde etmişlerdir.
Müfessirimiz ise, yalnızca kıraat farklılıklarını göstermekle yetinme-miş, kıraat farklılıklarından dolayı meydana gelen anlam inceliklerine, irab durumlarına ve kıraat farklılıklarından doğan fıkhi mevzulardaki ihtilaflara işaret etmiş; bu durumları ayet ve hadislerle delillendirmiştir.
Bu bağlamda müfessir; kıraatlerin değişmesiyle meydana gelen farklı manalara işaret etmiş, bazen farklı kıraatlerin ortaya çıkardığı manaları cem etmiş, bazen ayetteki mütevatir kıraatlerin tamamına yer vermiş, bazen de şaz kıraatlere işaret etmiştir. Zaman zaman da farklı kıraatleri belirtip aralarında tercih yapmıştır.

a3. Kur’an’ı Sünnetle Tefsiri:
Rivayet tefsirinin ikinci kaynağı, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in açıklamala-rıyla yapılan Kur’an tefsiridir. Başta Sahabe olmak üzere, Tefsir ilmiy-le uğraşan tüm selef âlimleri, Kur’an ayetlerinin tefsirinde sünnete müra-caat etmişlerdir.
Müfessirimiz de, tefsirinde sünnetten azamî derecede faydalanmıştır.
Sünnetin kaynak olup olmaması ve bu metodun kullanılışıyla ilgili şu hususlar tefsirde dikkat çekmektedir:
Ayetle ilgili ve ayet manasıyla mutabık olan hadisleri zikretmiştir.
Kur’an’ı Kerim’i tefsir eden; açıklayan hadisleri ayetlerin tefsirinde zikretmiştir.
Yaptığı tefsirde yorumunu destekleyen bir hadisi destek mahiyetinde zikretmiştir. Aynı şekilde, bir ayetle ilgili farklı görüşler varsa, görüşleri ayrı ayrı zikretmiş ve tercih ettiği görüşü neden tercih ettiğini o görüşe uygun hadisi zikrederek vermiştir.
Hadisin zahirî manasının ayete zıt olduğunun düşünüldüğü durumlarda, hadisin ayete zıt olmadığını belirterek; o hadisle ayeti bağdaştırarak ayeti tefsir etmiştir.
Hadisleri naklederken çoğunlukla kaynak olarak istifade ettiği tefsire işaret etmiş ve kısa tutma amacıyla hadislerin senetlerini, tahriçlerini zikretmemiştir.
Zorlama ile yapılan tefsirleri ve rastgele yapılan tevilleri, sarih hadisle-ri delil getirmek suretiyle reddetmiştir.
Hadislerin sıhhat derecelerini, sahih olup olmadığını çok az yerde zik-retmiştir: “Buhârî’de rivayet edilmiştir.” “Müslim, Sahîhi’nde rivayet etmiştir ki,” “Buhârî’de, Müslim’de, Ahmed b. Hanbel’in müsnedinde ve İmam Şâfiî’nin müsnedinde Hz. Aişe’den şöyle rivayet edilmiştir.” “Sahîhân’da/Sahîhayn’de rivayet edilmiştir ki,” “İbn Mâce, Ömer (r.a.)’den rivayet etmiştir ki,” gibi ifadelerle hadisleri nakletmiştir.
Hadisi ifade etmek için, hadis sözcüğü yerine kimi yerde “el-eser/اللأثر” kelimesini kullanmıştır. “ve fi’l-eseri’s-sahîh” ifadesin-den sonra da hadisi zikretmiştir.
İnançla ilgili (akîdevî) ayetlerin tefsirinde, ahad hadisleri delil kabul etmemiştir.
Ebû Zehre, hadisleri genelde; ayette verilen mananın doğruluğunu teyit etmede, ayette geçen kelimeyi tefsir etmede, yaptığı tefsir veya tercihe delil teşkil etmede, hakiki ve mecazi manayı ifade eden ayetleri tefsir etmede ve müphem olanı beyan etmede kullanmıştır.

a4. Kur’an’ı Sahabe Sözleriyle Tefsiri:
Kur’an ve Hz. Peygamber’den sonra Kur’an’ı tefsir etmede üçüncü kaynak, Kur’an’ı ve tefsirini Hz. Peygamber’den dinlemiş ve öğrenmiş olan Sahabe’dir. Ebû Zehre, çok fazla olmasa da Sahabe rivayetlerini tefsirinde kullanmıştır. Bu rivayetleri çoğunlukla isim vererek zikretmiş-tir. Rivayetlerde çoğunlukla İbn Abbas’ın ve İbn Mesud’un yorumla-rına; zaman zaman da Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Ali’nin görüşlerine yer vermiştir.

a5. Kur’an’ı Tâbiîn Sözleriyle Tefsiri:
Kur’an tefsirinde başvurulan kaynaklardan biri de, sahabe derecesinde olmasa da bu alanda önemli bir yere sahip olan tâbiîn sözüdür. Tâbiîn’in tefsirdeki yeri ile sahabenin tefsirdeki yerinin hemen hemen aynı olduğunu söyleyen Ebû Zehre, Kitap, sünnet ve sahabe sözlerinde bir meseleyle ilgili açık hüküm bulunmadığında tâbiîn sözlerine müracaat etmenin gerekliliğini vurgulamaktadır. Başta Mücâhid olmak üzere, Hasan Basrî ve İbn Cübeyr gibi birçok tâbiîn müfessirlerinden nakiller yapmıştır. Özellikle isrâiliyyat türü haberlerin tefsir’e sokulmaması nok-tasında hassas davranmış ve bu tür haberlerin tefsire sokulmasına şiddetle karşı çıkmıştır.

b. Dirayet Tefsiri:
Müfessirin Arap Dili ve Edebiyatı’nın her yönünü, Arapça lafızların delâlet ettikleri bütün vecihleri, nüzul sebeplerini, Kur’an ayetlerinin nâsih ve mensûhunu ve müfessirin muhtaç olduğu tefsire ilişkin diğer hususları bildikten sonra; rivayetlere münhasır kalmadan Kur’an’ı kendi içtihadı ile tefsir etmesidir. Bu şekilde yapılan tefsire, “re’y ile tefsir” ya da “ma’kul tefsir” de denmektedir.

b1. Tefsirin Dil Yönü:
Kur’an’ın manalarını anlayabilmek ve tefsir edebilmek için, Arap dili-nin gelişiminin, yapısının ve üslubunun; kısacası, lügat, sarf ve nahiv ilimlerinin inceliklerinin de bilinmesi gerekmektedir. Müfessirimize göre de, tefsir ilminde dilin çok önemli yeri vardır; çünkü Hz. Peygam-ber, sahabe ve tâbiînden sonra tefsirin üçüncü kaynağı dildir. Bu ne-denle o, ayetlerdeki kelimeleri; lügat, nahiv ve belagat açısından ele al-mış ve değerlendirmiştir.
Lügat İlmi Açısından: Ebû Zehre, kelimenin aslını ve lügavî manasını açıklarken, Kelimenin lügavî ve ıstılâhî anlamları arasındaki bağlantıyı belirtirken, birden çok anlam ifade eden bir kelimenin farklı anlamları-nı izah ederken, kelimenin farklı lügavî anlamlarını belirttikten sonra o ayette kastedilen anlamını verirken, kelimenin iştikakı (müteaddî-lâzım) itibariyle manasının değişikliğini vurgularken, kelimenin ifade ettiği farklı anlamları belirttikten sonra tercih ettiği görüşe işaret eder-ken ve karşıt (zıt) anlamlı kelimeler arasındaki farkı belirtirken lügat ilminden sıkça istifade etmiştir.
Sarf-Nahiv İlmi Açısından: Ebû Zehre, tefsirinde çok fazla teferruata girmeden ayetlere daha fazla açıklık getirmek ve onların daha iyi anla-şılmasını sağlamak amacıyla sarf ve nahiv kaidelerine yer vermiştir. Ke-limelerin cümle içinde kullanılışını ve bu nedenle aldığı değişik manala-rı; veznini, isim veya sıfat olduğunu belirtmiş; ayrıca mübteda-haber, mefûlü mutlak, i’lâl, hazif, istisnâ ve benzeri sarf ve nahiv ku-rallarına gerekli gördüğü yerlerde teferruata girmeden; kısa, açık ve anla-şılır bir şekilde işaret etmiştir.
Bazen de kendine göre Kur’an’a zıt olan nahivcilerin dil kurallarını, “Allah’ın kitabı Kur’an, nahiv ve dil âlimlerinin belirlediği kuralların üstündedir.” “Nahivcilerin kaideleri, insanları bağlayıcıdır; Kur’an’ı bağlayıcı değildir.” gibi ifadelerle tenkit etmiş ve reddetmiştir.
Belagat İlmi Açısından: Beyan, meânî ve bedî’ ilimlerinden oluşan Be-lagat ilmi, Kur’an’daki eşsiz üslubu ve belagat inceliğini ortaya çıkara-bilmek ve lafızlardan kastedilen manayı anlayabilmek için müfessirin bilmesi gereken ilimlerden birisidir. Ebû Zehre’nin, belagatta büyük önem taşıyan bazı mana ve edebî sanatları, gerek kaynak olarak istifade ettiği başka tefsirlerden gerekse kendi görüşleri doğrultusunda Kur’an’ın ruhundan uzaklaşmadan kullandığını görmekteyiz.
Bu bağlamda, beyan ilminin kısımlarından; mecâz, kinâye, teşbih (Benzetme) ve isti’âre sanatlarını sıkça kullanmış; meânî ilminin konula-rından olan îcâz, itnâb, tekrâr, tekit, iltifât, takdîm, istifhâm sanatlarına hem kelimede hem de cümlede işaret etmiştir. Az da olsa tefsirde bedî’ ilmiyle ilgili örnekleri de görmekteyiz.

b2. Tefsirin Kelâmî Yönü:
İslâm dininin inanç esaslarına yönelik, muhaliflerin ileri sürdüğü şüphe ve itirazlardan dolayı meydana gelebilecek çeşitli şüpheleri ortadan kal-dırmak amacıyla, kesin deliller kullanarak dini akidelerin ispatına güç kazandırmayı amaçlayan ilim dalına “Kelâm İlmi” denir. Tefsir’de Kelâm sahasındaki tartışmalı konuları, söz konusu ayetlerin tefsirinde değişik mezheplerin görüşleri ışığında açıklamaya çalışan Ebû Zehre, kelâmî konuların açıklanmasında genelde Zemahşerî’den nakiller yapmış-tır.
Müellifimiz, tefsirinde tevhit (Allah’ın var ve bir olması) deli-li, sıfâtullah konusu: istivâ’ ve yed (el) sıfatı; nübüvvet meselesi: resul ve nebî arasındaki fark, Peygamberlere imanın zorunluluğu, Peygamberler arasındaki fazilet-derece, Peygamberlerin cinsiyetinin erkek olması; Hz. İsa’nın nüzulü ve şefaat gibi önemli kelâmî konulara kendi metodu ve prensipleri ışığında yorumlar getirmiştir.

b3. Ebû Zehre’nin Fıkıh İlmine Bakışı ve Fıkhî Metodu:
Ebû Zehre, fıkhî mirası; etki, yönlendirme gücü ve sahasının genişliği bakımından doğuda ve batıda Müslümanların bıraktığı dengi olmayan en hayırlı ilmî servet olarak kabul etmekte ve yaşadığımız bütün toplumsal hastalıkların dermanının bu mirasta yer aldığını iddia etmektedir. Onun, özellikle ahkâm ayetlerini tefsir ederken diğer ayetlere nazaran daha geniş ve dikkat çekici yorumlar yaptığı gözlerden kaçmamaktadır. Tefsirdeki fıkhî metodunu ise şöyle ifade etmektedir: “Ahkâm ayetlerini tefsir etmedeki metodumuz; ibadetler, nikâh ve diğer ahkâmla ilgili ko-nularda Kur’an ile sabit olan hükümleri kavlî ve amelî sünnet yardımıyla açıklamaktır. Aynı şekilde; sünnetin açıklamasına ihtiyaç duyan ahkâm ayetlerini sünneti nebevî yardımıyla, bazen sünnetin ittifak ettiği görüşü tercih ederek, bazen de nassa yakın olanı tercih etmek suretiyle olacak-tır.”
Ebû Zehre’nin, tefsirinin mukaddimesinde kaleme aldığı bu görüşler dikkate alındığında tefsirdeki fıkhî metodu ile ilgili şu hususlar öne çık-maktadır:
Fıkhî noktada taassuptan uzak durması: Tefsirinde ele aldığı her konuyu tüm boyutlarıyla derinlemesine incelemiştir. Konuyla ilgili ayet, hadis ve diğer sözlere yer vermiş, fıkhın özüne uygun olarak her türlü taassup, delilsiz taklit ve fikri donukluktan uzak kalarak sadece Kur’an ve sünnetten hareket etmek suretiyle delillerin gerektirdiği tercihler yap-mıştır. Ahkâm ayetlerini tefsir ederken genelde dört mezhebe, zaman zaman da Caferiye ve İmamiye gibi kaynak kabul edilen diğer imamların görüşlerine yer vererek yorumlamıştır. Bazen bir konuda, görüşlerden biriyle yetinmiş, bazen de iki mezhep arasındaki farklı gö-rüşleri zikretmiştir. Çok az da olsa bazen zikrettiği görüşün kime ve hangi mezhebe ait olduğunu belirtmeden kaynaksız olarak vermiştir. Kimi yerde de, fıkıh âlimlerinin çoğunluğunun görüşü budur demek suretiyle fıkhî hükmü ayet ışığında açıklamıştır.
Tefsirin genelinde taassuptan uzak fıkhî açılımlar dikkat çekmekle be-raber, müellifimizin Hanefî fıkhına meyilli bir fıkhî yorumlama kullan-dığı gözden kaçmamaktadır. Özellikle Hanefî fıkhına ait görüşler daha tafsilatlı ve sıkça verilmektedir. Aynı şekilde bazen Hanefî mezhebinin görüşünün daha açık ve uygulama noktasında daha kolay olduğu belir-tilmiştir.
Ayete daha yakın ve sünnetle uyuşan fıkhî görüşlere ağırlık vermesi: Ayetin özüne ve anlamına uzak olan fıkhî tartışmalara girmek yerine, ayetin anlamına daha yakın olan ve Sünnetle örtüşen mezhep görüşlerine tefsirinde yer vermiştir.
Fıkhî konuları sınıflandırarak vermesi: Ayette herhangi bir fıkhî hük-mü farklı açılardan değerlendirmek gerektiğinde, okuyanın zihninde bir karışıklığa sebebiyet vermemek için konuları birbirine katmadan ayrı ayrı değerlendirip sunmuştur. Müfessirimizin bu tür uygulamaları farklı ayetlerde sıklıkla göze çarpmakta ve bu metot, okuyana konuyu daha kolay kavrama ve değerlendirme yapma imkânını vermektedir. Nite-kim ayetler bağlamındaki; hırsızlığın cezası, recim/zinanın cezası, Bir defada üç talâkla boşama, çok eşle evlilik (teaddüd-i zevcât) ve faiz/ riba gibi fıkhî konularda kendine has ve dikkat çekici yorumlar yapmıştır.

Sonuç
Ebû Zehre, tefsirini Kur’an ve Sünnet ışığında, çağın getirdiği genel bilgileri ve farklılıkları göz önünde tutarak ve kendine has bilgilerden de birçok şey katarak yazmıştır. Bunların yanında İslâm nizamına ve batı medeniyetine olan farklı bakış açısını da dikkate alarak; fıkhî, toplumsal, iktisadi, siyasi vb. birçok konu ve problemleri bu tefsirine dâhil etmiştir.
Sonuç olarak, tefsirde şekil ve muhteva yönünden dikkat çeken husus-ları şu şekilde özetleyebiliriz:
1. Rivayet metodu kullanılmış olmakla birlikte, daha çok dirayet ağır-lıklı olan bu tefsirde Kur’an ayetleri ayrı ayrı ele alınıp tefsir edilmiş; tefsirde en sağlam yollardan biri olan, Kur’an’ın Kur’an’la ve sünnetle tefsirine öncelik verilmiştir. Bununla birlikte sahabe ve tâbiîn sözlerin-den; yani rivayete dayalı her türlü tefsir malzemesinden yararlanılmıştır.
2. Genelde ayetler maddelendirilerek tefsir edilmiştir.
3. Her surenin tefsirinde o sureye giriş mahiyetinde yazılmış olan mu-kaddimede, surenin kaç ayet olduğu ve nerede nazil olduğu; genel konu-su, içeriği ve mekkî surelerde bulunan medenî ayetler gibi hususlar ri-vayetler ışığında belirtilmiştir.
4. Müfessirlerin birbirinden farklı görüşleri uzlaştırılarak verilmiş; gö-rüşler arasında bir zıtlığın, farklılığın olmadığı; bu görüşlerin uzlaştırıla-bileceği belirtilerek uzlaştırma bizzat kendisi tarafından yapılmıştır.
5. Tefsirde önemli derecede birçok kaynaktan faydalanılmıştır. İslâm dünyasında muteber kabul edilen tefsirlerden alıntılar yapılarak birçok görüş bir arada sunulmuştur. Bizzat isim zikredilerek özellikle Taberî, İbn Kesîr, Zemahşerî, Kurtûbî, Râzî, Kadı Beydâvî, Muhammed Abduh, Reşid Rıza gibi pek çok müfessirin görüşlerinden nakiller yapılmıştır. Zaman zaman Âlûsî ve benzeri diğer bazı tefsirlerden; ilmî eserlerden de istifade edilmiştir.
6. Bir ayetin sebeb-i nüzulü ile ilgili aynı bağlamda birden çok rivayet varsa, o rivayetler özetlenip tek bir anlam altında verilmiştir. Bazen de, sebeb-i nüzul ile ilgili rivayetler aktarıldıktan sonra biri tercih edilmiş; kimi yerde de farklı sebeb-i nüzul rivayetleri belirtildikten sonra, ayete en yakın görülen rivayet tercih edilerek o rivayet zikredilmiştir.
7. Kıraat özellikleri ve farklılıkları açıklanmış, bu farklılığa göre aye-tin alabileceği manalar belirtilmiştir.
8. Fakih olmasından dolayı tefsirinde fıkıhçı üslubun dikkat çektiği gözlerden kaçmamaktadır. Bu sebeple tefsirde -recmi kabul etmemesi, bir defada üç talakla boşamayı bir talak (boşama) kabul etmesi gibi- birçok fıkhî meseleyi işlemiş; birden fazla eşle evlilik, recim, sirkat gibi fıkhî konularda kendine özgü değerlendirmeler yapmak suretiyle bu sa-hadaki gücünü ispatlamıştır.
9. Fıkhî konularda Hanefî mezhebinin fikirlerine yer verilmekle bera-ber kendi anlayışına uygun düşen diğer mezheplerin görüşleri de değer-lendirilmiştir. Yer yer Hanefî mezhebinin görüşü ön planda tutulmaya çalışılsa da İmam Azam, İmam Şâfiî, İmam Malik, İmam Ahmed b. Hanbel, İmam Muhammed ve İmam Ebû Yusuf’un görüşlerinden de yeterince faydalanılmıştır.
10. Mücmel ve müşkil ayetler açıklanmış; İ’câzü’l-Kur’ân, Emsâlü’l-Kur’ân, Esbâb-ı nüzul, Kısasu’l-Kur’ân, Mübhemâtü’l-Kur’ân ve Aksâmü’l-Kur’ân gibi ulûmu’l-Kur’ân konularına değinilmiştir.
11. Sure başlarında bulunan “Hurûf-i Mukatta’a” konusuna kısaca de-ğinilmiştir. Bu noktada selefin görüşleri yanında kendi değerlendirmele-rine de yer verilmiştir.
12. Ayetler arasındaki münasebete riayet edilmiş; tefsirde ayetin siyak ve sibakı yani bağlamı dikkate alınmış ve buna göre tefsir yapılmıştır.
13. Tefsir edilen ayetteki lafzın hususiliğine dair güvenilir, kesin bir delil yok ise, o takdirde lafız umumi olarak değerlendirilmiş ve ayete umûmî mana verilmiştir.
14. Kur’an kıssaları konusunda, ayrıntıdan ziyade asıl maksat üzerinde durulması gerektiği belirtilerek Kur’an’ın temel hedefi doğrultusunda kıssalara ana hatlarıyla işaret edilmiş ve bu doğrultuda, onlardan nasıl ders ve ibret alınması; ne tür prensipler çıkarılması gerektiği kısaca orta-ya konmaya çalışılmıştır. İsrailiyyat konusunda çok hassas ve titiz oluna-rak, müfessirlerin tefsirlerinde bu tür kıssalara, Kur’an’a uygun düşsün ya da düşmesin çokça yer vermelerinden yakınılmıştır.
15. Kelâm ilmi ile ilgili ayetler tefsir edilirken çoğu zaman detaya inilmemiş; tevhit (Allah’ın varlığı ve birliği), sıfâtullah, iman, şefaat, Hz. İsa’nın nüzulü gibi pek çok kelâmi konu özellikle Ehl-i sünnet gö-rüşleri çerçevesinde izah edilmiştir. Zaman zaman da Mu’tezilî görüşlere atıfta bulunulmuştur.
16. Müteşâbih ayetler tefsir edilirken ayetin zahirî manası değil de te-vilî manası tercih edilmiştir. Yani ayet uygun şekilde başka ayetlerden de destek getirilmek suretiyle tevil edilmiştir.
17. Çok fazla teferruata girilmeden; ayetlere daha fazla açıklık getir-mek ve onların daha iyi anlaşılmasını sağlamak amacıyla lügat, sarf ve nahiv kaidelerine yer verilmiş; zorunlu olmadıkça sarf ve nahiv kaidele-rine değinilmemiştir. Ayrıca cümlede geçen istifham, tehir, tekit, tekrar, hazf ve ilâl gibi durumlara sık sık temas edilmiştir. Şiirle istişhad çok az da olsa kullanılmış olup; ayetlerdeki belagat inceliklerine; beyan, meâni ve bedi’ sanatına dair konulara genişçe yer verilmiştir.
18. Ayetler, zahirî anlamın dışında yorumlanmasını gerektirecek sağ-lam bir delil bulunmadıkça öncelikli olarak zahirî anlamda tefsir edilmiş-tir. Eserlerinde prensibinin, “Zahirî anlamın verilmemesini zorunlu kıla-cak sağlam bir nas bulunmadığı müddetçe kesinlikle lafzın zahirî mana-sına hamledilmesi” olduğunu söylemiştir.

Kaynakça
Abdürrazzak, Ebû Bekir, Ebû Zehre: İmamu asrihî, hayâtühü ve eseruhü’l-ilmiyyü, Dâru’l-İ’tisâm, Kahire 1985.
_____, Ebû Zehre: fî re’y ulemâi’l-asr, Dâru’l-İ’tisam, Kahire 1986.
Aydın, Muhammed, Genel Tefsir Kuralları, Nûn Yayıncılık, İstanbul 2009.
Cerrahoğlu, İsmail, Tefsir Tarihi, Fecr Yayınları, Ankara 2005.
el-Cezzâr, Abdü’l-Müiz Abdülhamid, “Min-a’lâmi’l-Ezher: Muhammed Ebû Zehre”, Mecelletü’l-Ezher, c. 56, sayı. 8, Kahire 1984.
el-Cündî, Enver, “Muhammed Ebû Zehre”, A’lâmü’l-karni’r-rabia aşere el-hicri: A’lâmü’d-da’veti ve’l-fikri, Mektebetü’l-Encelü’l-Mısriyye, Ka-hire 1981.
Çiçek , Yakup, Tefsir Usûlü, Sofya 1995.
Ebû Zehre, Muhammed b. Ahmed b. Mustafa b. Ahmed b. Abdillah, Zehre-tü’t-tefâsîr, Dâru’l-Fikri’l-Arabî, Kahire 2002.
_____, Dünya İslâm Birliği (el-Vahdetü’l-İslâmiyye), İbrahim Sarmış (çev), Esra Yayınları, İstanbul 1996.
_____, La Conception de la guerre dans l’Islam (Son Barış Çağrısı), Ce-mal Aydın (çev.), Şûle Yayınları, İstanbul 1998.
_____, el-Mu’cizetü’l-kübrâ: el-Kur’ân (Nüzûlühû-Kitâbetühû-Cem’uhû-İ’câzühû-Cedelühû-Ulûmühû-Tefsiruhû-Hukmü’l-Ğınâi Bihî), Dâru’l-Fikri’l-Arabî, Kahire ts.
_____, Tenzîmü’l-İslâmi Li’l-müctema’i, Daru’l-Fikri’l-Arâbî, Kahire ts.
Gümüş, Sadreddin, Kur’ân Tefsirinin Kaynakları, Kayıhan Yayınları, İstan-bul 1990.
Köse, Saffet, “Muhammed Ebû Zehre: Hayatı, İslâm Hukuku ve Diğer Di-siplinlerle İlgili Bazı Görüşleri”, İslâm Hukuku Araştırmaları Dergisi (İHAD), 2005.
_____, “Muhammed Ebu Zehre”, DİA, XXX, TDV, İstanbul 2005.
Paşa, Ahmed Fuat, Mevsûatü a’lâmi’l-fikri’l-islâmî; Muhammed Ebû Zehre, Kahire 1984.
Şübeyr, Muhammed Osman, Muhammed Ebû Zehre: İmamü’l-fukahai’l-muâsırîn ve’l-müdafiü’l-cerîü an hakaiki’d-din, Dâru’l-Kalem, Dı-meşk 2006.
Topaloğlu, Bekir, Kelâm İlmi, Damla Yayınevi, İstanbul 1996.
Vehdan, Nasır Mahmud, Ebû Zehre: Âlimen islâmiyyen, hayatuhû ve men-hecuhû fî buhûsihî ve kütübihî, 1. Basım, Şirketi’n-Nas li’t-Tıbaa, Kahire 1996.
Yeğin, Abdullah, Abdülkadir Badıllı, Hekimoğlu İsmail ve İlham Çalım, Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Büyük Lügat, TÜRDAV, İstanbul 1999.
Zehebi, Muhammed es-Seyyid Hüseyin, et-Tefsir ve’l-müfessirûn, Şirketü Dâru’l-Erkam b. Übey el-Erkam, Beyrut ts.
Zirikli, Hayreddin, el-A’lâm: Kâmûsu terâcim, Dâru’l-İlm li’l-Melayin, Beyrut 1996.

---------------------
Bu makale, 2010 yılında Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Temel İslam Bilimleri Anabilim Dalı, Tefsir Bilim Dalında Prof. Dr. Sadrettin Gümüş danışmanlığında yapıl-mış olan, “Muhammed Ebû Zehre ve Zehretü’t-Tefâsîr İsimli Tefsirindeki Metodu” baş-lıklı 354 sahifelik doktora tezi çalışmasına istinaden hazırlanmıştır.

Abdü’l-Müiz Abdülhamid el-Cezzar, “Min a’lâmi’l-Ezher: Muhammed Ebû Zehre”, Mecelletü’l-Ezher, Kahire 1984, c. LVI, sayı. 8, s. 1266-1273; Ahmed Fuat Paşa, Mevsûatü a’lâmi’l-fikri’l-İslâmî: Muhammed Ebû Zehre, Kahire 1984, s. 901; Hayred-din Zirikli, el-A’lâm: Kâmûsu terâcim, Dâru’l-İlm li’l-Melayin , Beyrut 1996, VI, 25-26.

Muhammed Osman Şübeyr, Muhammed Ebû Zehre, İmâmü’l-fukahâi’l-muâsırîn ve’l-müdâfiu’l-cerîu an-hakâiki’d-Dîn, Dâru’l-Kalem, Dimeşk 2006, s. 56-80; Saffet Köse, “Muhammed Ebû Zehre”, DİA, TDV, İstanbul 2005, XXX, 480-481.

Ebû Zehre, La Conception de la guerre dans l’Islam (Son Barış Çağrısı), Cemal Aydın (çev.), Şûle Yayınları, İstanbul 1998, s. 1.

Nasır Mahmud Vehdan, Ebû Zehre: Âlimen islâmiyyen, hayatuhû ve menhecuhû fî buhûsihî ve kütübihî, Şirketi’n-Nas li’t-Tıbaa, Kahire 1996, s. 11, 34.

Ebû Bekir Abdürrezzâk, Ebû Zehre: İmâmu asrihî, hayâtühû ve eseruhü’l-ilmiyyü, Dâru’l-İ’tisâm, Kahire 1985, s. 25-30.

Enver el-Cündî, “Muhammed Ebû Zehre”, A’lâmü’l-karni’r-rabia aşere el-hicri: A’lâmü’d-da’veti ve’l-fikr, Mektebetü’l-Encelü’l-Mısriyye, Kahire 1981, s. 35-49; Saf-fet Köse, “Muhammed Ebû Zehre: Hayatı, İslâm Hukuku ve Diğer Disiplinlerle İlgili Bazı Görüşleri”, İslâm Hukuku Araştırmaları Dergisi, 2005, s. 479-496.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, Dâru’l-Fikri’l-Arabî, Kahire 2002, I, 10-11; X, 5482.

Neml, 27/19.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, I, 10-11; X, 5482; Abdurrezzak, Ebû Zehre fî re’y ulemâi’l-asr, Dâru’l-İ’tisam, Kahire 1986, s. 225.

Vehdân, a.g.e.,s. 84.

Şübeyr, a.g.e., s. 118-119.

Şübeyr, a.g.e., s. 182.

Vehdân, a.g.e., s. 283-291.

Şübeyr, a.g.e., s. 100-102.

Zuhruf, 43/32.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, I, 18-19.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, I, 19.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, I, 241.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, II, 595.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, II, 999.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, II, 636.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, VI, 3124.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, IV, 1785.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, IV, 2139-2140

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, IV, 1967.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, IV, 2228.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, I, 341; VI, 2806.

Muhammed es-Seyyid Hüseyin ez-Zehebî, et-Tefsir ve’l-müfessirûn, Şirketü Dâru’l-Erkam bin Übey el-Erkam, Beyrut ts., I, 105.

İsmail Cerrahoğlu, Tefsir Tarihi, Fecr Yayınları, Ankara 2005, s. 37-38.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, III, 1611.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, VIII, 4289; IV, 2028.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, V, 2492.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, V, 2325-2326.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, IX, 4906-4907.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, IV, 1758.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, II, 821.

Zehebî, a.g.e., I, 267.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, X, 5124; Furkân, 25/18, X, 5261.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, IX, 4656.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, VI, 2872; VIII, 4352-4353.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, VI, 3229; VI, 3272.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, V, 2519.

Sadreddin Gümüş, Kur’ân Tefsirinin Kaynakları, Kayıhan Yayınları, İstanbul 1990, s. 45.

Yakup Çiçek, Tefsir Usûlü, Sofya 1995, s. 99.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, III, 1259.

Ebû Zehre Zehretü’t-tefâsîr, IV, 1996-1997.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, V, 2144-2146.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, V, 2378-2379.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, V, 1511.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, V, 2616-2617.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, I, 398.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, V, 2616.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, II, 783.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, III, 1448;, V, 2357.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, I, 255.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, IV, 1740.

Ebû Zehre, el-Mu’cizetü’l-kübrâ: el-Kur’ân, s. 560.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, V, 2458-2459.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, I, 521.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, II, 700- 703.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, II, 1059; VI, 2875-2876.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, II, 609-610.

Muhammed Aydın, Genel Tefsir Kuralları, Nûn Yayıncılık, İstanbul 2009, s. 57-58.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, I, 296; II, 912; IV, 2105; VIII, 4825; X, 5315.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, VII, 4253.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, IX, 4703.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, , I, 218.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, VII, 4307.

Zehebî, a.g.e.,I, 69.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, I, 25, 29.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, I, 115; I, 262; I, 510; VII, 4052; VII, 4084.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, I, 332; IV, 1717.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, I, 510

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, I, 29-30.

Zehebî, a.g.e., I, 170.

Zehebî, a.g.e., I, 176-179.

Ebû Zehre, el-Mu’cizetü’l-Kur’ân: el-Kur’ân, s. 586.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, , II, 641.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, IX, 4491.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, VII, 3669-3670; VIII, 3974.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, IV, 1808-1809.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, IV, 1719.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, IV, 1943-1944.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, VIII, 4343-4344; Başka örnekler için bkz. Mâide, 5/100 (الْخَبِيثُ وَالطَّيِّبُ), V, 2368-2369 ; A’râf , 7/168 (وَبَلَوْنَاهُمْ بِالْحَسَنَاتِ وَالسَّيِّئَاتِ), VI, 2995; Mâide, 5/2 (وَتَعَاوَنُوا عَلَى الْبِرِّ وَالتَّقْوَى وَلاَ تَعَاوَنُوا عَلَى اْلاِثْمِ وَالْعُدْوَانِ), IV, 2025-2026.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, VIII, 3961.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, III, 1435; VI, 3149.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, VII, 3551.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, X, 5218.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, VII, 4086.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, V, 2362.

Ebû Zehre, el-Mu’cizetü’l-kübrâ: el-Kur’ân, s. 553.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr r, II, 677-678; VI, 2804.

Bekir Topaloğlu, Kelâm İlmi, Damla Yayınevi, İstanbul 1996, s. 49.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, I, 236; III, 1170.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, VI, 2858.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, VI, 2863.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, V, 2279.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, IX, 5005.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, IV, 1937-1938.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, II, 919- 922.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, III, 1212-1213.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, III, 1242-1243.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, II, 936-937; a.mlf., Livâü’l-İslâm, yıl: 14, sayı: 9, 1380 (h), s. 579.

Köse, “Muhammed Ebû Zehre”, İslâm Hukuku Araştırmaları Dergisi, İHAD, s. 483-486.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, I, 40.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, III, 1657.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, I, 545.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, I, 545.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, II, 805-807.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, II, 602.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, V, 2339-2340.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, II, 805-806; V, 2341; V, 2343; V, 2360.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, II, 826-831; V, 2361.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, II, 760-764.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, IV, 1824-1828.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, IV, 2170-2181.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, X, 5141-5143.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, II, 773.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, III, 1583-1586.

Ebû Zehre, Zehretü’t-tefâsîr, II, 1044-1049; II, 1405-1407.