Makale

Dilimde, Kalemimide ramazan

Dilimde, kalemimde ramazan

Nuray Atcı


Kimi sözcükler vardır, tek bir sözcük, anlam ihtivası geniş, içinde birçok sözcüğün anlamını barındırır. “Ramazan” bu tür sözcüklere verilebilecek en güzel örnektir. Ramazan, tıpkı kütlesi büyük maddeler gibidir. İçinde sabır, teslimiyet, ibadet, anlayış, eşitlik, muhabbet, zaman, yasak, özgürlük, ceza, mükâfat, sevinç, bayram, şefkat, merhamet, heyecan, güzellik... sözcüklerinin de anlamını kapsar.
Millî kültürümüz içinde kök salmış olan ramazan; oruç tutmanın önemi, içinde barındırdığı Kadir Gecesi, atılan toplar, yakılan mahyalar, teravih, dolup boşalan camiler, evlerde okunan mukabeleler, iftar yemekleri, sahur hazırlıkları, ramazan manileri, gümbürdeyen davullar, hırka-i şerif ziyaretleri, bayram hazırlıkları, çarşı, pazar edebiyatımızda çeşitli yönleriyle unutulmaz sayfalar açmıştır.
Halk edebiyatının unutulmaz anonim eserlerinden olan mahalle bekçilerinin sahur mânileri ramazanın ilk gecesini müjdeleyerek başlar.
Hamd eyle daim Yezdan’a
Gark etti bizi ihsana
On bir aydır hasret idik
Şükür erdik ramazana
Bu mâniler ramazanın her gününe farklı bir tane gelecek şekilde mânici ya da bekçi tarafından tanzim edilir. Bu düzen ramazanın başlangıcı, Kadir Gecesi, ramazanın sonu şeklinde kronolojik biçimdedir.
Çok şükür bugünü gördük
Yüzümüzü yerlere sürdük
Hamdülillah sıhhat ile
Yirmi yedisine erdik, diyerek bin günden hayırlı Kadir Gecesi’ni müjdeleyerek haberdar eder.
Bu gece Kadir Kılındı
Mü’minler onda bulundu
Hazret-i Hak kabul eyle
Hayır, dualar olundu
Elveda ya şehr-i Ramazan
Oldun sen on bir aya sultan
Sende indi mübarek Kur’an
Dünyayı doldurdun hep nurlan,
diyerek coşkuyla bin bir müjde ve övgüyle karşıladığı ramazanı hüzünle uğurlar. Mukaddes bir misafiri uğurlarcasına…
Eski ramazan gecelerinde, ramazan eğlenceleri, geleneksel gösteri sanatlarımız olan Karagöz, meddah, ortaoyunu üçlemesi vardı.
Karagöz sadece bir gölge oyunu değil, aynı zamanda topluma tutulan bir ayna idi. Mevsimine göre kışın kahvehanelerde, yazın bahçelere kurulan perdelerde oynatılırdı.
Meddahlık ise bir tür tek kişilik gösteri idi. İyi bir performans gerektirirdi. Meddahlara kıssahan da denilirdi. Bunlar omuzlarında mendilleri ve ellerinde sopaları ile sahneye çıkar, son derece etkileyici kıssa ve hikâyeler anlatırlardı. Hikâyelerini beden dilinin bütün imkânlarını kullanarak anlatırlar ve seyirci hikâyeyi, anlatılanlara adeta şahit oluyormuş gibi dinlerdi.
Ortaoyunu ise canlı oyuncularla oynanan bir tür Karagöz idi. Burada Karagöz’ün yerini Kavuklu, Hacivat’ın yerini Pişekâr alırdı.
Klasik edebiyat diye de adlandırılan Divan edebiyatında kutsal günler, geceler, aylar için yazılmış olan lirik, didaktik birçok eser vardır. Bu eserler genellikle gazel, kaside nazım biçimindedir. Ramazan, bu nazım biçimlerinde didaktik, mesnevi nazım biçiminde ise çeşitli çağrışımlar ve lirik bir yaklaşımla karşımıza çıkar. Nesip bölümlerinde "Ramazan" konusunu işleyen kasidelere "Ramazaniyye" denmektedir. Bir de "nesip bölümlerinde", bayramın gelişi ve bayram coşkusunun işlendiği kasideler vardır ki bunlara da "îdiyye" adı verilmektedir. Ramazaniyyeler daha ziyade devlet büyüklerine ramazan ayının gelişini tebrik amacıyla yazılmıştır. Edebiyatımızda "Ramazaniyyelerin XVII. yüzyıldan itibaren yazılmaya başlandığı bilinmektedir. Ancak elimizdeki Ramazaniyye metinlerinin büyük bir kısmı XVIII. yüzyıla aittir. Bu durumda Ramazaniyyelerin XVIII. yüzyıldan itibaren rağbet kazanmaya başladığı söylenebilir.
Edebiyatımızda en çok Ramazaniyye yazan şair, Enderunlu Fazıl’dır. Yaklaşık on üç Ramazaniyye’si bulunan Enderunlu Fazıl’la birlikte Sabit, Nedim, Kâmi, Koca Ragıp Paşa, Şeyh Galip ve Enderunlu Vasıf gibi şairlerin de Ramazaniyyeleri bulunmaktadır.
Lale Devri’nin şairi Nedim’in, Veziri-i Azam İbrahim Paşa’ya yazdığı kasidede:
“Bağdaten sabit olup gurre firâşında imâm,
Hâb için yatmış iken etti teravihe kıyam.
Baş kaldırmadılar öğleyedek uyhudan
Yevm-i şek zevkine hazırlanan ashâb-ı kiram.
Şu soğuk günlere bir pâre ısındırdı bizi,
Bir gün evvel erişip geldi hele mâh-ı siyâm.
...” ifadelerini kullanır.
Fuzuli bayram coşkusunu ve kendisinde uyandırdığı çocuksu saf duyguları şu dizelerle dile getirmiştir:
Âfâk bütün hande, cihan başka cihandır;
Bayram ne kadar hoş, ne şetaretli zamandır!
(Ufuklar hep gülmekte, dünya başka dünyadır;
Bayram ne kadar hoş, ne neşeli bir zamandır)

Bayramda güler çehre-i mâ’sûm-i sabâvet,
Ümmîd çocuk sûret-i sâfında iyandır.
(Çocukluğun masum çehresi bayram gülümser,
Umut, saf bir çocuk suretinde görünür.)
Ramazaniyyelerde de halk edebiyatında olduğu gibi genellikle camilerin dolup taşması, içki müptelalarının ve tiryakilerin tövbe ederek oruca başlaması, ramazan davulu çalınması, iftar sofralarının çeşitliliği, teravih kılınması, hususi sohbetler düzenlenmesi, camilerin mahyalarla donanması, çeşitli eğlenceler düzenlenmesi gibi konular işlenmiştir. Bu konular işlenirken dinî duyguları coşturma amaçlanmıştır.
Günümüze yakın isimlere baktığımızda İstiklal Marşı şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un:
Yâ Rab, şu muazzam Ramazan hürmetine,
Kaldır aradan vahdete hail ne ise.
Yâ Rab, şu asırlarca süren tefrikadan
Artık ezilip büzülmesin millet ye’se
Mademki verdin bize bir ruh-ı nevin
Yâ Rab, daha bir nefha’i te’yid insin.
Rabb’e yakarışını görmekteyiz.
Yahya Kemal Beyatlı, “Atik-Valde’den İnen Sokakta” isimli şiirinde;

İftardan önce gittim Atik-Valde semtine,
Kaç def’a geçtiğim bu sokaklar, bugün yine,
Sessizdiler. Fakat Ramazan mâneviyyeti
Bir tatlı intizâra çevirmiş sükûneti;
Semtin oruçlu halkı, süzülmüş benizliler,
Sessizce çarşıdan dönüyorlar birer birer;
Bakkalda bekleşen fıkarâ kızcağızları
Az çok yakından sezdiriyor top ve iftarı,
dizeleriyle oruçlu insanların durumunu ve manevi iklimi tasvir etmiştir.
Arif Nihat Asya, “Ramazan Akşamı” şiirinde;
İftâr topu aksedince İhsâniye’den,
Seslendi ezanlarım, Süleymaniye’den,
Altında ve üstünde yanıp bin kandil
Nûr indi civara Nûruosmaniye’den.
dizeleriyle de İstanbul’da bir ramazan akşamını betimlemiştir.
Necip Fazıl Kısakürek:

Bu kaçıncı ramazan, daha kaç tane kaldı?
Renk uçuk, nakış silik, ocak sönük…
Ne kaldı?
mısralarıyla ramazanların önemine vurgu yapmıştır.
Türk Edebiyatında ramazan şiirleri yazan daha birçok şair vardır. Tevfik Fikret, Âşık Deryami, Dilaver Cebeci, Ömer Lütfi Mete, Hasan Akay sayabileceğimiz diğer isimlerdendir.
Oruç bir kalkandır. Oruç sabrın yarısıdır. Oruçlunun uykusu bile ibadettir. Yemekten ve içmekten kesilmek oruç değildir. Oruç çirkin söz söylemekten, kötü temastan, nefsin boyunduruğundan kurtulmak ve fena hareketlerden sakınmaktır. Ramazan, her Müslüman’ın iman ayıdır. Ramazan, rahmet ve bereket ayıdır. Ramazan ayı dilimizde on bir ayın sultanı olarak nitelendirilmiştir. Hem sosyal hayatı hem de ibadetleriyle ramazanı dolu dolu geçiren büyüklerimiz “Nerede o eski ramazanlar?” ifadesiyle özlemlerini dile getirirler. Şüphesiz ramazan ayını sultanlara yakışır şekilde karşılamak ve aynı şekilde uğurlamakta bizler için hayır vardır.