Makale

Din. Gelenek ve Modernite

Din, gelenek ve
Modernite

Mehmet Erdoğan

Şimdi modern insan derin bir ikilemde kendini arıyor.
Hem sahip olduğu değerler manzumesinden vazgeçmek, hem de modernitenin nimetlerine bîgâne kalmak istemiyor. İkisini birbirine karşıt olgular olarak algıladığından gelgit yaşıyor. Oysa din ve gelenek böyle bir ikilemi yapay buluyor. Çünkü din ve gelenek süreklilik niteliğiyle zaten modern olana ışık tutuyor. Modern insan ışığı yanlış yerde arıyor, işte o zaman kendisiyle çatışıyor.

Modernite, kendi değerler dünyasını getirirken diğer bütün değerlerle derin bir hesaplaşmaya girer. Dönüştürdüklerini kendine benzetmeye çalışır, dönüştüremediklerini ise inkâr eder. Müslüman tefekkürü, moderniteye karşı duymuş olduğu aşağılık kompleksi sebebiyle geleneksel olanın alanını geçmişle sınırlar ve dinî olanı buraya dâhil etmek ister. Böylece dinî olanla geleneksel olan çoğu zaman birbirine girer ve ayrıştırılması bir sorun olarak karşımıza çıkar.

Oysa din, ilâhî olanla beşerî tecrübenin ayrıştırılmasını bir sorun olarak görmez. Dinde esas olan inanç sistemidir. İnancın pratik hayata yansımaları bütün farklılığına ve çeşitliliğine rağmen dinin temel esprisiyle çelişmez. Yani din, hiçbir beşerî tecrübeyi bir tehdit unsuru olarak görmez. Çünkü dinin muhatabı insandır ve insan, sosyal ve kültürel bir varlıktır. Bir tarihe ve yaşama biçimine sahiptir. Din, bu tecrübeler alanında kendine inanç düzeyinde bir yer arar. Kurtuluş yolunu ve insanın mutluluk arayışını yaşanılan hayatın içinden çıkarır; ayrı bir şey sunmaz.
Bireysel ve toplumsal hayata bir bütün olarak bakar. Ana ilkeler koyar ve bunların içini doldururken insana sınırlarını gösterir.

Bilgi, ahlâk, adalet gibi göreceli ve değişken değerleri bir ilkeye; tevhide bağlar. Tevhit, varoluş çeşitliliğini yaratıcı gücün birliği içinde anlamak ve kabul etmektir.

Modernitenin asıl çıkmazı, insanı yaratıcı güç olarak merkeze koymasıdır. Evet, insanın yaratıcı güçleri vardır, ama bunlar sınırlıdır. Zaman ve ölüm denilen olgular, insanın bu sınırlılığını anlamamızı sağlar. Süreklilik ve varoluş sınır üstü bir olaydır. Bunu görmek istemediğiniz zaman yaratıcı iradeyle çatışırsınız. İnsana özgürlük ve mutluluk sunmak isterken onu kendi kısır alanına hapsedersiniz.

Gelenek, insanî tecrübenin zaman içinde kazanmış olduğu sürekliliktir. Kaynağı yaşanılan hayat ve o hayata şekil veren değerlerdir. Zaman değişir, değerler yeni işlevler kazanır ve gelenek yenilenir. Geleneğin yenilenmesi dinî değerleri inkâr etmez, onları işlevselleştirir. Hayat nasıl durağan değilse, din ve gelenek de durağan değildir. Bu olgular sürekli kendi içinde yenilenir. Yenilenen biçim midir, yoksa öz müdür? Asıl sorun işte budur. Biçim ve öz bütünün birer yansımasıdır. Biri diğerini belirler ve onları birbirinden ayıramazsınız. Öyleyse yenilenme bütünün kendisindedir.

Modernite, öz ve biçimi birbirinden ayırır ve biçim üzerinden arayışlara girer. Biçimi öncelemesi veya özü biçime indirgemesi, ürettiği değerler dünyasını görecelileştirir. Görecelilik ise süreklilikle çatışır ve kendini de kapsayan bir inkâr sürecine girer. Böylece modernite, gerçeği arayan insanın kendi gerçekliğini yok saymasına kadar varır.

Bu bağlamda İslâm’la İslâm kültür ve medeniyetinin geleneksel biçimlerini birbirinden ayırma çabalarını modernitenin bir ürünü saymak gerekir. İslâm ayrı, İslâm kültür ve medeniyeti ayrı olgular değildir. İslâm kültür ve medeniyeti, İslâm’ın değişen ve yenilenen yüzüdür. Bunun adı tarihsel süreçtir. Tarih, tıpkı insan hayatı gibi inişleri ve çıkışları olan, eskiyen, sonra kendini yenileyen canlı bir organizmadır. İnsanı tarihten kopardığınız zaman onu bütün değerlerden, hatta dinden bile koparmış olursunuz. İnsan kendine, böyle bir canlı organizmanın içinde hayat bulur. Şimdi modern insan derin bir ikilemde kendini arıyor. Hem sahip olduğu değerler manzumesinden vazgeçmek, hem de moternitenin nimetlerine bîgâne kalmak istemiyor. İkisini birbirine karşıt olgular olarak algıladığından gelgit yaşıyor. Oysa din ve gelenek böyle bir ikilemi yapay buluyor. Çünkü din ve gelenek süreklilik niteliğiyle zaten modern olana ışık tutuyor. Modern insan ışığı yanlış yerde arıyor, işte o zaman kendisiyle çatışıyor.

Dinin rehberliğiyle geleneğin tecrübesini yaşanan hayatla buluşturan insanlar, hem kendilerini yenileyecek hem de insanlığa yenilenme örneği sunacaktır.