Makale

Çevre Kirlenmesinin Görünmeyen Boyutları

Prof. Dr. Nazif Gürdoğan
Maltepe Üniversitesi İİB Fakültesi

Çevre Kirlenmesinin
Görünmeyen Boyutları

Cevre kirlenmesi derken; insanın özel ve sosyal çevresinde ortaya çıkan istenmeyen yan etkiler söz konusu ediliyor. Bir insanın; çevresi, evi, arabası, sahip olduğu dayanıklı ve dayanıksız tüketim malları, komşuları, iş yeri, soluduğu hava, içtiği su ve yaşadığı kent gibi çok boyutlu bir ortamdır. Özel çevre; evimiz, işimiz, arabamız, radyo ve televizyon gibi sahip olduğumuz taşınır ve taşınmaz nesneler arasındaki günlük hayattır. Sosyal çevre ise, toplumun bütünü tarafından paylaşılan denizler, dağlar, göller, nehirler, yollar, parklar, hava ve toprak gibi unsurlardan oluşmaktadır. Sosyal çevre çok geniş ve aynı zamanda özel çevreyi de içine almaktadır. Çoğu durumlarda sosyal çevreyi, özel çevreden soyutlamak mümkün değildir. Hava, su ve toprak toplumun sahip olduğu ortak ve insanların tüm ihtiyaçlarının karşılandığı vazgeçilmez kaynaklardır.
Kişiler olarak, dayanıklı ya da dayanıksız tüketim mallarını seçmekte büyük ölçüde özgürüz ama havayı, suyu ve toprağı istediğimiz biçimde kullanmakta özgürlüğümüz sınırlıdır. Ayrıca özel çevremizi etkileyen birçok değişkeni yönlendirme gücümüz de yoktur.
Çevre sorunları, bir üretim ya da tüketim faaliyeti sonucunda sosyal ve özel çevredeki olumsuz etkilerdir. Daha genel bir deyişle, evreni, tabiatı ve insanı maliyeti sıfır olan bir öz kaynak gibi görüp, onlardan sonuna kadar faydalanmayı tek amaç hâline getirmiş ekonomizmin önlenemez sonucudur. Su, hava ve toprak tüm dünyada, kendilerine karşı hiçbir sorumluluk yüklenilmeyen ve bedava ürünler dağıtan mağazalar zinciri olarak algılanmaktadır. Hâlâ ekonomi kitaplarında hava, ekonomik açıdan kıt kaynak sayılmamaktadır. Havanın pazar mekanizması içinde oluşmuş bir fiyatı olmadığından, iktisadi değeri de yok sayılıyor. Oysa önümüzdeki yıllarda havanın da maden cevheri gibi saflığı önem kazanacaktır. Ayrıca hava hayatın devam etmesinde vazgeçilemez bir yere sahiptir. Çünkü havasız hiçbir canlı hayatını sürdüremez.
Üretimin ve buna dayalı olarak tüketimin her yıl belirli bir oranda artmasının sonucu, çevre kirlenmesine yol açan artıklar da hızla çoğalmaktadır, İzmit körfezinde artık balık yakalamak mümkün değil. Artvin çevresinde tarımsal üretim bütünüyle durmuş durumda. İzmir körfezinde denize girmek, imkânsız. İstanbul ve İzmit arasında derin bir nefes almak zehirlenmeye hazır olma anlamına gelir. Hava solunamayacak kadar kirlenmiştir. Artık her yerde kolaylıkla gözlenebildiği gibi dünyada ve Türkiye’de su, hava ve toprak kirlenmesi oldukça ileri boyutlara ulaşmıştır. Tabiatta insan eli değmedik, gürültüsüz bir köşe kalmadı.
Çevre kirlenmesi adı altında toplayabileceğimiz su, hava ve toprak kirlenmesini bir aysbergin görünen kısmına benzetebiliriz. Aysbergin deniz altında kalan görünmeyen kısmı ise, ruh kirlenmesidir. Çevre kirlenmesi, ruh kirlenmesinin su, hava ve toprak üzerindeki yansımasıdır. Gerçek kirlenme suyun altında görünmeyen ruh kirlenmesidir. Ruh kirlenmesi elektrik gibi, varlığını ekonomik, sosyal ve kültürel çevrede ortaya çıkardığı etkilerle ortaya koymaktadır.
Ruh kirlenmesi, çevre kirlenmesi gibi somut biçimde algılanmadığı için, toplum ve kişiler ruh kirlenmesinin farkında değil. Oysa ruh kirlenmesi çevre kirlenmesinden çok daha tehlikelidir. Çevre kirlenmesi tabiatı tahrip ederken, ruh kirlenmesi insanı yok etmektedir. İnsanların bu yıkımın farkına varmaları uzun zaman alacaktır. Gerçi şimdilerde; ailenin çözülmesi, soygunlar, cinayetler, uyuşturucu alışkanlığı, terör eylemleri gibi sorunlar, ruh kirlenmesinin toplumdaki somut yansımaları olarak kolaylıkla gözler önüne serilebilmektedir.
Ruh kirlenmesi en yoğun bir biçimde, çağımız insanının değerlerinde kendisini gösteriyor. Günümüzde öyle bir insan tipi ortaya çıktı ki, bu insan elle tutamadığı, gözle göremediği değerlere hiç ilgi göstermiyor. Ayrıca bu insanın elle tutulur nesneleri ele geçirmek için giriştiği yarışta; ölçüsü ölçüsüzlük, ahlakı ahlaksızlık, değeri değersizlik, erdemi erdemsizliktir. Söz konusu insanın tutum ve davranışlarını belirleyen tek öge: Ekonomik çıkar sağlamak ve ele geçirilen ekonomik zenginliği büyütmek. Onun için çevre ve insanı hiçbir sorumluluk duygusu taşımadan acımasızca tahrip ediyor. Gerçekte tahrip edilen yalnızca tabiat değil, tabiatla beraber ruhtur.
Dünyada ruh kirlenmesinin önüne geçmeden, çevre kirlenmesinin önünü almak mümkün değildir. Bütün insanlığın büyük bir ruh temizliğine ihtiyacı vardır. Ruhlar seküler kültürün değerleriyle değil kutsal kültürün değerleriyle temizlenir.